EURO POLİTİKA

Emekli Büyükelçi Daryal Batıbay ile Doğu Akdeniz Odaklı Söyleşi

Akdeniz bölgesinin ve özellikle Doğu Akdeniz’in son yıllarda artan kriz ve jeopolitik önemi karşısında bölge ülkelerinin paradigma arayışlarına girdiği gözlenmekte. Söz konusu bu çerçevede sizce önümüzdeki günlerde Akdeniz havzasının özellikle de Doğu Akdeniz’in hangi stratejik olaylar ve eğilimlerin etkileyeceğini öngörmektesiniz?

Doğu Akdeniz enerji kaynaklarından dolayı, giderek son yıllarda özellikle doğalgaz alanında bir üretim havzası olma yolunda ilerliyor. Mısır, İsrail’den sonra Kıbrıs’ın güneyinde de Afrodit denen bölgede doğalgaz rezervlerine rastladı. Fakat henüz daha tam belirlenemeyen başka rezervler de olduğu öngörülüyor ve nitekim Batılı enerji şirketleri (ENI, Exxon Mobil vs.) şu an araştırma yapıyor. Gelinen noktada en büyük doğalgaz kaynakları Mısır’ın münhasır ekonomik bölgesinde (MEB’inde) ortaya çıktı. Mısır, önemli bir üretici olma yolunda görülüyor. Özellikle Zohr denilen bölgede bulunan kaynaklar Mısır’ı ciddi üretici haline getiriyor.

Fakat bu Doğu Akdeniz’den bakış açımızı daha genele getirdiğimiz zaman, dünyada artan bir gaz üretimi olduğunu söyleyebiliriz. Kısacası arz var. Buna karşılık talepte de bir yavaşlama var ama küresel olarak söz ediyorum. Küresel talepte durgunluk var veya düşüş var. Önce talebi söyleyelim; bir kere alternatif enerji kaynaklarına bir yönelme tercihi var. Başta da Doğu Akdeniz yenilenebilir enerji kaynakları. İkincisi, yeni üreticiler piyasaya çıkıyor. Biliyorsunuz ABD, sıkıştırılmış kaya gazı ile büyük bir ihracatçı olma yolunda ilerlemekte. Dolayısıyla bu arz-talep dengesi ile görülebilir bir gelecekte, doğalgazın uluslararası fiyatında büyük bir artış olmayacağı ve mevcut düşük fiyat düzeyinin korunacağı beklentisi var. Uzmanlar hemen hemen bu konuda mutabık.

Böyle bir küresel ortamda, Doğu Akdeniz’deki üç ülkenin üretici olarak çıkması; yani önemli gaz ihracatçısı olmaları önünde ciddi sıkıntılar yaratıyor. Çünkü denizin dibinden çıkarılacak olan gazın bir de ulaşımı-pazarlanması sorunu var. Pazarlama iki türlü oluyor. Biri klasik boru hattı diğeri de sıvılaştırma yoluyla. Bu bakımdan Mısır, en büyük üretici olmasının yanı sıra aynı zamanda da pazarlama açısından en şanslı ülke olarak görülüyor. Çünkü zaten Mısır’ın ülke sınırları içinde iki tane sıvılaştırma tesisi var. Bunlar Zohr bölgesindeki bu büyük doğalgaz kaynakları bulununcaya kadar düşük kapasite ile çalışıyordu. Şimdi tam kapasiteye yükselecek ve Mısır’ı önemli bir üretici haline getirecek. Bu sıvılaştırma tesisini oluşturmak çok maliyetli bir şeydir ve Mısır’ın buna sahip olması bir avantajdır tabii ki.

Şu anda İsrail’in Leviathan denilen alanda bulduğu gaz miktarı, böyle bir sıvılaştırma tesisi kurmasını ekonomik açıdan rasyonel göstermiyor. Çok büyük bir yatırım gerekiyor da onun için. İsrail bu yüzden, “Ne yapmaya yöneldi?” diye soracak olursak; İsrail önce kendi iç pazarına gazının %60 küsurunu satmayı öngörüyor.

Başlangıçta bu Leviathan’dan çıkarılacak gaz ile Türkiye üzerinden bir boru hattı üzerinde duruldu. Fakat Türk-İsrail ilişkilerindeki mevcut durum, böyle kapsamlı bir ekonomik iş birliğine geçit vermiyor. Dolayısıyla son zamanlarda tanık olduğumuz şey, İsrail’in kalan gaz kapasitesini Mısır’a göndermeye çalışması ve sıvılaştırma tesislerine sevk etme hazırlığında olmasıdır.

Üretici olmak açısından bu üç Akdeniz ülkesinde en sıkıntılı olan Kıbrıs’tır. Mısır en avantajlısı demiştik. İsrail ise şu an belirlenen yataklarla, kaynak zenginliği açısından Mısır ile Kıbrıs arasında bir konumda yer alıyor. Kıbrıs’ın sorunu bir kere fiyat sorunu. Bu fiyat sorunu, şu anda kesinleşmiş rezervlerine bir sıvılaştırma tesisi kurmaya el vermiyor. Bir de tabii ki Türkiye-KKTC ve GKRY arasında ciddi bir siyasi problem var. Siyasi koşullar uygun olsa Kıbrıs açısından en uygun pazarlama yolu, İsrail ile birlikte Türkiye’ye boru hattının döşenmesidir. Sonuçta gayet yakın bir mesafe. Fakat sadece Kıbrıs’ın bulunan rezervleri bile bu yakın boru hattını ekonomik kılmıyor. Siyasi durumu bir kenara bırakalım dersek; ancak İsrail gazı ile birlikte şöyle bir senaryo düşünülebilir: İsrail gazını Leviathan’dan Kıbrıs’a boru hattıyla; böylece de bir kısmı Kıbrıs adasının güneyinden kuzeyine geçerek  denizden Türkiye’ye uzanacak boru hattı en makul pazarlama yolu olarak görülüyor. Fakat dediğim gibi bu ideal projenin hem İsrail hem Kıbrıs ayağı sorunlu. Çünkü İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin çok daha ağırı Kıbrıs’la var. Bir kere Türkiye, GKRY’yi tanımıyor. Sonuç olarak Kıbrıs sorununa bir çözüm bulunmadan, böyle bir enerji alanında işbirliği gerçekleştirmek çok güç. Gerçekçi olmaz. Bunun için GKRY, İsrail’i de beraber yanına alarak birçok büyük  boru hattı projesine teşvik ediliyor. Devamını okumak için…

 

Röportaj : İlkay TÜRKEŞ