EURO POLİTİKA

Prof. Dr. Serhat Güvenç ile Söyleşi

EUROPolitika: İlk defa II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya atılan Avrupa Ordusu fikrinin bugüne kadar hayata geçememesinin sebebi nedir sizce?

Prof. Dr. Güvenç : Ordunun bir ülkenin savunma siyasetinin bir aracı olduğunu düşünürsek savunma ve dış politika Avrupa bütünleşmesi içinde üye devletlerin en kıskanç biçimde egemenliklerini muhafaza etmeye çalıştıkları alan. Tabi enteresan biçimde entegrasyon projesinin öncülerinden biri de bu alanda başlıyor. Fransızların fikri olan ünlü Pleven Planı, Sovyetler Birliği bir tehdit olarak ortaya çıkınca Almanya’nın Avrupa savunmasına somut katkı yapacak hale getirilmesi ihtiyacı, bildiğimiz anlamda Avrupa Bütünleşmesi’nin ilk kurumlarından olan Avrupa Savunma Topluluğunun da bir tasarı olarak ortaya atılmasına yol açtı.  Fikir babası Fransız Savunma Bakanı René Pleven olan Pleven Planın amacı Alman askeri gücünü ulus üstü bir komuta altına koymak ve bu sayede Alman katkısını nispeten kabul edilebilir kılmaktır ama bu Fransız planı yine Fransızların egemenlik konusundaki hassasiyeti sebebiyle hayata geçmemiştir. Zaten Almanya’nın 1954’te NATO’ya katılmasıyla birlikte bu Alman katkısı meselesi bir ölçüde çözülmüştür. O günden sonra 90’lı yıllara kadar da Avrupa Birliğinde ya da Avrupa Entegrasyonu bünyesinde dişe dokunur bir Avrupa Ordusu fikri ortaya atılıp tartışılmamıştır. Güvenlikle ilgili meseleler özellikle Soğuk Savaş’ın son 10 yılında Batı Avrupa Birliği gibi çerçeve bir örgüt tarafından yürütülmüştür ama asıl olarak Avrupa Birliği’nin güvenlik ve savunmaya dönük girişimlerinde ağırlıklı olarak NATO’nun sahip olduğu altyapıya yaslandığı görüyoruz.

EUROPolitika: Almanya Başbakanı Angela Merkel ile Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un bir araya gelerek Elysee Antlaşması’nın güncellenmesi adına Aachen Antlaşmasını imzalamalarıyla yeniden canlanan bu fikri tetikleyen kilit olay sizce neydi?

Prof. Dr. Güvenç :   Trump!… Aslında bunun sürdürülebilir bir durum olmadığı çok uzun süredir birkaç 10 yıldır Amerikan yönetimleri tarafından çok nazik bir şekilde dile getiriliyordu. Avrupa Savunması’nı büyük ölçüde Amerika’ya ihale etmiş gibiydi. Bu NATO’daki Amerikan ağırlığından, NATO bütçesine Amerika’nın yaptığı katkının büyüklüğünden de anlaşılan bir şey. Daha önceki yönetimler, örneğin Obama döneminde o zaman savunma bakanı olan Robert Gates Avrupalıları uyarmıştı; “Bu sürdürülebilir bir durum değil; savunmaya, güvenliğe harcadığınız parayı artırmanız lazım.” diye. Trump ise bunu çok daha hoyrat ve kaba bir biçimde yapıyor. Dolayısıyla Avrupalılar da artık denizin bittiğine nihayet uyandılar yani Amerika’yı Avrupa güvenlik mimarisinde organik bir aktör olarak tutmak mümkün olamayacağının farkına vardılar. Bugünkü güvenlik ortamını düşünürseniz o eski barış ve uyuşmazlıkların uzlaşı ile çözülebileceğinin beklendiği 90’lar dönemi kapandı. Dolayısı ile askeri gücün önemi bir kez daha teyit edildi. İş başa düştüğü için Almanya ve Fransa bu işe öncülük yapacaklar. İngiltere de bu denklemden çıkacağına göre geriye Almanya ve Fransa kalıyor. Ama temel sorun iki ülkenin stratejik kültürlerinin arasında derin farklar bulunması. Bu işi nasıl kotarmak hala bir muamma ama artık ortada bir zorunluluk var.  Artık ellerinin taşın altına koymaları gerekiyor. Devamını okumak için…

Röportaj : Sedanur  ASLAN