EURO POLİTİKA

Brexit Çıkmazında Sıradan Bir Gün

Şevval Koçak | ANALİZ

Birleşik Krallığın 2016 yılında yapılan referandum sonucunda yüzde 52’ye karşı yüzde 48 oyla Avrupa Birliği’nden ayrılacağını bildirmesinin üzerinden iki yıl geçti. Bu karar sonrası sürecin 2 yıl içinde tamamlanması planlanıyordu. AB’den ayrılma sürecini yeni bir başkanın yönetmesi gerektiğini savunan David Cameron’un Temmuz 2016 yılında ki istifasından sonra Theresa May hem Birleşik Krallığın yeni başbakanı hemde Muhafazakar Parti’nin genel başkanı olmak üzere göreve geldi. O tarihlerde ülkenin ilk kadın başbakanı Margaret Thatcher yada hepimizin lakabı ile tanıdığı ‘Demir Leydi’ye benzetilmiş olsada göreve geldikten sonraki iki yıl içerisinde çıkmaza giren Brexit süreci ve kriz yönetimindeki başarısızlığı ile gündeme gelmeye başlayan May artık Yüzüklerin Efendisi üçlemesinde Gollum karakterini canlandıran Andy Serkis tarafından içerisinde yaşadığı kişilik çatışması sebebiyle dalga konusu olmaya başlamıştı.

Muhafazakar Parti’nin AB’ye karşı kuşkulu bakışı ve İngiltere’nin Birliğe girdiği 1973 senesinden beri Euro bölgesi dışında kalmayı tercih edip Sterlin’i kullanmaya devam etmesi aslında bu evliliğin elbet birgün boşanmayla sonuçlanacığını gösterir nitelikteydi. Nitekim 2017 yılında Lizbon Antlaşması’nın 50.maddesinin yürürlüğe konmasıyla Londra-Brüksel arasında müzakereler resmi olarak başlatılmıştır. 29 Mart’ta AB’den çıkışın gerçekleşmesi planlanmıştı ancak çıkışa az bir süre kala İngiltere’de kasırga daha da büyümeye başladı.

Mütemadiyen Brexit’in tam tarihinde gerçekleşeceğinin altını çizen Theresa May, Avam Kamarası ile yaşadığı anlaşmazlıklar sonucunda Birlik’ten çıkışın ileri bir tarihe atılması talebinde bulunmaya başladı. May’in daha önce iki kez reddedilen Brexit anlaşması, mevcut koşullar değerlendirildiğinde üçüncü kez parlamentoya sunması için milletvekillerinden yeterli desteği alabileceği ihtimali oldukça düşük. Ortaya çıkan bu siyasi krize bir yenisi daha eklendi. 24 Mart Cumartesi günü yeni referandum talebinde bulunan yüz binlerce kişi sokağa çıktı. İngiliz halkının ‘Halka bırakın’ (Put it to the People) yürüyüşü beklenenin üzerinde bir katılımla gerçekleşti ve İngiltere tarihindeki en büyük protesto olarak tanımlanıyor. Ayrıca İngiltere Parlamentosu’nun dilekçelere ayrılan internet sitesinde 5 milyondan fazla imza AB’de kalmayı ve 50.maddenin işletilmesinin geri çekilmesi için toplandı. Asıl sorulması gereken soru şu: 2 yıl önce İngiltere’nin kendi sınırlarını daha fazla kontrol edebilmesi (göç karşıtlığı), egemenlikleri üstünde daha fazla kontrole sahip olması ve her yıl AB’ye yapılan ödemelerin durmasını isteyen dolayısıyla AB üyeliğinin ülkenin zararına olduğunu düşünen ve referanduma giden halk ne oldu da 2 yılın sonunda bu kararından ani bir manevra ile döndü?

Ayrılma anlaşması şu an bile onaylansa 29 Marttan önce gerekli olan tüm yasaları geçirmesi artık çok zor. Anlaşmasız ayrılık özellikle AB ülkeleriyle uzun süredir ithalat-ihracat yapan ticari firmalar açısından zorlayıcı olacağı öngörülürken ülke açısından piyasa da yiyecek ve tıbbi malzeme eksikliğinin kaçınılmaz olduğu da söylentiler arasında. Kısacası iş dünyası da gelecekte nasıl bir rota izleyecekleri konusunda ki bu belirsizlikten memnun değil. Anlaşmasız ayrılığı engellemek adına İngiltere Başbakanı Theresa May, Brexit’i ek süre talep ederek 30 Haziran’a ertelemek istedi ancak bu kadar uzun bir ertelemenin gerçekleşebilmesi için İngiltere’nin net bir planı olması gerek. Ayrıca Avrupa Birliği açısından 30 Haziran tarihi oldukça kritik; 23-26 Mayıs tarihleri arasında yapılacak olan Avrupa Parlamentosu (AP) Seçimleri’nde yasal olarak Birleşik Krallık’ta katılım göstermek zorunda. Bu durum May açısından aleyhine fakat anlaşmalı veya anlaşmasız Brexit’in iptalini isteyen milletvekilleri ve İngiliz halkı açısından onların lehine işleyecektir. AP Seçimlerinden önce bir tarihte gerçekleşmesi için 2 aylık bir süre var. Bu süre içerisinde yeni bir referandum yada yeni bir anlaşma düzenlemek için yeterli bir zamana sahip değiller. Britanya’nın AB’den çıkış tarihini AP Seçimlerinden sonrasına bırakması durumunda seçimlere yasal olarak katılmak zorunda. Yine cevabı olmayan sorulardan biri: Parlamentoya soktuğu milletvekillerinin pozisyonu Brexit’in gerçekleşmesi halinde ne olacak?

Theresa May, Brexit yanlısı bir insan değildi. Aslında hala da olduğunu düşünmüyorum. İnanmak başarmanın yarısıysa eğer referandum sonucuna göre ilerlemeye çalışan May inanmadığı bir süreci nasıl başarıyla sonlandırabilir ki? Bu kaos ortamı onun üstüne kaldı ve bu tablonun en önemli sorunlarından bir tanesi de Kuzey İrlanda’da ‘fiziki sınır’ oluşmasını engellemek. İngiltere’nin AB’den çıkma kararı almasından sonra adada şok etkisiyle Kuzey İrlanda’da halkının yüzde 55’i Avrupa Birliği’nde kalmak için oy kullanmıştı. AB fonlarıyla ayakta duran Kuzey İrlanda için AB’den çıkış, yardımların kesilmesi demek bu da onlar için ekonomik açıdan yıkıcı bir etki oluşturacaktır. İrlanda krizi, Hayırlı Cuma Anlaşmasını ve ticari ilişkileri sıkıntıya sokmakla kalmıyor aynı zamanda İrlanda Cumhuriyeti ve Kuzey İrlanda arasındaki serbest dolaşımın sürdürülebilirliğini de kırılgan hale getiriyor.

Üye ülkelerden Almanya bu süreçte her ne kadar mevcut duruma ılımlı yaklaşmaya çalışsa da son zamanlarda bu durumun bir an önce sonuçlanması gerektiğini 27 AB ülkesininde kendi geleceğini düşünmek zorunda olduğunu hatırlatmaya başladı. Bu sözlere Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan “İngiliz parlamentosu anlaşmayı reddelerse bu anlaşmasız ayrılık anlamına gelir” sözleriyle destek verdi. Fakat bu söylemler Birleşik Krallığın Birlik içerisinde istenmediği izlenimini yaratmamalıdır zira İngiltere AB’nin en büyük ikinci ihracat yaptığı ülke. Elbette sadece AB’nin İngiltere’ye ihtiyacı olduğunu söyleyemeyiz ancak sadece ekonomi ve ticaret alanında değil güvenlik ve savunma açısından da her ne kadar Avrupa Birliği’nin düzenli bir ordusu olmasada üye devletler arasında İngiltere’nin en iyi istihbarat servislerinden birine sahip olması onun konumunu daha hayati bir hale getiriyor.

2016 yılında İngiltere’de gerçekleşen referandum sürecinde İşçi Partisi, Birlik içerisinde kalmaktan yana bir tavır sergiliyordu. Şu anda devamlı Theresa May ve hükümetine karşıt söylemlerde bulunan Jeremy Corbyn, o yıllarda İşçi Partisi milletvekilleri tarafından kampanyalarda fazla çaba göstermemesiyle suçlanmıştı. Bugünler de de ardı ardına milletvekilleri istifasına tanık olduğumuz İşçi Partisi’nin referandumdan sonra oldukça kırılgan bir yapıya büründüğünü düşünüyorum. İngiltere Başbakanı Theresa May daha önceki aylarda Başkanlığını görev süresinin sonuna kadar devam ettireceğini söylemiş olsa da şuanki durum bunun tam tersini gösteriyor. May’in Avam Kamarası’nın Brexit anlaşmasına destek vermesi halinde istifaya hazır olduğunu kamuoyuna duyurduğu andan itibaren Jeremy Corbyn’ın ön plana çıkması beklenirken Avam Kamarası Başkanı John Bercow, May’in yerine düşünülen bir aday konumunda. Üstelik İngiliz Guardian gazetesinin May’in boşalan koltuğunu doldurmak için yarışacak isimleri sıraladığı listede: İngiltere’nin eski Dış İşleri Bakanı Boris Johnson, Eski Brexit Bakanı Dominic Raab, Johnson’ın istifası sonrası Dışişleri Bakanlığı’na gelen Jeremy Hunt, eskisi kadar büyük destekçi kitlesi olmayan İçişleri Bakanı Sajid Javid ve buna karşın giderek popülaritesini arttıran Matt Hancock (Sağlık Bakanı) gibi isimler yer alıyor. May’in AB ile anlaşmaya vardığı ama bir türlü parlamentoya kabul ettiremediği Brexit Anlaşması’nın oluşturduğu hassas ortam bu listedeki isimlere muhalefet olmaları için ellerine güçlü bir koz veriyor olsa da kimse May’e karşı direkt saldırıya hazır bir görünüm vermek istemiyor.

Sonuç olarak; Birleşik Krallık kendi içerisinde parçalanmış durumda. İngiliz basınının istifa etmesi konusunda May’in üzerinde kurduğu baskı giderek artıyor. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler ise Birlikten çıkmak isteyen ancak yine de ilişkileri tamamen koparmak istemeyen Londra’yı neyi isteyip neyi istemediğini bilmemekle suçluyor. Her ne kadar piyasa Soft Bexit’ten yana olsa da ayrılma kararının arkasında yatan ‘mülteci akınını engellemeyi’ amaçlayarak başlatılan bu süreç Hard Brexit’e doğru hızla ivme kazanıyor.