ABD – Çin İlişkilerin Geleceği

…Modern Çin dünya ekonomisinde dinamik faktöre sahiptir. Temel ticari ortakları tüm komşuları ve Amerika Birleşik Devletleri dahil birçok Batı sanayi gücüdür. Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki uzamış yüzleşme tüm çözülmemiş sonuçlar ile dünya ekonomisini değiştirecektir.”

Makale: Henry A. Kissinger

Anlaşmazlık Seçimdir, Gereklilik Değildir

19 OCAK 2011’DE, ABD Başkanı Barack Obama ve Çin Başkanı Hu Jintao, Hu’ nun Washington ziyareti sonunda ortak bir bildiri yayınladı. “Olumlu, işbirlikçi ve kapsamlı ABD-Çin ilişkilerine” olan bağlılıklarını paylaşmışlardır. Her iki taraf kendi temel düşüncesi ile ilgili olarak güvencelerini belirterek, Amerika Birleşik Devletleri’ nin dünya meselelerinde daha büyük bir rol oynayan, güçlü, müreffeh ve başarılı Çin’i memnuniyetle karşıladığını yineledi. Çin, bölgede barış, istikrar ve refaha katkıda bulunan bir Asya-Pasifik ulusu olarak Amerika Birleşik Devletleri ağırlıyor.”

OB-TN757_kissin_D_20120627101341

O zamandan beridir, iki devlet belirtilen hedefleri yerine getirdi. Üst Amerikan ve Çinli yetkililer birbirlerine ziyaret yaptı ve önemli stratejik ve ekonomik meselelerde fikir alışverişinde bulundu. Askeri temaslar başladı, önemli iletişim kanalı açıldı. Gayri resmi bir seviyede iki izleme grubu ABD Çin ilişkilerinde meydana gelebilecek gelişmeyi ortaya çıkardı.

İş birliği arttıkça, anlaşmazlıkta arttı. Her iki ülkede de önemli gruplar Çin ve ABD arasında üstünlük yarışının kaçınılmaz olduğunu, belki de çoktan başladığını iddia etti.

Bu çerçevede ABD-Çin iş birliğinin demode hatta sade olduğu gözükmektedir.

Karşılıklı suçlamalar, her ülkede farklılıktan uzak paralel analizleri ortaya çıkarmıştır. Bazı Amerikan strateji düşünürleri Çin politikasının iki uzun vadeli hedef peşinde olduğunu savunmaktadır: Amerika Birleşik Devletleri ‘ ni Batı Pasifikte önde gelen güç konumundan uzaklaştırmak ve Çin’ in ekonomik ve dış politika çıkarlarını erteleyen dışlayıcı blokta Asya’ yı güçlendirmek. Bu düşünce tarzında, Çinlilerin mutlak askeri kapasitesi ABD’ninkine resmen eşit olmasa da Pekin, Washington ile anlaşmazlığa girmenin kabul edilemez riskini oluşturmaktadır ve geleneksel ABD avantajını yok etmek için giderek artan şekilde modern araçlar geliştirmektedir. Sağlam nükleer saldırıya yanıt verme kapasitesi eninde sonunda artan oranda gemilere karşı kullanılan balistik füze ve siber uzay ve uzay gibi yeni alandalar da asimetrik özellikler içerecektir. Çin kendi çevresinde bulunan bir dizi adalar zincirinden deniz konumunu baskın olarak güvenceye alabilir, böyle bir durum oluşursa Çin ticaretine bağımlı olan ve Amerika Birleşik Devletleri’nin tepkisinden emin olmayan bazı Çin komşuları biraz korku ile Çin tercihlerine göre kendi politikalarını ayarlayabilir.  Sonuç olarak bu durum batı Pasifikte baskın olan Çin merkezli bir Asya bloku oluşumuna sebep olabilir. En yakın zamanda ortaya çıkan bir ABD savunma strateji raporu bu düşüncelerden bazılarını yansıtmaktadır.

henry2-579964

Hiçbir Çin devlet resmi yetkilisi bu stratejinin Çin’ in asıl politikası olduğunu belirtmemiştir. Aslında tersini vurgulamışlardır. Ancak Çin’ in yarı resmi basınında ve araştırma enstitülerinde yer alan yeterli materyalde ilişkilerin iş birliğinden ziyade karşılıklı meydan okumaya doğru gittiği teorisi destek bulmaktadır. 

ABD stratejik düşünceleri tüm demokratik olmayan devlet ile savaşan ideolojik yatkınlığa yönelim yönündedir.  Otoriter rejimler, kimilerinin iddiasına göre, milliyetçi ve yayılmacı söylem ve uygulama ile iç destek sağlama konusunda doğal olarak hassastır. Bu teorilerde— Hem Amerikan solcu hem de Amerikan sağcı kesimlerini içerisine alan düşüncelerde—Çin ile gerilim ve anlaşmazlığın Çin’ in ülke yapısından meydana geleceği belirtilmektedir. Evrensel barış iş birliğinden ziyade demokrasinin küresel zaferi sonucu geleceği savunulmaktadır.  Siyaset Bilimci Aaron Friedberg şöyle yazmıştır “Liberal demokratik Çin’ in demokratik muadillerinden korkması ve de onlara karşı kuvvet kullanması için çok az sebebi vardır.” Dolayısıyla, “diplomatik inceliklerden sıyrılmış, Amerikan stratejisinin nihai amacı, barışçıl bir niyetle olsa da Çin’in tek partili otoriter bir devleti ortadan kaldıracak ve yerine liberal demokrasi getirecek bir devrimi hızlandırmaktır.”

Çin açısından ise, çatışmacı yorumlar ters bir mantık izlemektedir.  Çin’ in en güvenilir mücadelecisi olan Amerika Birleşik Devletleri’nin yükselişini önlemek üzere bir yaralı süper güç olarak görmek istemektedirler. Çin’ in ne kadar yoğun iş birliğinde olursa olsun, Bazı Çinliler Washington’ un sabit hedefinin askeri konuşlandırma ve antlaşma taahhütleri ile büyüyen Çin’ I sınırlandırmak dolayısıyla Orta Krallık olarak tarihsel rolünü oynamasını önlemektir.  Bu açıdan Amerika Birleşik Devletleri ile herhangi bir sürdürülebilir işbirliği başarısızlığa sebep olacaktır çünkü Amerika Birleşik Devletlerinin öncelikli hedefi sadece Çin’ i etkisizleştirme olacaktır.  Sistematik düşmanlık bazen Çin’in yurtiçi görüş birliği ve geleneksel değerlerini yozlaştırmak için tasarlanan baskı olarak kendini gösteren Amerikan kültür ve teknolojik etkilerinde bile yer alarak kendisini gösterecektir. En iddialı düşünceler Çin düşmanca eğilimler karşısında haksız yere pasif olduğunu savunacaktır ve bu düşünceler savı (örneğin Güney Çin Denizindeki kıta sahanlığı gibi konularda) Çin’ in aralarında anlaşmazlık bulunan komşuları ile karşı karşıya geleceğini öne sürecektir,    stratejik analisti Long Tao’ ya göre “ ileriyi düşün ve bir şeyler ellerinden giderek kaymadan ilk sen saldır….başlat, düşüncesi bazı küçük ölçekli savaşların provokatörlerin daha ileriye gitmesini engelleyeceği yönündedir.”

GEÇMİŞ TEKRARLAMAMALIDIR

İŞBİRLİKÇİ ABD – Çin ilişkilerini araştırmada ve elde etmede tasarlanan politikada bir nokta var mı? Emin olmak için, güçlerin yükselişinin tarihsel olarak ilgili ülkelerde karmaşaya sebep olmuştur. Fakat koşullar değişmiştir. 1914’ deki dünya savaşına giden liderler dünyanın sonunda nasıl bir hale geleceğini bilselerdi hiç savaşa kalkışmazlardı. Modern liderlerin böyle bir hayali yoktur. 

afe32f4a-0b87-11e6-b8ab-30cd2474e1b0_486x

Gelişen nükleer ülkeler arasında olacak büyük savaş büyük yıkımlara sebep olacaktır ve neden oldukları sonuçlar ile kargaşayı hesap etmek mümkün olmayacaktır. Ayrıcalık özellikle Amerika Birleşik Devletleri gibi

Çoğulcu demokrasi için tamamen kapsam dışı kalacaktır.  

Mücadele edilirse Amerika Birleşik Devletleri güvenliğini koruması için yapılması ne gerekliyse onu yapacaktır. Fakat strateji olarak yüzleşmeyi benimsememelidir.

Çin de, Amerika Birleşik Devletleri strateji olarak uzunca sürecek çatışma kullanırsa yüzyıllarca yetenekli bir düşman ile karşı karşıya olacaktır ve Çin’ in doktrini karşı tarafın psikolojik tükenmesini içermektedir.

Gerçek çatışmada her iki taraf özelliklere ve birbirlerine feci şekilde zarar verebilecek beceriye sahiptir. Zamanla bu tür varsayımsal çatışma sona erecektir, tüm katılımcılar bitkin olacaktır. Kendilerine yeni görevler bulmak zorunluluğunda olacaklardır: her iki ülkenin önemli bileşenlerini içeren uluslararası düzenin sağlanması.

Yayılmacı Sovyetler Birliğine karşı her iki tarafça kullanılan Soğuk Savaşa eğilim mevcut durumlar için geçerli değildir. Sovyetler Birliğinin ekonomisi zayıftır (askeri üretim hariç) ve global ekonomiyi etkilememiştir. Çin bağları koparırsa ve Sovyet danışmanlarını göz ardı ederse zorla Sovyet himayesinde olan devletler hariç birkaç devlet Moskova ile ekonomik ilişkilerinde önemli bir paya sahip olacaktır. Aksine Modern Çin dünya ekonomisinde dinamik faktöre sahiptir. Temel ticari ortakları tüm komşuları ve Amerika Birleşik Devletleri dahil birçok Batı sanayi gücüdür. Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki uzamış yüzleşme tüm çözülmemiş sonuçlar ile dünya ekonomisini değiştirecektir. 

Çin’ in Sovyetler Birliği ile çatışmada olduğu zaman izlediği strateji Amerika Birleşik Devletleri ile yüzleşmesi konusunda benzer olacaktır. Asya devletleri hariç sadece birkaç ülke Asya’ daki Amerikan varlığı konusunda “parmakları” “kesilecek” düşüncesini uygulayacaktır (Deng Xiaoping’ in Sovyet konumlanmasında söylediği söz).

Dünyanın ikinci en büyük ekonomisinin ekonomik gücünü askeri kapasitesini arttırmaya yöneltmemesi beklenemez.

Amerika Birleşik Devletleri müttefiki olmayan Asya ülkeleri bile bölgede Amerikan siyasi varlığını ve alışık oldukları dünya garantörü olarak kendilerine yakın denizlerde Amerikan kuvvetlerinin güvencesini aramaktadır. Bu yaklaşım Amerikan muadili üst düzey Endonezya yetkilisi tarafından şöyle ifade edilmiştir “Bizi terk etme, seçim yapmaya zorlama.” 

Çin’ in yakın zamanlı siyasi oluşumu bütünüyle olağandışı bir olay değildir: en muhtemel netice dünyanın ikinci büyük ekonomisi ve en büyük doğal kaynak ithalatçısının ekonomik gücünü askeri kapasitesini arttırmaya yönelmemesi beklenemezdir.  Mesele oluşumun açık uçlu olup olmayacağı ve hangi amaca yönelik olacağıdır. Amerika Birleşik Devletleri düşmanca hareket olarak Çin askeri kapasitesinde her ilerlemeyi kullanırsa kendisini kısa zamanda gizli amaçları adına  sonsuz bir dizi anlaşmazlık ağına düşmüş bulur. Ancak Çin kendi tarihinden savunma ve saldırma konusunda kendinde zayıf bulduğu noktaları ve sınırsız silah yarışının neticelerinin farkındadır.

Çin liderleri açıkça reddettikleri düşmanca yaklaşımın güçlü sebeplerini kendilerinde bulundurmaktadır. Çin’ in emparyel büyümesi tarihler boyunca fetihten ziyade bütünleşme ile yada kendi memleketlerine Çin’ I ekleyen fatihlerin Çin kültürünü benimsemesi ile elde edilmiştir. Asya’ da askeri olarak hâkim olmak korkunç bir girişim olacaktır. Soğuk Savaş süresince Sovyetler Birliği savaşa çekilen ve savunmaları için Amerikan kuvvetlerinin taahhütlerine bağlı olan zayıf devletler ile sınır komşusu olmuştur. Çin bugün güneyde Rusya, doğuda Japonya ve Güney Kore ile Amerikan askeri müttefikleri, güneyde Vietnam ve Hindistan ve kendinden uzak olmayan Endonezya ve Malezya ile karşı karşıyadır. Bu fetih için elverişli bir durum değildir. Daha çok çevrelenmenin korkusudur. Bu ülkelerden her biri uzun askeri geleneğe sahiptir ve bağımsız politikaları tehdit altında olursa zorlu bir engel ile karşı karşıya olacaklardır. Askeri Çin dış politikası tüm veya en azından bazı uluslar arasındaki iş birliğini arttırmaktadır ve 2009-10 da meydana geldiği gibi Çin’ in tarihsel kabusunu canlandıracaktır.

 

YENİ ÇİNİ ELE ALMA

EN AZINDAN ORTA VADEDE, Çin kısıtlamasının diğer bir nedeni ülkenin yüz yüze kaldığı yurt içi adaptasyondur. Oldukça gelişmiş kıyı bölgeleri ve gelişmemiş batı bölgeleri arasındaki Çin toplumdaki boşluk Hu’ nun “uyumlu bir toplum” hedefini hem zor hem de anlaşılmaz yapmaktadır. Kültürel değişiklikler mücadeleyi getirmektedir. Sonraki on yıl ilk defa Çin yetişkin toplumunda tek çocuklu ailelerin tam etkisine şahitlik edecektir. Bu durum toplumda büyük ailelerin geleneksel olarak yaşlı ve özürlü kişilere baktığı kültürel kalıbın değişmesine bağlanmaktadır.  Dört büyükanne ve büyükbaba bir çocuğun ilgisini çekmek için rekabet ettiğinde ve tüm kaynaklarını ona yöneltmek için yatırım yaptıklarında ısrarlı başarı sağlamanın yeni şekli, büyük, belki de doldurulamaz, beklentilerin doğmasına sebep olacaktır.

Tüm bu gelişmeler 2012 de başlayan Çin hükümetinin geçiş sürecindeki zorlukların daha karışık olmasına sebep olacaktır, başkanlık, başkan yardımcılığı, Çin Politbüro, Devlet Konseyi ve Merkezi Askeri komisyon kurumlarındaki büyük ölçüdeki pozisyonlar ve binlerce diğer önemli ulusal ve eyalet görev yerlerine yeni atamalar olacaktır. Yeni liderlik grubu pek çok bakımdan yüzyıldaki ilk Çin neslinin üyesinden oluşacaktır ve yarısı yaşamlarını barış içerisinde olan bir ülke de yaşamıştır. Temel karşılaştıkları zorluklar değişen ekonomik koşullar, kestiremez ve hızlıca büyüyen iletişim teknolojisi, zayıf küresel ekonomi ve Çin de yüz milyonlarca kişinin kırsal yerlerden kentlere göçü ile devrim yaratan toplumla başa çıkma yolunu bulma konusudur.   Ortaya çıkan hükümet modelinin geleneksel Çin siyasi ve kültürel kavramı ve modern fikirlerin sentezini bulmaya yönelik olacaktır.

Bu sosyal ve siyasi dönüşümler Amerika Birleşik Devletleri’nde umut ve çıkarların izlenmesi konusunda bağlayıcı olacaktır. Doğrudan Amerikan müdahalesi ne kurnazca ne de üretken olacaktır. Amerika Birleşik Devletleri insan hakları meselelerinde ve bireysel olaylarda bilinen görüşlerini sürdürmeye devam edecektir. Ve günden güne sürdürdüğü tutum demokratik ilkelerdeki ulusal tercihini belirtmeye yönelik olacaktır.  

Diplomatik baskı ve ekonomik yaptırım ile Çin kurumlarının sistematik olarak değiştirilmesi projesinin geri tepmesi ve yardımcı olmaktan çok, çok liberal olanları izole etmesi muhtemeldir. Çin de ulusalcılık görüşü açısından çok sayıda kişinin yabancı müdahalesinin olduğu önceki çağları hatırlaması şeklinde yorumlanacaktır.

Bu durumun akla getirdiği şey Amerikan değerlerinin bir kenara bırakılması değildir hatırlanabilir ve mutlak olan arasındaki ayrımdır. ABD ABD-Çin ilişkileri, sıfır toplamlı bir oyun olarak kabul edilmemelidir ve de müreffeh ve güçlü bir Çin ortaya çıkması Bir Amerikan stratejik bir yenilgisi olarak kendi içinde kabul edilmemelidir.

Bu işbirlikçi bir yaklaşım her iki tarafta önyargılara meydan okumaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin farklı bir kültür ve siyasi sistemi bulunan, kendine güvenen, ekonomik başarı sağlamış ve uluslararası kapsamı olan ulusal deneyimi ile karşılaştırılabilir boyutu açısından az emsali vardır. Çin’ in tarihinde Asya da daimî varlığı ile büyük gücünü koruduğunun örnekleri bulunmamaktadır, üniversal ideal görüşü Çin kavramında ve çeşitli Çinli komşu müttefikinde yer almamaktadır. Amerika Birleşik Devletlerinden önce bu konuma sahip tüm ülkeler Çin’ e hâkim olma girişimi başlatmıştır.

Bu stratejiye en basit yaklaşım üstün kaynaklar ve metaryeli ile kuvvetli potansiyel düşmanlara dair ısrarcı olmasıdır. Fakat modern dünyada bu sadece nadiren fizibldir. Çin ve Amerika Birleşik Devletleri kaçınılmaz olarak birbirleri için kalıcı gerçeklikler olmaya devam edecektir. Hiçbiri diğerine güvenliğini emanet edemez—uzunca süre büyük güç yapamaz—ve her biri kendi çıkarlarını izlemeye devam edecektir. Fakat her ikisi diğerlerinin korkulu rüyası olma sorumluluğuna sahiptir ve her ikisi de kendi politikaları kadar diğerine etkili konuşabilip onun şüphesini giderebilmektedir.  

Çin’ in büyük stratejik korkusu dış kuvvet veya kuvvetlerin Çin’ in topraklarına gizlice saldırabilen veya yerli kurumlara burnunu sokan Çin’ in etrafındaki askeri grupların yer almasıdır.  Çin geçmişte yaşadığı tehditle yüz yüze kaldığında eğilimlere başvurarak neticeye dayalı risk almak yerine 1950 de Kore, 1962 de Hindistan, 1969 da Sovyetler Birliği ile kuzey sınırından ve 1979 da Vietnam’ a karşı savaşa girmiştir.

 

Bazen dolaylı olarak ifade edilen Amerika Birleşik Devletleri’nin korkusu dışlayıcı blok ile Asya dışına itilmesidir. Amerika Birleşik Devletleri bu sonucu önlemek için Almanya ve Japonya’ ya karşı dünya savaşına girmiştir ve Sovyetler Birliğine karşı her iki siyasi partinin idaresi altında en kuvvetli Soğuk Savaş diplomasisi gerçekleştirmiştir. Her iki kurumda dikkat çekici olarak önemli ortak ABD – Çin çabası algılanan hegemonya tehdidine karşı yönelmiştir.

Diğer Asya ülkeleri dış güçler arasındaki yarışın bir parçası olarak değil de kendi ulusal gerekçeleriyle kapasitelerini geliştirme konusunda ısrarlıdır. Kendilerini isteyerek vergi ödeme konusunda sınırlamayacaktır. Ne de kendilerini Amerikan sınırlandırma politikasında bir araç yapmayacaktır veya Amerika’nın Çin’ in yerli kurumlarını değiştirmesinde rol almayacaklardır. Çin ve Amerika Birleşik Devletleri arasında iki ilişkiler kurmak istemektedirler ve iki arasında bir seçim yapma baskısına direnecektir.

Hegemonya korkusu ve askeri çevrelenme korkulu rüyası yine mi gündemde? Stratejilerini askerileştirmeden her iki tarafın amaçlarına ulaşması için bir yer bulması mümkün müdür? Global kapasitesi olan birbirleriyle çakışan beklentileri olan büyük uluslar için çatışma ve çekilme arasındaki sınır nedir?

Çin coğrafyası, değerleri ve tarihi ile çevresindeki bölgeleri büyük ölçüde etkilemiştir. Etki sınırları durum ve politika kararları ile şekillenecektir.  Bu etkinin kaçınılmaz arayışının diğer bağımsız güç kaynaklarını reddetme veya dışlama güdüsüne dönüşüp dönüşmeyeceği belirlenecektir. 

Neredeyse iki nesildir Amerikan stratejisi büyük ölçüde genel nükleer savaşın felaket neticelerini önlemek için Amerikan kara kuvvetlerinin yerel bölgesel savunmasına dayanmaktadır. Geçtiğimiz on yılda kongre ve kamuoyu yoklaması Vietnam, Irak ve Afganistan’ daki taahhütlerine son vermesi konusunda sona ulaşması konusunda zorlamışlardır. Artık mali kaygılar bu yaklaşımı sınırlandırmaktadır. Amerikan stratejisi potansiyel saldırganlara karşı toprakları savunmaktan çok kabul edilemez bir ceza ile tehdit etmeye yönlendirildi. Bu hızlı girişim ve global araştırma yapabilen kuvvetleri gerektirmektedir fakat üslerin Çin sınırında konuşlanmasını gerektirmemektedir. Washington’ un yapmaması gereken sınırsız ideolojik amaca dayalı olarak diploması ile bütçe kısıtlamasına dayalı olarak savunma politikasını birleştirmektir.

Çevre ülkelerinde Çin etkisi egemenliğinin korkularını teşvik edebileceği gibi, geleneksel Amerikan ulusal çıkarlarını izleme çabaları askeri kuşatmanın bir biçimi olarak algılanmaktadır. Her iki taraf hangi geleneksel ve hangi muhtemel yolların diğerinin en derin endişelerini uyandıracağının nüansını anlamalıdır. Beraber barışçıl rekabetin olduğu bir yol aramadırlar. Akıllıca yönetilirse hem askeri kuşatma hem de hakimiyet engellenebilir aksi halde artan gerilim kaçınılmazdır. Bu boşluğu bulmak diplomasinin görevidir.

TOPLUM VE ÇATIŞMA

MEVCUT dünya düzeni büyük ölçüde Çin katılımı olmadan oluşturulacaktır dolayısıyla bazen kurallarda diğerlerine göre az bağlayıcılık hissedilecektir. Düzenin Çin tercihlerine uygun olmadığı durumda Pekin Brezilya, Japonya ve diğer ülkeler ile kurulacak ayrı bir para birimi kanalı gibi alternatif düzenlemeler yapacaktır. Kalıp rutin hale gelirse ve birçok faaliyet alanına yayılırsa rekabetçi dünya düzeni oluşacaktır. Mutabık kalınan kısıtlama kuralları ile birlikte ortak hedeflerin eksikliği kurumsal düşmanlığın saldırıların niyeti ve hesaplamalara karşı çok olması muhtemeldir. Savunmacı özellikler ve girişimci teknolojilerin egemen olduğu bu çağda cezalar belki de geri dönülmez olacaktır. 

Kriz yönetimi bir ilişki sağlamaktan uzak olacaktır yani her iki ülke arasında değişen baskılar olacaktır. Bu sebepten ben Pasifik Topluluğu kavramını savunuyorum ve Çin ve Amerika Birleşik Devletleri’nin en azından bazı konularda ortak noktaya varacağını düşünüyorum.  Fakat taraflardan her biri diğerini yenilgiye uğratmada ve kuyusunu kazmada daha etkin olursa böyle bir toplum amacına ulaşamaz. Ne Çin ne de Amerika Birleşik Devletleri sistematik olarak haber vermeden mücadele edemez ve bu mücadele belirtilirse direnilecektir. Her biri kendini iş birliğine adamalıdır ve birbirlerine ve dünyaya görüşlerini bildirmenin ve iletişimde bulunmanın bir yolunu bulmalıdırlar.

Bu yönde bazı adımlar atılmıştır. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri Amerika ve Asya bağlantılı serbest ticaret paktı olan Trans Pasifik Ortaklığı (TTP) konusunda diğer ülkeler ile görüşme yapmıştır.  Bu düzenleme ile Pasifik Topluluğuna bir adım daha atılmıştır çünkü dünyanın en üretken, dinamik, kaynakça zengin ekonomisi arasında ticari engelleri azaltmak ve paylaşılan projelerde okyanusun iki kenarını birleştirmek istemektedir.   

Obama Çin’ I TPP’ ye katılması için davet etmelidir. Ancak Amerika tarafından sunulan kabul şartlarının Çin’ in yurt yapısında temel değişiklik yapmasını gerektirmektedir. Durum böyle olunca Çin’ izole etme stratejisinin bir parçası olarak Pekin’ de TPP kabul edilecektir. Kendi adına Çin kıyaslanabilir alternatif ayarlamalar öne sürmüştür. 

Güneydoğu Asya uluslar derneği ile ticari pakt görüşülmüştür ve Japonya ve Güney Kore ile Kuzeydoğu Asya ticari paktına sahiptir.

Önemli yurtiçi siyasi düşünceler tüm tarafları içerisine almaktadır. Fakat Çin ve Amerika Birleşik Devletleri stratejik izolasyon şeklinde birbirlerinin ticari pakt çabalarına dikkat ederse Asya-Pasifik bölgesi düşmanca güç blokuna rekabet etme üzerinde düşünebilir.  

İronik olarak Çin son beş yıllık kalkınma planında ihracata yönelik ekonomisini tüketim odaklı ekonomiye döndürürse bilhassa bu durum zorluklar getirecektir. Bu gelişme Çin’ e karşı ekonomilerini yönlendiren diğer Asya ülkelerini cesaretlendirdiğinden bu gelişme ihracat pazarında Çin’ in Amerika Birleşik Devletlerindeki payını azaltacaktır. 

Hem Pekin hem de Washington un yüz yüze kaldığı önemli karar tarih boyunca aralarındaki uluslararası düşmanlığın yeni boyutu mu olacaktır yoksa işbirliği için çaba mı göstereceklerdir şu an belli değildir. Her iki ülke toplumun söylemini benimsemektedir. Bunun için yüksek seviyeli forum ve yılda iki kez düzenlenen Stratejik ve Ekonomik Diyalog yapmaktadırlar.  Önemli konularda üretken olmuşlardır ancak gerçekten global ekonomik ve siyasi düzeni meydana getirme düşüncesindedirler.

Global düzen ekonomik alanda meydana gelmezse toprak ve güvenlik gibi daha duygusal  ve az olumlu meselelerde ilerlemelerinin önünde bir bariyer başa çıkamayacak şekilde büyüyebilir.

SÖYLEM RİSKİ

BU SÜREÇ devam ettikçe her iki taraf algılamalarında ve hesaplamalarında söylemin etkisini daha hissedeceklerdir. Amerikan liderleri ara sıra yurtiçi siyasi gereklilikler ile düşmanca politikaları için teklifler dahil Çin’ e karşı olma durumu başlatmaktadırlar. Bu durum ılıman politika tam niyetleri olduğunda meydana gelmektedir. Mesele belirli bir şikayet değildir Çin politikasının temel motivasyonuna saldırıdır, örneğin Çin’ i stratejik düşman olarak ilan etmek.  Bu saldırı hedefi düşmanlık onaylamaları gerektiren yurtiçi zorunluluklar er ya da geç düşmanca eylemleri ortaya çıkarır düşüncesi ile bağlayıcı olmaktadır. Aynı mantıkla Çin’ in tehdit edici açıklamalarının yurt içi baskı ne olursa olsun gene meydana geleceği yönünde yorumlanabilir.  

Siyasi bölümün her iki tarafında Amerikan tartışması genellikle yükselen güç olarak Çin’ i görmektedir ve dünya üzerinde nasıl bir sorumluluk alması gerektiğini bilmektedir. Çin kendisini ancak yükselen güç olarak görmemektedir fakat yükselen güce döndüğünün farkındadır, iki milenyum boyunca bölgede hakimiyeti ve kolonilerce geçici yer değiştirmesi Çin’ in yurtiçi çekişmesinde avantaj sağlamasına sebep olmaktadır. Çin’ in ekonomik, kültürel, siyasi ve askeri ilişkilerinde güçlü etkisinin dünya düzeninde hiç etkisi olmaması beklenemez. Amerikalılar her yönden Çini analiz ederek milenyum tarihi konusunda dersler veren ülkenin büyümesi gerektiği ve sorumluluk sahibi olmasını onaylamasına gerek yoktur.

Çin açısından hükümet ve gayri resmi seviyede açıklamalar Çin’ in ülke içerisinde ve yurtdışında farklı uygulamalara sahip olmasının Çin’ in  geleneksel oluşumu Çin nesli için yeniden canlandırmak niyetinde olduğunun göstergesidir.

Çin yüzyıllardır gördüğü aşağılamaya karşın milli gerekçeyle yeni atılımlar yapmanın haklı gururunu yaşamaktadır.  Henüz Asya’ daki birkaç diğer devlet Çin hakimiyetine tabi oldukları dönem için nostaljiktir. Sömürgecilik karşıtı mücadelelerin son gazileri gibi, çoğu Asya ülkesi Batılı veya Asyalı olsun olmasın herhangi bir dış güce karşı bağımsızlık ve özgürlüğün korumak konusunda aşırı hassastır.  Mümkün olduğunda siyasi ve ekonomik faaliyetlerin birbiriyle örtüşmesinin yollarını aramaktadırlar, bölgede Amerikan rolünü davet etmişlerdir fakat dengeye bakmaktadırlar.

Çin’ in yükselişi Amerika Birleşik Devletleri’nin kendi rekabetçi konumuna göre Çin’ in daha artan askeri gücüne sebep olacaktır ve de eskimiş altyapı, araştırma ve geliştirme için yetersiz ilgi ve görünüşte işlevsiz hükümet süreci gibi faktörlerden etkilenecektir. Amerika Birleşik Devletleri düşmanlık olarak suçlama da bulunmak yerine kararlılıkla bu meseleleri ele alacaktır. Geniş kamu desteği ile yapılan çatışma şeklinde olan Çin politikasını tekrarlamamaya dikkat edecektir ve Amerika siyasi süreci ülkenin belirtilen amaçlarından vazgeçmesi stratejisini getirecektir. 

Çin kendi güçlülüğü konusunda güvence bulacaktır ve aslında bir bir ABD idaresi Çin’ in dünyanın en büyük eyaletleri, ekonomisi ve uygarlığına sahip olduğu gerçeğini değiştirme amacında olmayacaktır. Amerikalılar Çin’ in GDP’ sinin Amerika Birleşik Devletleri’ne eşit olduğunu çok iti anlamaktadır ve Çin’ in büyümesi ve kentleşmesi ile karmaşık yurtiçi dönüşümlerinin rol aldığı ve dört kat daha büyük ve yaşlı nüfusun ülkede dağılım gösterdiğini bilmektedir. Sonuç olarak Çin’ in enerjisinin büyük kısmı halen yurtiçi kullanılmaya yönelik olacaktır.

Her iki taraf uluslararası hayatın normal parçası olarak birbirlerinin faaliyetlerini algılamaya açık olmalıdır ve kendilerini alarm durumda tutmamalıdır.  Birbirleri üzerinde etkilerinin kaçınılmaz eğilimi her iki ülke farklılıklarını korudukları ve eylemlerini ilgili olarak ayarladıkları sürece hakimiyet kurma düşüncesinden uzak olacaktır.  Çin ve Amerika Birleşik Devletleri büyük güç rekabetinin ötesine geçemeyeceklerdir. Fakat kendilerine ve dünyaya böyle devam etme konusunda borçlulardır.

Bu makale Yusuf ERTUĞRAL tarafından EURO Politika Dergisi için tercüme edilmiştir.

Orijinal Makale: The Future of U.S.-Chinese Relations [Mart -Nisan 2012]

https://www.foreignaffairs.com/articles/china/2012-03-01/future-us-chinese-relations

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir