AB’nin Hayali Gerçek (mi?) Oluyor: Aachen Anlaşması

Şevval KOÇAK’ın Analizi

Daha önceleri “AB’nin sınır güvenliği korunmalı” açıklamasıyla dış savunma ve güvenlik konularına dikkat çeken AB Komisyon Başkanı Jean Claude Juncker’in fikrinin ardından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından gündeme getirilen Amerika’dan bağımsız Avrupa Ordusu’nu kurma fikri AB’nin bu konuyu tekrar masaya yatırmasına vesile oldu.

Almanya, İspanya ve İtalya gibi kilit ülkeler tarafından desteklenen bu fikir Hollanda, Avusturya ve İrlanda gibi ülkeler tarafından ortak bir ordunun kurulması sert bir şekilde eleştirildi. Yaklaşık 19 yıl önce Anglo-Fransız Avrupa Birliği Savunma Anlaşmasıyla başlayan PESCO (Permanent Structure Cooperation), NATO’nun yapısına zarar vereceği düşüncesiyle İngiltere tarafından AB güç oluşumunun yayılmasına karşı çıkılmıştı. Bugün ise, Almanya ve Fransa arasında imzalanan  Aachen Antlaşması veya ‘Alman-Fransız İş Birliği ve Entegrasyon Antlaşması’ olarak nitelendirilen anlaşma, Avrupa Ordusu için atılan ilk adım değerini taşıyor.Her ne kadar Angela Merkel bu ordunun NATO’ya karşı bir ordu olmayacağının altını çizmiş olsa da İngiltere bu konu hakkında ki olumsuz tutumunu sergilemeye devam ediyor.Brexit kararıyla gündemden düşmeyen ve en başından beri ortak bir ordu fikrinin karşısında duran Birleşik Krallık’ın Birlik’ten çıkma kararı 29 Mart’tan sonra ki bir tarihe ertelenmediği sürece Avrupa Ordusu’nun atacağı adımlarda hızlanma süreci bekleniyor.

Fransa ve Almanya’nın ortak Avrupa Ordusu kurma fikrini tetikleyen 3 ana olaydan bahsedebiliriz. İlk olarak, Soğuk Savaş Dönemi’nde nükleer savaş tehdidini en aza indirmek amacıyla Rusya ile imzalanan ve sonrasında Trump tarafından Rusya’nın anlaşma kurallarını ihlal ettiğini öne sürerek Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması (INF)’ndan tek taraflı olarak 2018 yılında çekildi. INF Antlaşmasının olmaması demek Moskova’nın gelişmiş olduğu iddia edilen füzesinin üzerinde baskı yapma imkanı olmadığı  ve anlaşmayı ihlal edip etmediğini doğrulamak için yolların kısıtlandığı anlamına gelir.Bununla birlikte, 2015’te Fransa ve Almanya’nın da dahil olduğu P5+1 devletlerinin İran ile imzaladıkları Nükleer Anlaşması’ndan Amerika’nın geri çekilip askıya alınan İran ekonomik yaptırımlarını yeniden başlatma kararı alması üzerine Avrupa’nın gözünde ABD artık sözünü tutan ve müttefiklerine değer veren bir ülke olmadığını kanıtlamış oldu. Trump’ın eylemleri aslında Avrupalıları egemenlik ve refahlarını korumak söz konusu olduğunda bir arada durmaları gerektiğini kabul etmeye zorladı.

Nazi karşıtı iki lider; Fransa Cumhurbaşkanı Charles de Gaulle ve Almanya Başbakanı Konrad Adenauer tarafından  1963’te imzalanan Elysee Antlaşması iki devlet arasındaki ezeli düşmanlığı sona erdiren siyasi bir işbirliğidir. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un uzun zamandır bu antlaşmanın yenilenmesi konusunda ki ısrarıyla nihayet Antlaşma’nın yıldönümünde imzaların atılmasıyla ilişkiler pozitif anlamda daha da pekişmeye başladı. Elysee Antlaşması’nın AB’yi yenileyeceği ve reformlarında hızlanacağı öngörülüyor. Elysee Antlaşması sadece devlet başkanları arasında bir belge değil vatandaşları da kapsayan, iki ülkenin de insanları arasındaki bağları güçlendiren bir yapı taşı. Elysee Antlaşması’nın iki katı uzunluğunda ki Aachen Antlaşması dış politika, güvenlik, eğitim ve askeri işbirliklerini arttırma gayesi taşıyan ve belki de en önemlisi bir ülke de yaşayıp diğerinde çalışan insanlarla ilgili olarak halkın yaşam koşullarını iyileştirmek için sınır ötesi iş birliği konusunda da yeni adımların atılması ve yasal düzenlemelerin yapılması hedefleniyor. Aachen Antlaşması aynı zamanda terörle mücadelede ortak bir şekilde hareket etmeyi de vaat ediyor.

Almanya ve Fransa’nın liderlerinin yapmış olduğu bu anlaşmalarla Avrupa’da yükselen popülizm ve milliyetçiliğin Macron’un tabiriyle ‘demokrasi projesi olan Birliğin güvenliğini tehdit ettiği bir kez daha yapılan açıklamalarla birlikte altı çizilmiş oldu. Her iki ülkede muhalefet partileri tarafından eleştiriliyor.

Almanya’da Sol Parti’den AB’nin silahlandırmayı arttırıp barışçıl vizyonundan uzaklaşacağı konusunda yorumlar gelirken, Fransa’da Marine Le Pen liderliğinde olan Ulusal Cephe Partisi, Macron’un Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyin’deki koltuğunu Almanya ile paylaşmak istemesini öne sürerek ülkenin egemenliğini tehlikeye attığını dile getirdi.Öteki yandan İngiliz basınına göre Brexit süreci ülkeyi bitirirken Avrupa Birliği’nin kurucularından Almanya ve Fransa olması gerektiği gibi ortak bir amaç duygusuyla siyasi birleşmeyi sürdürüyor.

Euro Politika Dergisi Araştırma EkibiŞevval KOÇAK ‘ın Analizi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir