AB Dış Güvenlik ve Göç Politikaları Üzerinden Mülteci Krizinin Değerlendirilmesi

 

Dani BARAN

Avrupa toprakları, coğrafi keşifler ve akabinde gelişen ekonomi nedeniyle tüm dünyanın çekim merkezi haline gelmiş ve özellikle yenidünya diye bilinen Amerika kıtasına gidişin yolu olmuştur. Yeniçağla birlikte şekillenen sanat, siyaset ve ekonomi modeli gelişen Avrupa karşısında giderek gerileyen bir doğu devletleri mantığını ortaya koymuş ve cazibe merkezi olma yolunda giderek artan bir dinamik yaratmıştır.

Özellikle II. Dünya Savaşı sonrası talep edilen işgücü ve yeniden faaliyete başlayan sanayi ile Avrupa yeniden bir çekim merkezi haline gelmiştir. Günümüzde de devam Avrupa’ya göç dalgası, kimi zaman işçi göçü olarak yasal yollardan kimi zamansa sığınmacı akınıyla yasa dışı yollardan devam etmiştir.

Unutulmamalı ki Suriye göçü Avrupa Birliği ülkelerinin karşılaştığı ilk göç kavramı değildir. (Güleç, 2015:81) Birlik, daha önceki tecrübeleri ve olası senaryolar ile ilgili hazırlanmış olan bir dizi göç politikasına sahip olsa da, bu denli yoğun ve kendi kültüründen uzak başka bir halkın Avrupa ya yüz binler halinde göç etmesi hiçte beklenen ve özelinde arzu edilen bir olay değildi. (Yeğenoğlu, 2015:49)

Bu sebeple de Birliğin kendi içerisinde bir yandan etik değerler bir yandan insani sorumluluk öte yandan politik gerekçeler ve güvenlik algısı sebebi ile farklı dış politik yaklaşımlar benimsediğini görmekteyiz. İşte bu noktada yapılan analizin temel vurgusu bu farklı politik uygulamanın birlik içerisindeki ahenk sistemine zarar verip vermediği veya verdi ise ne şekilde bir zarar verdiği yönündedir.

Avrupa Birliği, anıldığı üzere uluslararası göç hareketlerinde uzun yıllardır en başta gelen çekim merkezleri arasında yer almaktadır. Avrupa Birliğini oluşturan ülkelerin iktisadi-siyasi-sosyal alanlardaki üstünlüğü ve geri kalmış ülkelerden bakıldığında görece üstün pozisyonları birlik üyesi ülkelerin çekim merkezi olmasının temel sebeplerinden belli başlıca olanlarıdır. (Sönmez, 2015:170)

Avrupa Birliğin başlangıçta ekonomik işbirliği ile oluşmaya başlanan bütünleşme girişimlerinin devam eden yıllar da ekonomik işbirliğinden daha ileri aşamalara yönelmiş olması, üye ülkelerin bireysel olarak karşılaştıkları sorunların Birliğin sorunu olarak dönüşüme uğramasına sebep olmaktadır. Avrupa Birliğinde yaşanan göç sorunlarına yönelik ortak politikalar oluşturma doğrultusunda düzenlemeler ilk kez İkinci Dünya Savaşı sonrasında başlayan, nüfus hareketliliği ile belirtilerini göstermeye başlamıştır. İlerleyen zaman zarfında, ortak ekonomik politikalar gerçekleştirmek amacıyla başlayıp gittikçe siyasi bir oluşuma doğru hareket etmekte olan Avrupa Birliğinin yüz yüze kaldığı en önemli sorunlar Avrupa Birliğinde göç ve serbest dolaşım haline gelmiştir. Öyle ki bu sorun ile ilgili tartışmaların ivme kazandığı 1980li yıllar ve en ön plana çıktığı 1990’lar da “Adalet ve İçişleri” konuları Avrupa Birliği politikalarının merkez noktası haline gelmiştir. (Akçay, 2014:74)

1981 ve 1983 yıllarında Avrupa Birliği ekonomik anlamda birliğin o günkü üyelerine göre daha düşük pozisyonda olan Yunanistan, İspanya ve Portekiz genişlemeleri ile göç konularını ilk kez gündeme almıştır. Birlik, düşük ekonomik şartlar veya daha iyi iş imkanları için Avrupa birliğindeki diğer ülkelerde çalışmak amacıyla olası bir göç dalgasına dönük düşüncelere ilk kez bu yıllar da yer vermiştir. (http://www.ab.gov.tr/index.php?p=109)

 

Devamını Oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir