Avrupa Birliği’nin Askeri Kimliği

Ümit ÇELİK

Bütünleşmiş bir “Avrupa ordusu” kurulması önerisinin, 1950’de Fransa Milli Savunma Bakanı René Jean Pleven tarafından ortaya atılmasından beri geçen zaman diliminde, Avrupa bütünleşme süreci, 1998 Saint Malo Bildirisi’ne dek “sivil” nitelikli olarak derinleşti ve genişledi. 1954’te “uluslarüstü” bir savunma topluluğunu (Avrupa Savunma Topluluğu) öngören Pleven Planı’nın reddedilmesinden sonra, Avrupalılar arasında savunma sorunları hep varlığını sürdürürken, elli yılı aşan bir süre boyunca NATO, Avrupa güvenliğinden sorumlu tek örgüt olarak kaldı. 1999’da Avrupa savunması ancak üye ülkelerin toprak bütünlüğünü savunma sınırına kadar uzanmaktaydı. Savunma konusu ya ulusal bir sorumluluk ya da NATO’nun birincil sorumluluğu olarak görülmekteydi.

Dünya politikasında yumuşak gücü ile öne çıkan Avrupa Birliği, esas olarak 1999’dan itibaren Avrupa savunmasını NATO’nun tekelinden kurtaracak girişimlerde bulunmaya başladı. Askeri konularda NATO’ya bağımlılıktan kurtulmayı, en azından NATO’dan özerk hareket etmeyi amaçlayan AB, inişli çıkışlı bir askeri yapılanma süreci sonunda kurumsallaşmış bir askeri boyut kazanabildi. AB dünya politikasında söz sahibi, küresel bir oyuncu olma iddiasıyla yola çıkmıştı. Bu hedefe ulaşabilmenin tek yolu da AB’nin NATO’dan bağımsız “etkili” ve “caydırıcı” bir askeri güce sahip olmasıydı. AB liderleri ile askeri ve sivil yetkilileri, bu hedef doğrultusunda AB bünyesinde geniş çaplı askeri reformlara giriştiler. Bu reformlar kapsamında, Avrupa askeri yeteneklerini geliştirmek için yapılan son girişimlerden biri de AB’nin 2015’te yeni “AB Askeri Acil Mukabele Kavramı”nı (EU Military Rapid Response Concept) kabul etmesidir. AB yetkilileri böylece acil müdahale gerektiren krizlere, gerektiğinde etkili bir askeri müdahalede bulunmayı hedeflemekte ve AB’yi derinden sarsan olumsuz gelişmelere rağmen, Birliğin askeri yeteneklerini geliştirmesini, askeri reformlarına devam etmesini istemektedir.

         Avrupa Askeri Devrimi

AB bugün askeri kurumlar, yetenekler ve araçlarla donatılmış, Avrupa kıtasına yakın coğrafyalardaki harekâtları sınırlı da olsa yürütebilme yeteneğine ulaşmış bir örgüttür. Siyasi ve ekonomik kimliği üzerinde yükselen AB’nin bu özelliklerine bir de askeri kimlik eklemesi, AB’nin Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’nın (OGSP) etki alanını güçlendirip genişleterek, Birlik politikalarında köklü bir değişim sürecini başlatmıştır. AB’yi kendine özgü bir askeri yapılanmaya götüren en büyük neden, 1990’lı yıllarda Bosna Hersek ve Kosova’da yaşanan trajedilerdir.

Yugoslavya’daki çatışmaların bütünleşme sürecini tehlikeye atmasına rağmen, Avrupa değerlerini savunmak adına harekete geçilmekte zorlanılması ve Amerikan müdahalesinin gerekli görülmesi, AB’yi savunma konularında reform yapmaya iten en büyük etkendi. 40 yıllık aradan sonra acımasız bir savaşın Avrupa’da yeniden patlak vermesiyle, AB Balkanlarda çetin bir sınavdan geçmek zorunda kaldı. Avrupa’nın kapısının önünde sürgünler ve kitlesel ölümler yaşanıyordu ama Avrupa Yugoslavya’nın parçalanması konusunda tam bir bölünmüşlük içerisindeydi. Avrupa’nın Yugoslavya’daki güçsüzlüğü Avrupa ortak dış politikasının başarısızlığının bir ifadesiydi. İngiltere, Almanya ve Fransa’nın Bosna krizini kendi başlarına idare edememesi, kalıcı barışın tesis edilmesi için ABD ve Rusya’nın da dâhil olduğu ortak bir girişimi gerekli kıldı. 1999’da şiddetlenen Kosova Savaşı, Avrupa’nın askeri eksikliklerini ve ABD’nin uluslararası konumunun belirsizliğini ortaya çıkardı.[1] Özellikle Kosova’dan alınan dersler NATO’dan özerk bir OGSP’nin geliştirilmesini hızlandırdı.

imagesQDRKWUFJ

AB’nin askeri konularda atmış olduğu tüm adımlar açısından en önemli etken Almanya ile Fransa arasındaki yakınlaşmadır. Almanya ile Fransa’nın geliştirdiği ortak stratejiler Charles De Gaulle-Konrad Adenauer anlaşmasına dayanır. Birliğin askeri boyutu her ne kadar Atlantik ötesi işbirliği ve NATO ile uyuma dayansa da Fransa ve Almanya gerçeği göz ardı edilemez.[2] İki ülke arasındaki yakınlaşma, Birliği adım adım askeri yeteneklerin geliştirilmesi ve bağımsız bir Avrupa askeri gücü kurulması hedefine yaklaştırmıştır. Aralık 1998’de St. Malo’da Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac ile İngiltere Başbakanı Tony Blair arasında varılan uzlaşma ise OGSP’nin başlangıcı kabul edilir ve bu anlamda bir dönüm noktasıdır. Bu zirve özerk bir Avrupa askeri gücünün kurulmasını öneren bir bildiriyle sonuçlanmıştır.

AB’nin askeri yeteneklerinin güçlendirilmesi, güvenilir ve etkili bir dış politika izlenmesi için bir ön koşuldur. Bu nedenle, AB 1999’dan beri NATO’dan bağımsız kendine ait bir askeri güç geliştirmektedir. AB’nin askeri dönüşümü, Haziran 1999 Köln Avrupa Konseyi’nden itibaren başlayarak iki aşamaya ayrılabilir: 2002’nin ikinci yarısına dek süren askeri yeteneklerin oluşturulması aşaması ve bunu izleyen askeri yeteneklerin amacının tanımlanması süreci. Her ne kadar AB askeri gücünün oluşturulmasından önce amaçların belirlenmesi gerekliyse de AB ülkeleri tarafından bunun tam tersini savunan İngiltere’nin akılcı yaklaşımı benimsenmiştir. Yani bu projenin daha başlangıçta tartışmalara kurban edilme ihtimali düşünülerek, ilk önce askeri yeteneklerin geliştirilmesine karar verilmiştir.

11 Eylül olaylarının ardından uluslararası terörizmin yükselişe geçmesinden sonra, dış müdahale ve ulusal savunmanın önündeki duvarlar kalkınca, Birlik de kendisini yeni güvenlik koşullarına uyarlama, savunma stratejisini temelden değiştirme ve kendi bünyesinde AB Askeri Komitesi ve AB Askeri Personeli gibi özel askeri organlar kurma yoluna gitmiştir. Özel askeri organların ve Avrupa Savunma Ajansı’nın kurulması; Birliğin NATO olanak ve yeteneklerine güvenceli erişimine izin veren “Berlin Ek Düzenlemeleri”nin (Berlin Plus) kabulü; AB Muharebe Grupları kavramının geliştirilmesi; Birliğin ilk kez Avrupa topraklarının dışında ve NATO’dan bağımsız olarak, üç kıtada (Avrupa, Asya, Afrika) kriz yönetimi operasyonları yürütebilme yeteneğine ulaşması “Avrupa askeri devrimi”nin gerçekleştiğine işaret etmektedir.[3]

         untitled1Diğer taraftan, Avrupa askeri reformlarını destekleyecek adımlar da atılmış, Aralık 2009’da yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’yla, AB Kurucu Antlaşması’na ortak savunma anlayışını güçlendirmek için bir “karşılıklı dayanışma maddesi” eklenmiştir. Lizbon Antlaşması’yla değiştirilen AB Antlaşması madde 42/7’ye göre, “Bir üye devletin ülkesinin silahlı saldırıya uğraması halinde, diğer üye devletler, Birleşmiş Milletler Şartı’nın 51. maddesine uygun olarak, bu devlete kendi imkânları dâhilindeki tüm araçlarla yardım ve destekte bulunmakla yükümlüdür.” Yine aynı maddede, NATO kapsamındaki taahhütlere aykırılığın olmayacağı belirtilerek, “Bu alandaki taahhütler ve işbirliği, Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı üyesi olan devletlerin, … Kuzey Atlantik Antlaşması Teşkilatı çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olur.” ifadesi yer alır.  Buna rağmen, Lizbon Antlaşması’ndaki karşılıklı dayanışma maddesi, AB’yi NATO gibi bir savunma örgütüne dönüştürmemiştir. Bu madde Birliğin “ortak güvenlik alanı” oluşturma iradesini yansıtmaktadır.

AB Temmuz 2016 itibarıyla 12’si askeri, 23’ü sivil nitelikli olmak üzere, toplam 35 görev/operasyon üstlenmiş olan küresel bir oyuncu haline gelmiştir.[4] Bunlardan 18’si tamamlanmış görevlerdir, diğerleri ise devam etmektedir. Görevler üç kıtada birbirinden oldukça uzak ülkelerde (Endonezya, Bosna-Hersek, Gürcistan, Mali, Afganistan gibi) sivil ve askeri araçlar kullanılarak yürütülmektedir. Birlik 2003’ten beri, OGSP çerçevesinde giderek artan bir grafik çizerek Avrupa topraklarının dışında etkin olmuştur. AB sadece kendi yürüttüğü değil, aynı zamanda BM ve NATO’nun yürüttüğü harekâtlarda da görev alabilen, kuvvet bileşimi bu güce katkı sağlayan ülkelerin harekât yeteneklerinin bir araya getirilmesiyle sağlanan ve AB Muharebe Grupları (EU Battlegroups) diye adlandırılan bir Avrupa barış gücü oluşturmuştur.[5]

Bundan çok daha önce ise 1992’de, “bağımsız” bir Avrupa askeri gücü olan Eurocorps (Avrupa Kolordusu) kurulmuştur. Eurocorps’un AB’ye bağlanması önerilmişse de doğrudan AB’ye bağlı değildir. Buna rağmen, Eurocorps ihtiyaç durumunda AB’nin kendi operasyonlarında kullanabileceği askeri güçlerden biridir. Ancak üye devletlerin asker taahhütlerine dayanan 60.000 kişilik Eurocorps gibi Avrupa güçleri ve 1.500 kişilik AB Muharebe Grupları daha çok “acil” ve “insani” müdahaleler için geliştirilmiş askeri birliklerdir. Dolayısıyla sürekli bir “Avrupa ordusu” değildirler.

         Yeni Bir Kavram: AB Askeri Acil Mukabele Gücü

AB Askeri Komitesi Aralık 2014’te, AB’nin askeri kriz yönetimi görevlerinde kullanılması amacıyla, yeni bir silahlı kuvvet yapılanması olan AB Askeri Acil Mukabele Kavramı’nı kabul etti. Ardından 2015 başında, AB karar alıcıları yeni AB Askeri Acil Mukabele Kavramı (AAM) üzerinde anlaşmaya vardı. Yeni AAM Kavramı, AB’nin acil müdahale yeteneklerini geliştirmek için tasarlanan ve AB Muharebe Gruplarını tamamlayan bir yapılanmadır. AAM Kavramı, Muharebe Gruplarının AB üyelerinin gönüllü kara, deniz, hava kuvvetleri birimleriyle takviye edilmesi esasına dayanır. Muharebe Grupları AAM Kavramı’nın omurgasını oluşturmaktadır. Böylece şimdiye kadar hiçbir harekâtta kullanılmayan Muharebe Grupları, daha geniş bir kuvvet yapılanması olan AAM Kavramı’nın bir parçası haline getirilmiştir.[6]

AB Acil Mukabele Güçlerinin Hiyerarşik Yapısı

1

           Kaynak: Council of the European Union, European Union Military Rapid Response Concept, 8 January 2015, Brussels, p. 12.

AB Askeri Acil Mukabele Gücü’nün AB Muharebe Gruplarının Kullanılacağı Bir Operasyon İçin Tasarlanan Bileşimi

3

           Kaynak: Council of the European Union, European Union Military Rapid Response Concept, 8 January 2015, Brussels, p. 27.

Bunun yanı sıra Kara Acil Mukabele Kavramı (Land Rapid Response Concept), Deniz Acil Mukabele Kavramı (Maritime Rapid Response Concept) ve Hava Acil Mukabele Kavramı (Air Rapid Response Concept) da yeni kabul edilen kuvvet birimleridir. AAM Kavramı bu kapsamda Kara, Deniz, Hava Acil Mukabele Kavramları ile Muharebe Gruplarını tek çatı altında toplayan bir yapı olarak tasarlanmıştır. Bu yeniden yapılanma sürecinde, Şubat 2015’teki gayrı resmi AB Savunma Bakanları toplantısında, Muharebe Gruplarının olası kullanım alanları da tartışılmış fakat farklılaşan milli görüşler nedeniyle somut bir sonuç alınamamıştır. Mayıs 2015’te bu konuyu tekrar gündemine alan AB Dış İlişkiler Konseyi, Muharebe Gruplarının AB operasyonlarının hazırlık aşamasında kullanılabilecek bir seçenek olarak değerlendirilmesi gerektiğini açıklamıştır.[7]

          Güvenlik ve Savunmaya Yönelik Yeni Girişimler

AB’nin OGSP kapsamında yaşanan bazı sorunlara çözüm üretmek, güvenlik ve savunma alanında daha etkin olmak ve askeri reformları pekiştirmek amacıyla yaptığı girişimlerden biri de Kasım 2016’da kabul edilen Güvenlik ve Savunma Eylem Planı’dır (Implementation Plan on Security and Defence).[8] Bu plan AB Küresel Stratejisi’nin (EU Global Strategy) uygulanması için öneriler sunmaktadır fakat birleşik ve daimi bir ordu kurulmasını öngörmemektedir. Bunun hemen ardından, aynı ay içinde üzerinde ortaya atılan bir diğer plan da Avrupa Savunma Eylem Planı’dır. Başkan Jean-Claude Juncker’in öncülük etmesiyle, AB Komisyonu, daha geniş bir “AB savunma stratejisi” için askeri satın alma ve ortak araştırmalara olanak sağlayacak yeni bir fon (savunma fonu) oluşturmayı önermiştir.[9]

Juncker “Ortak güvenliğimizi garanti altına almak için, kara, hava, deniz ve uzay kabiliyetlerinden siber güvenliğe kadar stratejik öneme sahip ortak teknoloji ve donanımın geliştirilmesine yatırım yapmalıyız. Avrupa kendi güvenliğini sağlamadığı takdirde bunu bizim adımıza kimse yapmayacaktır.” sözleriyle bu planın arkasında yer aldığını vurgulamıştır. Juncker’e göre, hem yurt içi hem de yurt dışında yurttaşlarını savunabilen ve koruyabilen güçlü bir Avrupa, ancak Avrupa savunma sanayiinin inovasyonu ve kaynakların birleştirilmesiyle mümkün olabilir. Artık Avrupa’nın sırtını başkalarının askeri gücüne dayama veya (Mali krizine AB’nin değil Fransa’nın müdahale etmesine atfen) Mali’deki onurunu sadece Fransa’nın savunmasına bırakma lüksü kalmamıştır.[10] Avrupa Savunma Eylem Planı’nda teklif edilen adımlar, netice itibariyle daha güçlü bir NATO anlamı taşıyan daha güçlü bir AB savunmasına giden yolu açacaktır.

Mart 2017’de ise AB Dışişleri ve Savunma Bakanları, Birliğin askeri yeteneklerini arttırmak ve askeri karargâh ihtiyacını karşılamak gayesiyle, Askeri Planlama Kapasite ve Komuta Merkezi’nin (Military Planning Conduct and Capability facility – MPCC) kurulmasını onaylamıştır. Askeri eğitim faaliyetlerine komuta edecek olan bu karargâhın, aynı zamanda NATO merkez karargâhına da ev sahipliği yapan Brüksel’de kurulması kararlaştırılmıştır. Yeni karargâh harekâtların yürütülmesi dışındaki görevleri üstlenecektir. Şimdilik yaklaşık 30 kişilik ana kadroya sahip olması beklenen yeni karargâhın ilk işi, Nisan 2017’de Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Mali ve Somali’deki askeri eğitim görevlerini, mevcut komutanlardan devralmak olarak belirlenmiştir. Bu birime her AB ülkesinin katılması zorunlu tutulmamıştır. Doğrudan destek vermek istemeyen AB üyeleri gözlemci olabilecektir.[11]

Askeri Planlama Kapasite ve Komuta Merkezi’nin kurulmasına, Avrupa çapında farklı tepkiler gelmiştir. AB Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Federica Mogherini, bu adımın savunma alanında işbirliğinin güçlendirilmesi yolunda atıldığını ve bu tür adımların AB vatandaşlarını korumakla ilgili olduğunu ifade etmiştir. Belçika Dışişleri Bakanı Didier Reynders, yeni birimin ilk adım olduğunu, Avrupa ordusu fikrinin belki daha sonra gündeme gelebileceğini söylemiştir. İspanya Dışişleri Bakanı Alfonso Dastis de bu kararı desteklediklerini, Avrupa için önemli bir gelişmeye imza attıklarını ve yeni karargâhın “AB’nin kendi savunmasında daha fazla sorumluluk üstlenebilmesi yolunda bir embriyo” olduğunu ifade etmiştir.[12]

Buna karşın, bazı Doğu Avrupa ülkeleri bu adımın NATO’nun altını oyacağından kaygı duyduklarını dile getirdiler. Ayrıca İngiltere Savunma Bakanı Michael Fallon, AB’nin NATO’ya benzer şeyler yaparak boşuna para harcamaması gerektiğini vurgulamıştır. Fallon, Avrupalı ortaklarını “NATO ile daha yakın iş birliği yapmaya ve başka bir yapıyı kopyalamaktan kaçınmaya” çağırmıştır. Bu noktada İngiltere’nin daha önce de AB’ye ait askeri komuta merkezi kurulmasına yönelik çabaları engellediğini belirtmek gerekir.[13] Ancak İngiltere’nin AB’den çıkma kararı almasından sonra, başta Mogherini ve Juncker olmak üzere üst düzey AB yetkilileri, NATO’dan özerk yeni AB askeri birimlerinin kurulması için girişimlerini sıklaştırmıştır.[14] NATO’dan bağımsız birleşik bir Avrupa ordusu kurma hayalinin gerçeğe dönüşme olasılığı, Brexit kararı sonrası güçlenmiş görünmektedir.

         Sonuç: Avrupa Güvenlik Manzarasının Belirsizliği

AB, Muharebe Grupları kavramını benimsediğinden beri, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası açısından çok şey kazanmıştır. Muharebe Grupları AB’nin acil müdahaledeki hareket yeteneğinin yükseltilmesine katkıda bulunmuştur. Somut bir varlık olarak AB’nin askeri kimliğini pekiştirmektedir. Buna rağmen 2013’te Afrika’da patlak veren Mali krizi, Avrupa’nın askerî alandaki iddialarının “kâğıt üzerinde” kaldığını göstermiştir. AB bu testi geçememiştir. Mali krizine askeri müdahale gerektiği konusunda hem BM hem de uluslararası toplum nezdinde görüş birliği vardı ve Fransız/Alman/Polonyalı Muharebe Grubu beklemedeydi. Dolayısıyla Avrupa askeri işbirliğinin gerçek bir sınavı olan bu kriz, Muharebe Gruplarından birini konuşlandırmak için uzun süredir aranan fırsatı sunmaktaydı. Ancak Muharebe Grubunu Afrika’ya gönderme seçeneği, gerçek anlamda değerlendirilmeden göz ardı edildi ve askeri müdahale Fransa’ya bırakıldı.[15]

Tüm bu yaşananlar, AB’nin ortak güvenlik ve savunma alanında daha çok yol alması gerektiğine işaret etmektedir. Avrupa’nın “ortak stratejik kültür”den yoksun olduğu somut bir örnekle bir kez daha ortaya çıkmıştır. AB bugün Ukrayna ve Suriye krizleri ile uluslararası terörizmin tetiklediği güvenlik risklerine karşı ortak hareket etmeye, ortak bir tutum geliştirmeye ve Doğu Avrupa’nın yanı sıra Avrupa’nın yakın çevresinde, Afrika ve Orta Doğu’da yaşanacak yeni krizler karşısında “kayıtsız kalmamaya” çalışıyor. Ancak AB hala yeni nesil tehditler karşısında “tek ses” olmaktan uzaktır. AB’nin hızla değişen dünya gündemine ayak uydurmakta zorlanması, Birliği güvenlik alanında etkili bir küresel oyuncu olma hedefinden uzaklaştırmaktadır. Dahası İngiltere’deki halkoylamasında AB üyeliğinden ayrılma kararının çıkması ve Başbakan David Cameron’un istifası, zaten güvenlik ve savunma politikalarında yaşanan bölünmelerin önüne geçemeyen Birliği derinden sarsmıştır. İngiliz halkının “Brexit” kararının AB’yi belirsiz bir geleceğe doğru sürüklediği ve Baltık bölgesinde Rusya ile NATO arasındaki gerilimin yükseldiği bir ortamda, Avrupa güvenlik manzarası da belirsizliklerle dolu bir görünüm kazanmaya başlamıştır. AB’nin askeri reformlarının başarısını ve AB askeri güçlerinin “kâğıt üzerindeki ordular” olarak kalıp kalmayacağını ise zaman gösterecektir.

Ümit ÇELİK

Uludağ Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Doktora Öğrencisi

 

 

KAYNAKÇALAR

[1] Daha geniş bir analiz için bkz: Ümit Çelik, “Askeri Müdahaleler ve Avrupa Birliği-Birleşmiş Milletler İlişkileri”, Ankara Avrupa Çalışmaları Dergisi, Cilt: 12 No: 2, 2013, s. 38-42.

[2] William Anthony Hay ve Harvey Sicherman, “Europe’s Rapid Reaction Force: What, Why, and How?”, A Newsletter of Foreign Policy Research Institute, Volume 2, İssue 2, February 2001, p. 5.

[3] Daha geniş bir analiz için bkz: Ümit Çelik, “Soğuk Savaş’tan Libya Operasyonu’na NATO-Avrupa Birliği İlişkileri”, History Studies, Volume 5 Issue 5, September 2013, s. 66.

[4] European Union External Action Service, “CSDP Missions and Operations”, http://www.eeas.europa.eu/csdp/ missions-and-operations/ (20.03.2016).

[5] Council of the European Union: “EU Battlegroups”, Factsheet, February 2007, http://www.consilium. europa.eu/uedocs/cmsUpload/Battlegroups_February_07-factsheet.pdf, (ET: 25. 05. 2008).

[6] European Parliament, “European Council Briefing on ‘Implementation of European Council Conclusions in Common Security and Defence Policy (CSDP) Since the Lisbon Treaty”,  January 2016, p. 4; Lord Boswell of Aynho, “EU CSDP: Update Following the June 2015 European Council”, 23 July 2015, http:// europeanmemoranda.cabinetoffice.gov.uk/files/2015/08/150304_Lord_Boswell_-_JEC15_Update.pdf.

[7] Council of the European Union, European Union Military Rapid Response Concept, 8 January 2015, Brussels, p. 9-12; Advisory Council On International Affairs, Deployment Of Rapid-Reaction Forces, No. 96, October 2015, The Hague, p. 10-12.

[8] Council of the European Union, Implementation Plan on Security and Defence, Brussels, 14 November 2016.

[9] Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, “Avrupa Savunma Eylem Planı: Avrupa Savunma Fonuna Doğru”, Avrupa Birliği Komisyonu – Basın Açıklaması, Brüksel, 30 Kasım 2016, http://www.avrupa.info.tr/tr/pr/avrupa-savunma-eylem-plani-avrupa-savunma-fonuna-dogru-793.

[10] Aynı yer.

[11] “AB’den ‘Karargah’ Adımı”, Anadolu Ajansı, 6 Mart 2017.

[12] Aynı yer.

[13] “EU Approves Joint Military Headquarters”, DW News, 06.03.2017, http://www.dw.com/en/eu-approves-joint-military-headquarters/a-37830963.

[14] Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu, “Dışişleri Bakanlar Konseyi Toplantısı Ardından Yüksek Temsilci / Başkan Yardımcısı Federica Mogherini Tarafından Yapılan Açıklama”, Brüksel, 14/11/2016, http://www. avrupa.info.tr/tr/eeas-news/disisleri-bakanlar-konseyi-toplantisi-ardindan-yuksek-temsilci-baskan-yardimcisi-federica.

[15] Olivier de France and Nick Witney, “Europe’s Strategic Cacophony”, Policy Brief, European Council On Foreign Relations, April 2013, pp: 1-2.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir