7 Soruda Avrupa Birliği: AB Aslında Nedir? Ne Değildir? (Genel Bakış)

Buse Gültekin – Yardımcı Politika Editörü

Ne kadar sıklıkla insanların Avrupa Birliği hakkında konuştuğunu duyuyorsunuz? Özellikle Birleşik Krallık’ta yaşayanlar için cevap “oldukça sık” olacaktır. Haziran 2016’da Birleşik Krallık AB’den çıkmaya karar verdiğinden beri AB; Britanyalı siyasetçiler, gazeteler ve siyasi tartışmalarda en önemli konulardan biri haline geldi.

Peki AB hakkında ne kadar bilgiye sahibiz?

Brexit referandumundan sonra “AB nedir” sorusu Birleşik Krallık’tan yapılan Google aramaları listesinde ikinci sıradaydı. Referandumdan iki yıl sonra Britanlayalıların %44’ü bir AB vatandaşı olmanın ne anlama geldiğini hala bilmediklerini söylüyorlar.

İşte hakkında belki çok şey bilinmeyen Avrupa Birliği ile ilgili bazı temel bilgiler ve Brexit perspektifinden işin aslı:

1) AB bir ülkeler kulübüdür:

Image result for european union map

AB, toplamda 500 milyon nüfusa sahip 28 ülkeden oluşan ekonomik ve siyasi bir birliktir. Gayri safi yurtiçi hasıla (GSYİH) bakımından dünyadaki en büyük ekonomidir. GSYİH bir yerin ürettiği her şeyin değeridir. Birçok insan bunun ekonomiyi ölçmek için saçma bir yol olduğunu düşünüyor ancak yine de ekonomik zenginliği basitçe ifade etmek için küresel olarak kullanılma eğiliminde. 

AB bir ülke değil ama bazen bir ülke gibi davranıyor: yıllık bir bütçesi, seçilmiş bir parlamentosu, bir sürü yasası, bir merkez bankası ve bir yüksek mahkemesi var. Bazı yönlerden biraz Amerika Birleşik Devletleri gibi (ve bazı yönlerden kesinlikle değil).

2) Kimler AB’de?

Image result for european union flags

Hazır mısınız? *derin bir nefes* Avusturya, Belçika, Bulgaristan, Hırvatistan, Kıbrıs Cumhuriyeti, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İrlanda, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Malta, Hollanda, Polonya, Portekiz, Romanya, Slovakya, Slovenya, İspanya, İsveç ve (şimdilik) Birleşik Krallık.

Ayrıca hazırda bekleyen bazı üye adayları da var: Türkiye, Makedonya, Karadağ, Arnavutluk ve Sırbistan. Birliğin değerlerini benimsediklerine söz verene kadar AB katılmalarına izin vermeyecek. Temel olarak AB, üyelerini söz konusu ülkenin her zaman insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı gösterdiğinden emin olduktan sonra kabul ettiğini belirtiyor. Birçok AB ülkesinin bu meselelerin herhangi birinde kusursuz olmaması göz önünde bulundurulduğunda pek çok insan bunun iki yüzlü bir duruş olduğunu düşünüyor.

3) AB ne değildir?European Council, 17 and 18 October 2018

  • Avrupa Ekonomik Alanı (AEA)

AEA, AB’ye karışıklık yaratacak derecede benzeyebilir. Tamamen aynı ülkeleri içinde barındırıyor ve bu; malların, hizmetlerin, sermayenin ve insanların serbestçe dolaşabildiği bir “tek pazar”. Farkı ise İzlanda, Lihtenştayn, Norveç (ve İsviçre teknik olarak olmasa da AEA’nın bir parçası gibi davranabilir) gibi AB üyesi olmayan ülkeleri ve balıkçılık ve çiftçilikle ilgili AB kurallarını uygulamayan ülkeleri de barındırması. 

Sadece Avrupa Ekonomik Alanı’nda olmanın avantajı balıklarınızla (Norveç ve İzlanda’da çokça bulunan) istediğinizi yapmanızdır. Dezavantajı ise nasıl olması gerektiği hakkında hiçbir söz hakkınızın olmadığı AB yasalarını kabul etmek zorunda olmanızdır.

  • Euro Bölgesi (Eurozone) 

Euro bölgesi 1999’da yaratılmış olan Euro para birimini kullanan tüm AB üyesi ülkelerdir. Sadece 19 AB üyesi, ya da AB’nin üçte ikisi, Euro bölgesinin içinde yer alıyor. Teknik olarak, müzakereleri reddeden Birleşik Krallık ve Danimarka dışında tüm AB üyeleri Euro’yu kabul edeceklerine söz verdiler. 2008 ekonomik krizi esnasında para biriminin neden olduğu bütün o dramdan sonra (bakınız: Yunanistan) eurozone dışındaki ülkelerin katılmaya istekli olup olmadıkları zamanla görülecek. 

  • Schengen bölgesi 

Schengen, bir kimsenin vize ya da pasaport göstermesine gerek kalmadan seyahat edebildiği bir bölgeyi ifade eder. Birleşik Krallık ve İrlanda dışında tüm AB ülkelerini kapsar. (Bu durum söz konusu ülkelerin AB’nin serbest dolaşım kurallarını çiğnediği anlamına gelmez. AB vatandaşları yine doya sıya Birleşik Krallık’ta* ve İrlanda’da yaşayabilir ve çalışabilirler, ülkeye girmeden önce sadece kuyruğa girip pasaportlarını kontrol ettirmeleri gerekir.) Schengen aynı zamanda bazı AB üyesi olmayan ülkeleri de kapsar: İzlanda, Lihtenştayn, Norveç, İsviçre, Azor Adaları, Madeira Adası ve Kanarya Adaları. 

*Tabii ki Brexit’e kadar

  • NATO 

Bu, içlerinden birinin saldırıya uğraması durumunda diğer ülkelerin gelip saldıran ülkeye karşı savaşmaya yardımcı olacağını söyleyen askeri anlaşması olan bir grup ülkedir. NATO, Amerika ve bazı AB üyelerini de içeren birçok Avrupa ülkesini kapsar. AB’den çıkmak Birleşik Krallık için NATO’dan çıkmak anlamına gelmez.

  • Avrupa Konseyi 

Bu neredeyse tüm Avrupa ülkelerinin parçası olduğu bir insan hakları kuruluşudur. Avrupa Konseyi’ni duymamış olsanız bile muhtemelen, kurmuş olduğu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni duymuşsunuzdur. Avrupa Konseyi; seçimleri takip ederek demokrasiyi korumak, spor karşılaşmalarında doping kullanımını durdurmak ve bir suçla suçlanan insanların adil bir şekilde yargılanmalarını ve işkence görmemelerini sağlamak gibi şeyler yapmayı hedefler. Birleşik Krallık AB’den ayrılsa bile Avrupa Konseyi’nin bir parçası olmaya devam edecek. 

  • Avrupa 

Avrupa bir kıta. Bu da demek oluyor ki Birleşik Krallık ne kadar referandum yaparsa yapsın Avrupa’dan çıkamaz. 

4) AB nasıl meydana geldi?

Image result for european union history

20. yüzyılın ilk yarısının Avrupa’nın en iyi zamanları olmadığını muhtemelen biliyorsunuzdur. 19 milyonu öldüren ve “tüm savaşları bitiren savaşın” ardından 60 milyonu öldüren İkinci Dünya Savaşı’nın gelmesi sadece 21 yıl aldı. 

1945’te savaşın sona ermesinden sonra tahribatın büyüklüğü ile şoka uğramış insanlar bunun tekrarlanmasını önlemenin yollarını aradı. Bir popüler sonuç şuydu: Eğer Avrupa daha fazla beraber çalışırsa ülkeler öylesine samimi olurlardı ki, birbirleriyle savaşmak düşünülemez hale gelirdi. Bu fikrin en büyük taraftarı? Bir Birleşik Avrupa Devletleri istediğini söyleyen Winston Churchill. 

İstediğini bulamadı. Onun yerine 1949’da Avrupa Konseyi kuruldu. Öncelikleri insan haklarını ve demokrasiyi teşvik etmekti. Ancak bazı ülkeler bunun Avrupa’yı birbirine bağlamada yeterince ileri gitmediğini düşündü. Böylece, 1952 yılında İtalya, Fransa, Belçika, Hollanda ve Batı Almanya (Doğu tarafı bu noktada ayrı, komünist bir yerdi) Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (AKÇT)’nu kurdu.

AKÇT tahmin edildiği üzere kömür ve çelik için bir ortak pazar kurdu. Bu, ülkelerin söz konusu ürünlerin herhangi bir sınırlama, engel veya ekstra maliyet (gümrük vergisi) olmadan ticaretini yapabilecekleri anlamına geliyordu. Peki neden kömür ve çelik? Aslında savaşırken bunlara çokça sahip olmak iyi bir şey çünkü bunlar silah yapımında, orduların nakledilmesinde ve buna benzer şeylerde kullanılıyordu. Yani düşünce şuydu eğer Avrupa ülkeleri kömür ve çelik endüstrilerini ayrılması zor olacak şekilde Avrupa ağıyla birbirine bağlarsa birbirlerine savaş açmadan önce iki kez düşüneceklerdi. AKÇT fikrini ortaya atan Robert Schuman’ı alıntılamak gerekirse bu “savaşı sadece düşünülmez değil maddi olarak da imkânsız kılacaktır”.  Birkaç yıl sonra AKÇT ülkeleri bu ticaret engeli barındırmayan kömür ve çelik değiş tokuşunun çok iyi gittiğini ve ortak pazarın hemen hemen her şeyi içerecek şekilde genişletilmesi gerektiğini düşündüler. 1958’de tüm malların, hizmetlerin, işçilerin ve sermayenin AKÇT ülkelerinde serbest dolaşımına izin verildi. (Bilginize: bu anlaşma Roma Anlaşması olarak anılıyor. Eminiz imzalarlarken nerede olduklarını tahmin edebilirsiniz!) 

1973 yılında Birleşik Krallık topluluğun bir hayranı olduğuna karar verdi ve İrlanda (ve Danimarka) ile beraber AKÇT’ye katıldı. AKÇT 1979 yılında bir parlamentoya sahip oldu ve diğer ülkeler üye olup olamayacaklarını sormaya başladılar. Topluluk, 1993 yılında Maastricht Anlaşması zamanında isim değişikliğine gitti ve bugünkü Avrupa Birliği oldu. 

5) Peki, AB nasıl çalışıyor (ve demokratik mi)?

Image result for european union institutions

AB, üç farklı insan grubu tarafından yönetilmektedir: AB Konseyi, Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Komisyonu. 

  • AB Konseyi

Konsey her bir AB üyesi ülkenin devlet/hükümet başkanlarından oluşuyor (İngiltere Başbakanı, Fransa Cumhurbaşkanı, Almanya Şansölyesi gibi). Bu insanlar ya da en azından sorumlu oldukları siyasi parti her ülkenin kendi vatandaşları tarafından seçiliyor, bu da AB’yi oldukça demokratik kılıyor.

Aynı zamanda bir Konsey Başkanı (ve Komisyon Başkanı- aşağıya bakınız- toplantılara katılıyor) var. Konsey Başkanı, konsey üyeleri tarafından seçiliyor ve her iki buçuk yılda bir değiştiriliyor. 

AB Konseyi her altı ayda iki kez toplanıyor ve AB’nin nasıl yönetilmesi ve önceliklerinin neler olması gerektiği hakkında fikir üretiyor. Ancak bu fikirleri uygulamak için hiçbir gücü yok, bu diğer grupların işi. 

  • Avrupa Komisyonu

Avrupa Komisyonu, her bir AB ülkesinden bir temsilci ve bir Komisyon Başkanından oluşur (Komisyon Başkanları AB Konseyi tarafından aday gösterilir ve Avrupa Parlamentosu tarafından onaylanır veya reddedilir). Her AB üyesi hükümet, Avrupa Komisyonu’nda temsilci olmaları için kendi adaylarını sunuyor, ancak hangisini kabul edileceğine Komisyon Başkanı karar veriyor. Şimdiye kadar çok demokratik değil.

Avrupa Komisyonu’nun görevi, AB’nin yeni yasaları ve politikaları için fikir üretmektir. Ancak bunları resmi olarak yasalaştıramıyor- bu, Avrupa Parlamentosu’nun işi. Komisyon ayrıca, AB ülkelerinin mevcut yasaları takip ettiklerinden emin olmakla yükümlüdür. 

Birçok insan, hiç kimsenin oy kullanmadığı bir grup insanın tüm bu gücü elinde tutmasından memnun değil, ancak bu model aslında, hükümet için fikir üreten, hükümet onları onayladıktan sonra politikaları nasıl uygulayacağına karar veren bir grup seçilmemiş insandan oluşan İngiliz Kamu Hizmetine oldukça benzer.

  • Avrupa Parlamentosu

751 Avrupa Parlamentosu Üyesi (MEP) vardır. Her AB ülkesi, nüfusu ile orantılı olarak birçok MEP’e sahip olmaktadır (Birleşik Krallık için bu sayı 73). MEP’ler, her beş yılda bir İngiliz milletvekilleri gibi AB ülkeleri vatandaşları tarafından seçilmektedir. Avrupa Komisyonu tarafından önerilen yasalara oy verirler: çoğunluk kazanır.

AB ülkeleri bu nedenle oy kullanmadıkları yasaları kabul etmek zorunda kalabilir. Antidemokratik mi? Bakış açınıza bağlı. Bazı insanlar ülkelerin kendi sınırları içinde olup bitenler üzerinde söz sahibi olmaları gerektiğini ve çok sayıda insanın (ve dolayısıyla daha fazla MEP’in) bulunduğu büyük ülkelerin daha küçüklerine göre bir avantajının olduğunu savunuyorlar.

Diğerleri, kişisel olarak oy kullanmadığınız bir siyasi partinin demokratik bir seçim kazanması, ülkenizin hükümeti olması ve şahsen kabul etmediğiniz yeni yasalar koymasının farklı olmadığını belirtiyor.

Ve AB’nin diğer önemli parçaları:
  • Avrupa Merkez Bankası

Avrupa Merkez Bankası çoğu ülkenin sahip olduğu merkez bankaları gibi çalışmaktadır: para politikasından sorumludur; bu, temel olarak finansal istikrarın sağlandığından emin olmak için ve fiyatlar yükseldiğinde insanların bir anda kendilerini gerçekten fakir hissetmemeleri için para arzını kontrol etmek anlamına gelir. 

Banka yalnızca Euro bölgesi ülkeleri içindir, yani Birleşik Krallık’ın hiçbir zaman ilgisi olmadı.

  • Avrupa Adalet Divanı

Sürpriz, bu bir mahkeme. Avrupa Adalet Divanı, AB yasalarını ihlal edenlerin yanlış rotalarını değiştirdiklerinden ve/veya yasadışı davrandıkları için cezalandırıldıklarından emin olmak için var. Avrupa Adalet Divanı’nda bütün yargıçlar altı yıl boyunca görevlerini sürdürüyor ve onaylanmalarından önce fikir birliğine sahip olunması gereken yargıçlar her AB ülkesinden hükümet başkanları tarafından seçiliyorlar.

6) AB parasını nelere harcıyor?

Image result for european union money knife and fork

Her yıl AB yaklaşık 145 milyar Euro harcıyor. Bu aslında ülke standartlarına göre çok fazla değil – Birleşik Krallık hükümeti her yıl yaklaşık 900 milyar Euro harcıyor (Kişi başına ortalama 13,500 Euro!).

AB parasını, kabaca ne kadar zengin olduklarına bağlı olarak farklı miktarlarda ödenek sağlayan üye devletlerden alıyor. Almanya toplam bütçenin 1/5’inden fazlasını ödeyerek birinci sırada yer alıyor. Birleşik Krallık ise üçüncü sırada (toplam bütçenin %13’ü). İrlanda, Yunanistan gibi ülkeler toplam bütçenin %1’inin biraz üzerinde Birliğe katkıda bulunuyorlar.

AB bütçesinin çoğu (%42’si) çiftçilere ödeniyor. Buradaki fikir, çiftçilerin daha üretken olmalarına yardımcı olarak (yani daha az maliyet ve/veya daha az çaba harcayarak daha fazla yiyecek üretmek) tüm AB vatandaşlarının uygun fiyatlı yiyeceklere sahip olmasını sağlayabilmek. Ama birçok insan bu kadar fazla paranın bu kadar az insana gitmesine karşı. AB vatandaşlarının sadece %4’ü çiftçilikle uğraşıyor, öte yandan neredeyse %25’i perakende, ulaşım, konaklama ve gıda endüstrisinde çalışıyor. 

Ve bazı insanlar bu AB parasının çiftçilerin çevre için zararlı, hayvanlara karşı acımasız ve insanların açlıktan öldüğü bir dünyada ahlak dışı olmasıyla eleştirilen kimsenin yemediği yiyecek dağlarını üretmelerini kârlı hale getirdiğini söylüyor.  

AB ayrıca bir öbek parayı da -bütçesinin 1/5’inden fazlasını- Cornwall ve Galler’in parçalarını da kapsayan AB içerisindeki daha yoksul alanları canlandırmak için harcıyor. Bir diğer %10 ise yenilik; araştırma; ve yaşlanmayı yavaşlatmak ya da dünyadaki herkese temiz su erişimi sağlamak gibi şeyleri çözmeye çalışan bilim insanlarına kaynak sağlamak için tahsis edilmiş durumda. 

Ve ayrıca AB, öğrencilerin öğrenim hayatlarının bir kısmını yurtdışında geçirdikleri Erasmus gibi programları da öder. 

7) “Dört Serbesti” nedir? Ortak pazardan farklılar mı?

Image result for the four freedoms european union

“Dört serbesti” malların, hizmetlerin, sermayenin ve insanların sınırlama olmaksızın AB üye sınırlarını geçebilmelerini ifade eder. Ortak pazar/tek pazar sadece dört serbestisinin hareket edebildiği bölgedir (yani AB). Bu nedenle iki terim birbirinin yerine kullanılabilir. Serbest dolaşım fikri AB için çok önemlidir- temel olarak en önemli şeydir.

Arkasındaki mantık ise insanlar ve diğer şeyler sınırları ne kadar kolay geçerse herkesin o kadar iyi durumda olacağı inancıdır. Ortak pazar taraftarı insanlar diğer AB ülkelerine vergi ödemeden bir şeyler satabilmenin işletmelerin daha çok kâr edebileceği ve alıcıların da daha ucuza mal ve hizmet satın alabileceği anlamına geldiğini söylüyor. Ya da birçok farklı ülkeden çalışanı işe alabiliyor olmak daha büyük bir yetenek havuzu ve değişik kültürlerin harmanlanması demek. Veya ücret talep edilmeksizin sınır ötesi para göndermenin, bir ülkede çalışan kişilerin başka bir ülkedeki aileyi daha iyi destekleyebileceği anlamına gelir. Ya da serbest dolaşım insanların daha fazla çalışmaya erişimi olduğu ve değişik yerlerde ve farklı kültürlerde hayatı tecrübe edebilmesi demek. Ve buna benzer şeyler.

Ancak herkes bu dört serbestinin hepsine (ya da hiçbirine) hayran değil. Büyük bir yersiz korku kaynağı ise Brexit taraftarlarını da kapsayan birçok insanın serbest dolaşımın çok fazla insanın düşük ücretli ülkeden daha yüksek ücretli ülkelere taşınmasına sebep olacağını düşünmesidir. Yaygın şikayetler arasında bu göçmenlerin daha sonra yerel kültürü sulandırması, hastane ve okul gibi hizmetler üzerinde çok fazla baskı yaratması ve yerel halkın iş bulmasını engellemesi yer alıyor. (Ancak bu iddiaları destekleyecek çok az bulgu var. Ayrıca çoğu AB göçmeni çalışıyor ve dolayısıyla yerel hizmetlerin gelişmesine yardımcı olan vergileri ödüyor.)

Mal ve hizmetlerde ticaret serbestisi söz konusu olduğunda, bazı insanlar bunun yerel endüstrilerin kapanmasına neden olduğunu (beraberinde iş imkanlarını da ortadan kaldırdığını) söylüyorlar çünkü aynı şeyleri daha ucuz ve/veya daha iyi üretebilecek komşu bir ülkeyle rekabet edemiyorlar.

Kaynak

Görsel Kaynağı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir