ULUSLARARASI MÜNİH GÜVENLİK KONFERANSI 2017

Mehmet Ali YURTTAŞER

 

Uluslararası Münih Güvenlik Konferansı’nın Tarihi Kilometre Taşları

Bugünkü adıyla Uluslararası Münih Güvenlik Konferansı ilk kez 1963 yılında “Askeri Bilimler Buluşması” adıyla düzenlendi1. Konferansın kurucuları Ewald- Heinrich von Kleist adında bir Alman yayıncı ve Amerikan Fizikçi Edward Teller’dir.

1963 yılında Transatlantik ilişkilerini görüşmek üzere, NATO savunma bakanlıklarının temsilcileri gayri resmi olarak Münih’te bir araya geldi. Askeri Bilimler Buluşması; Hitler sonrası Avrupa ve ABD’nin güvenlik bağlamında ilişkilerinin geliştirilmesi ile Sovyet Rusya’sına karşı alınacak önlemler çerçevesinde faaliyet gösteriyordu.

1990 yılında Güvenlik Konferansı’na Rusya’nın ve diğer Doğu Avrupa ülkelerinin de katılması ile Münih Güvenlik Konferansı’nın çalışma alanı ve işleyişi genişlemiştir. 1990 öncesi iki bölgenin ABD ve Avrupa’nın görece NATO şemsiyesi altında düzenlediği toplantılardı. 1990’dan sonra Rusya ve Doğu Avrupa ülkelerinin de Uluslararası Münih Konferansına katılımları, çok kutuplu uluslararası sistemin gerekliliği haline gelmiştir. 1995’teki  konferansa ise; Çin, Hindistan ve Japonya’da katılmaya başlamıştır.

10 Şubat 2007 tarihindeki 43. konferansta ise Vlademir Putin’in yaptığı konuşmada, Putin tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olduğunu vurgulayarak konferansa damgasını vurmuştur2. Putin konuşmasında özet olarak; NATO’nun bir dünya örgütü olmadığını, Avrupa’yı koruyacak bir nedeni olmadığını, Amerika’nın tek başına dünyaya hâkim olamayacağını söylemişti.

6-8 Şubat 2015 tarihli Uluslararası Münih Güvenlik Konferansı’nda ise ilk kez “küresel ölçekli” bir rapor yayınlanmıştır. Rapor “ ÇÖKMEKTE OLAN DÜZEN-GÖNÜLSÜZ KORUYUCULAR? Başlığı ile yayımlanmıştır. Rapora göre3; “Soğuk Savaş sonrası beklenen çok taraflı ve barışçıl dünya düzenine geçme beklentisi gerçekleşmemiştir. Rusya- Ukrayna kriziyle yıllar sonra Avrupa’ya savaş tekrar dönmüştür. Ortadoğu’da yaşanan iç savaşlar, devlet dışı aktörlerin hızla yükselişi, devam eden ekonomik krizlerin önlenememesi küresel düzenin çökmekte olduğunu güçlü işaretleri olarak, görülmüştür. Küresel düzen çökme işaretleri verirken ABD’nin kendi devletini inşaya yönelmiş olması ve savaş yorgunluğu nedeniyle uluslararası sistemi düzenlemede isteksizliği, AB’nin mali ve iç sorunları, Rusya’nın işbirliğinden kaçınması, yükselen güçlerin kapasite eksikliği gelecek için olumsuzluklar olarak vurgulanmaktadır. Avrupa, Asya ve Ortadoğu’da son yıllarda Soğuk Savaş Döneminin jeopolitik mücadelelerine benzer eğilimler öne çıkmaktadır. Euroasia Grup tarafından yapılan bir kamuoyu araştırmasında katılımcılara 2015 için ilk 10 jeopolitik riskler sorulmaktadır. Araştırmaya göre ilk 10 risk 1) Avrupa politikaları 2) Rusya 3) Çin’in ekonomik yavaşlamasının etkileri 4) Finans sektörünün silahlanmaya yönelmesi 5) IŞİD’in Irak ve Suriye’nin ötesine sirayet etmesi 6) zayıf liderler 7) Stratejik sektörlerin yükselişi 8) Suudi Arabistan-İran mücadelesi 9) Tayvanve Çin anlaşmazlık 10) Türkiye, olarak sıralanmaktadır.3

Münih Güvenlik Konferansı’nın 2016 yılında yayınladığı ve dünyanın karşı karşıya olduğu ilk on risk ise 1) Transatlantik ortaklığının çöküşü 2) Avrupa’nın sınırlarını kapatması 3) Çin’in etkisini arttırması 4) IŞİD ve diğer terör örgütlerinin saldırıları 5) Suudi Arabistan’daki istikrarsızlık 6) özel teknoloji şirketlerinin hegomanyası 7) Siyasi liderlerin öngörülememesi 8) Brezilya’daki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık 9) seçimlerin yeterli sayıda olmaması 10) Türkiye Cumhurbaşkanı’nın saldırgan taktiği4 olarak sıralanmıştır.

                                                                                                

MÜNİH ULUSLARARASI GÜVENLİK KONFERANSI 2017

17-19 Şubat tarihlerindeki 53. Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı’na 500’den fazla politikacı, bürokrat, güvenlik uzmanı, uluslararası örgüt temsilcileri katıldı. Uluslararası politikadaki belirsizlikler Münih Konferansı’na ilgiyi arttırdı. Trump, Brexit, AB ve NATO krizleri ile yükselen milliyetçilik, Münih Konferansı’nda anahtar kelimeler oldu. Katılımcı sayısı, temsil edilen aktörler ve oluşturulan yuvarlak masa toplantıları ile Uluslararası Münih Güvenlik Konferansı Pennsylvania üniversitesi tarafından “Dünyadaki en iyi think-thank organizasyonu“ olarak nitelendirilmiştir.

       A)  LİBERAL DÜZENİN SONUMU?

Liberal demokrasilerin krizi, cihatçı terör, Pasifik bölgesindeki alan paylaşmazlığı ve ABD’nin uluslararası güvenlik mimarisinden çekilmesinin yol açabileceği güç boşluğu bu yılki Uluslararası Güvenlik Konferansı’nın başlıca konu başlıkları olarak sıralanabilir5.

Konferans başkanı Wolfgang Ischinger onlarca düşünce kuruluşunun katkılarıyla hazırlanan 2017 Münih Güvenlik Raporu küresel güvenlik politikasının önsözünde “uluslararası güvenliğin, 2. Dünya Savaşı’ndan bu yana hiç günümüzdeki kadar kırılgan bir durumda olmadığını dile getirdi. Ischinger aynı zamanda dünyanın Batı sonrası döneme geçmekte olduğuna, yani Batı’nın hâkimiyetindeki liberal dünya düzeninin sonuna yaklaşıldığı” tezine, raporda yer verdi6.

munih

Birçok Avrupa ülkesinde aşırı sağ ve milliyetçi söylemler artmakta. Donald Trump’ın Amerikan seçimlerini kazanması ise ABD’deki radikal seçmen kitlesini yansıtmaktadır. 2016 Haziran Brexit referandumunda %51,9 oranla İngiltere seçmenin AB’den çıkmayı onaylaması da liberal-Batı dünyasındaki radikalleşmeyle içe kapanma politikalarının örneği niteliğindedir.

Batı dünyasında içe kapanma dönemi gözlemlenmekte. Bu içe kapanma, radikal siyasi kararlar ortaya çıkarmaktadır. Batının içe kapanma döneminde liberal serbestîsinin yerini jeopolitik kaygılar, özgürlük düşüncesinin yerini ise güvenlik kaygısı almaktadır. IŞİD’in Avrupa ve Amerika’daki terör eylemleri, Rusya’nın Kırım müdahalesi, Batı’nın radikalleşmesinde; Çin’in Pasifik okyanusunda alan oluşturma çabası (yapay adalar), mülteci ve göçmen kaygıları başlıca etkenler olarak gösterilmektedir.

Obama döneminde Amerikan askeri varlığının Ortadoğu ve Asya da ki gelişmelere karşısında pasif kalması, Amerikan sermayesinin ucuz iş gücü ve devasa pazarı olan Çin’e yerleşmesi, güçlü bir Çin ve Rusya’nın ortaya çıkmasında etkili oldu. Çin ve Rusya ise 2. Dünya savaşı sonrası kurulan liberal uluslararası politikanın zıttı politikalar üretmektedir. Rusya; Gürcistan, Kırım ve Suriye müdahalelerinde gösterdiği gibi revizyonist ve jeopolitik hedefler doğrultusunda politika üretmektedir. Çin ise dünyanın en büyük ikinci ekonomisi olmasına karşı ekonomik anlamda kalkınamamış, tam anlamı ile demokratik olmayan, günümüz uluslararası sisteminde statükodan rahatsız eğilimler göstermektedir. Donald Trump’ın kullandığı argümanlar ise Amerika’yı biraz daha içe kapalı ancak tekrar güç odağı haline getirme üzerinedir. Bütün bu süreç ya 2. Dünya savaşından sonra kurulan Batı düzenin bir şekilde devamını sağlayacak ya da Batı karşıtlarıyla Batı düzeni arasında argümanları 1989 öncesinden çok farklı, yeni bir Soğuk savaş başlatacaktır.

B) NATO VE AVRUPA

2017 Münih Konferansı’nın en ilginç noktası AB-NATO ilişkilerinin ana gündem haline gelmesi oldu. Nitekim Konferansın ilk on yıllarında da amaç NATO üyesi AB ülkelerini ve ABD’yi bir araya getirmekti.

  1. Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen ile ABD’li mevkidaşı James Mattis tarafından açıldı. Almanya Savunma Bakanı Ursula von der Leyen, Başkan Trump’ın adını vermeden NATO’nun bir ortak değerler ittifakı olduğunu vurguladı. Başkan Trump görevine başlamadan önce NATO’nun varlığını sorgulamış ve hatta açıkça işkence yöntemlerinin kullanılabileceğini söylemişti. Batı’nın ortak bir Rusya stratejisi bulması gerektiğine de işaret eden Bakan von der Leyen, yine Trump’a üstü kapalı göndermede bulunarak, “ortakların görüşlerini almadan ikili ilişkiler üzerinden iş yürütülemeyeceği“ görüşünü savundu6. ABD Başkan yardımcısı Mike Pence ise Donald Trump hükümetinin NATO’ya sıkı sıkıya bağlı olduğunu vurguladı.

L-Allemagne-met-en-garde-Trump-sur-l-UE-et-la-Russie_reference

2017 Güvenlik konferansı öncesi ABD’nin yeni yönetiminin güvenlik bağlamında AB ile nasıl bir ilişki kuracağı merakla bekleniyordu. Trump temsilcileri ise Konferanstaki tutumlarıyla AB’ye karşı deyim yerindeyse “güven tazeledi”. Bundan sonraki süreçte Trump’ın söylediğinden çok yaptığına bakmak daha yerinde olacaktır. Nitekim Trump Brexit sürecini desteklemiş ve diğer AB üyelerine örnek göstermişti. NATO’yu ise çok sert eleştirmişti. Putin ile ilgili düşünceleri ise AB bloğunda ciddi şekilde kaygı yaratmıştı. ABD başkan yardımcısı Mike Pence Münih konferansında Amerika’nın AB ve NATO ittifakından hiç kimsenin şüphesinin olmaması gerektiğine uzun uzadıya değindi. Mike Pence; NATO üyesi Avrupa ülkelerini savunma harcamalarını artırmaya çağırdı. NATO’da üye her ülkenin 2024 yılına kadar gayrisafi yurtiçi hâsılasının en az yüzde 2’sini savunmaya harcaması konusunda mutabakat bulunuyor. ABD’ de bu oran yüzde 3,6; Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunda ise yüzde 1,5’in altında. Almanya ise gayrisafi yurtiçi hâsılasının yüzde 1,2’sini savunmaya ayırıyor7.Rusya ise NATO’nun Soğuk savaş döneminden kalma bir örgüt olduğunu savunuyor. Avrupa ve Amerika’ya karşı gerçekte hiçbir tehdidin bulunmadığını ve bundan dolayı NATO’nun gereksiz olduğunu belirtiyor.

C) SİBER GÜVENLİK VE SİBER HUKUK

Uluslararası Hukuk; teknolojinin, güvenlik algısının, insan hakları ve demokrasinin gelişmesi ile sürekli kendini revize etme ihtiyacı olan bir alandır. Geçen zaman içinde zamanın gerekliliğine uygun olarak birçok alan uluslararası hukuk literatürüne girmiştir. Uzay Hukuku, Çevre Hukuku ve Deniz Hukuku bu duruma örnek verilebilir.

2016 Kasım ABD seçimlerine Rus hackerlerin müdahale ettiği iddiaları ve 2017 AB seçimlerinin siber saldırı tehdidi altında olduğu görüşleri, yalan haberlerin kimliği belirsiz web adreslerince halkı manipüle edebileceği düşünceleri son aylarda ülke ve organizasyonların gündemini oluşturmaktadır. Bu gelişmeler siber güvenlik alanının geliştirilmesi gerektiğini gündeme getirmiştir.

2017 Münih Konferansı’nda Siber güvenlik ve istikrarını güvence altına almaya dönük norm ve politikaların belirlenmesi için düğmeye basıldı. Münih Güvenlik Konferansı sırasında Siber Alanda İstikrar İçin Küresel Komisyon’un (GCSC) lansmanı yapıldı.

Hollanda Hükümeti, Lahey Stratejik Araştırmalar Merkezi (HCSS) ile Doğu-Batı Enstitüsü (EWI) öncülüğünde oluşturulan komisyonun ana destekçileri arasında Internet Society (ISOC) ve Microsoft yer alıyor8.

Siber Alanda İstikrar İçin Küresel Komisyon; üç yıl boyunca önemli çalışmalar yürütecek. GCSC’nin eş başkanlarından Michael Chertoff, enerji ve finans gibi kritik altyapıların tahrip edilmemesinin büyük önem taşıdığına işaret etti. Chertoff, “Toplumlar için hayati nitelikteki bu temel işlevlerin sürdürülmesinin güvence altına alınmasını sağlamak istiyoruz. Nasıl hastaneleri bombalamıyorsak hava trafiği kontrol sistemlerini de devre dışı bırakmamalıyız” dedi. Ancak küresel güçler arasında gerilimin tırmandığı bir dönemde ülkelerin çoğunluğunu bu normlar konusunda ikna etmek ne kadar mümkün9?

SONUÇ

2017 Münih Uluslararası Güvenlik Konferansı’ndaki en önemli nokta şüphesiz küreselleşmenin etki, denetimi ve sonuçları üzerine olmasıdır. Ekonomik küreselleşmenin etkisi olan serbest ticaret ile yükselen yeni güçler ( Çin) ve bu yükselen güçler karşısında savunma durumuna geçen ülkeler (Batı) karşımıza çıkıyor. Yine küresel ekonominin etkisi ile anlık sermaye ve borsa hareketleri ciddi bir kırılma ve belirsizlik yaratıyor. Bu belirsizlik devlet aktörlerini korumacı, içe kapanık ve radikal kararlar vermeye zorluyor.

Nitekim Donald Trump küresel ekonomik argümanların karşısına en ciddi muhalif olarak çıkıyor. Donald Trump Boing firmasının yeni uçağının tanıtımı için Florida’daki firma merkezinde yaptığı konuşma, küresel ekonomi ve çok uluslu şirketler açısından hayati önem taşımaktadır. Trump Amerikalılara iş imkânı sağlamak için elinden gelen her şeyi yapacağını belirtti ancak daha da önemlisi Trump çok uluslu şirketleri kast ederek “Amerika’da Amerikalıların elleri tarafından üretilen ürünler istiyoruz” sözleriydi10. “Amerikan malı satın al Amerikan işçisi çalıştır” sloganı Trump’ın ilerleyen zamanlarda nasıl bir politika izleyeceğini çok açık gösteriyor. Donald Trump ülkeye dönme kararı alan şirketlerin bundan çok memnun kalacağını da sözlerine eklemişti. Böyle bir politika açıkça ucuz iş gücü sağlayan Çin ve Hindistan gibi ülkelere ekonomik tehdit oluşturuyor. Amerika gibi dünyanın en önemli ekonomik gücünün böyle bir politikada ileri gitmesi açıkça Liberal ekonomik sisteme tehdit oluşturuyor.

Ekonomik içe kapanma güvenlik algısını kırılganlaştırıyor. Rusya’nın son 15 yıldaki silahlanmaya verdiği önem ve özellikle Kırım hamlesi ise Avrupa, Amerika ve NATO’nun güvenliğe daha çok önem vermesini gerektiriyor. Rusya’nın askeri ve jeopolitik hamleleri ise, 2017 Münih Uluslararası Güvenlik Konferansını adeta 1990 öncesinde yapılan toplantılara benzetiyor. Uluslararası arena ve uluslararası barış bugün İkinci Dünya Savaşı öncesi durumun izlenimini veriyor. Küresel silah ticareti ve üretimi 2. Dünya savaşı sonrası kurulan BM sisteminin kontrolünden çıktığı görüntüsünü veriyor.

Siber Güvenlik ise teknolojinin geldiği boyutu kavramamız açısından büyük önem arz ediyor. Siber alan bugün hayatımızın her köşe taşında bir alan oluşturuyor. Küresel bir Siber Hukuk oluşturma girişimi ise Uluslararası ilişkiler ve Uluslararası Hukuk açısından çok büyük önem taşıyor. Bugünün dünyasında hiç şüphesiz büyük değişimler ve yeni algılar oluşuyor. Uluslararası Hukuk yeniden revize olmanın eşiğinde. Uluslararası Hukuk’taki gelişmeler ise başta uluslararası örgütler ve Devletleri ciddi şekilde etkileyecek ve Uluslararası sistemi yeniden oluşturacaktır. Bu yeni oluşum teknolojinin, ekonominin, hükümet dışı kuruluşların yani küresel sivil toplumun ve küresel kültürün gelişmesini gözlemlediğimizde kaçınılmaz görünmektedir.

Küreselleşme argümanları olan Çok uluslu şirketler, hükümet dışı kuruluşlar, devlet altı örgütler, sınır tanımayan suç şebekeleri, siber güvenlik ve çevre konusu bugün Devlet aktörünün radikalleşmesi ile küreselleşme argümanlarını sınırlandırmaya çalışmasına neden oluyor. Bu durum güvenlik açısından hem devletler üzerinde hem de devlet dışı aktörler üzerinde ciddi etkiler yaratıyor. Ancak bu etkiler ne kadar ciddi olursa olsun 2017 Uluslararası Güvenlik Konferansını daha çok meşgul eden konularına baktığımız zaman. Devlet faktörünün günümüzde dahi sosyal toplumu kontrol altına almaya çalıştığını görüyoruz. Günümüz dünyasında Devlet aktörü halen güvenlik meselesini silahlanarak ve devletler arası iş birliği ile çözümlemeye çalışıyor.

NOTLAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir