AB’ye Uyum Sürecinde Yabancı Sermayenin Türkiye Ekonomisine Etkileri: 1980 ve Sonrası

Tunahan HACIİMAMOĞLU

Günümüzün küreselleşen ve serbestleşen dünya ekonomilerine yön veren en önemli etmenlerin başında YDY’ler gelmektedir. Son on yıllık süreçte YDY’lerde uluslararası birleşme ve satın almaların gittikçe çoğalması ve hizmetler sektörünün artan payı gibi önemli gelişmeler ortaya çıkmıştır.

Avrupa Birliği, dünyadaki en büyük uluslararası entegrasyon olması ve gümrüksüz alanlardan biri olmanın avantajını kullanarak önemli miktarlarda yabancı doğrudan sermaye yatırımı çekmektedir. Bununla birlikte AB ülkeleri dünyada en çok yabancı doğrudan sermaye yatırımı yapan ülkeler sıralamasında önde gelmektedirler.

Türkiye ise hem AB’ye katılım sürecinin avantajlarını kullanarak hem de büyüyen bir ekonomi olma sıfatıyla yüksek düzeyde yabancı doğrudan sermaye yatırımı çekmeye çalışmaktadır. Uluslararası şirketler yatırım kararı alırken, yatırım yapısı olarak adlandırılan o ülkedeki siyasi istikrar, ekonomik istikrar, vergi avantajları, teşvikler, bürokrasinin azlığı gibi kıstasları değerlendirirler. Bu çerçevede Türkiye için sadece büyüyen bir ekonomi olmak ve AB’ye aday ülke olmak, istenen düzeyde yabancı doğrudan sermaye yatırımı çekebilmek için yeterli değildir. Yabancı doğrudan sermaye yatırımı yanlısı politikalar uygulamada bürokrasinin azaltılması, vergi avantajları, teşvikler, siyasi buhranların azaltılması gibi unsurlarla birleştirilmeli, makroekonomik ve siyasi istikrar sağlanmalı ve kalıcı hale getirilmelidir.

Türkiye – AB İlişkileri ve Türkiye’nin AB’ye Uyum Süreci

Türkiye’nin AB süreci, 1 Aralık 1964’te yürürlüğe giren Ankara Anlaşması’yla başlamıştır. Bu anlaşmayla; taraflar arasındaki işbirliğinin hızla artırılması, Türkiye ekonomisinin AB ekonomisiyle arasındaki farkı azaltan ve sağlıklı ticaret için gerekli yapının kurulması, Türk halkının yaşam kalitesinin yükseltilmesi için ekonomik destek sağlanarak Türkiye’nin topluluğa katılmasının kolaylaştırması ve Türkiye ile topluluk arasında gümrük birliği kurulması hedeflenmiştir. Nitekim 6 Mart 1995 tarihinde alınan Gümrük Birliği kararı 01.01.1996 tarihinde yürürlüğe girerek Ankara anlaşmasının son aşamasına geçiş gerçekleşmiştir. (AB:2003).

1999 yılının Aralık ayında Helsinki’de yapılan hükümet başkanları zirvesinde Türkiye’nin AB’ye adaylığı resmen onaylanmış ve diğer aday ülkelerle aynı şekilde değerlendirmeye tabi tutulacağı belirtilmiştir.(Uysal:2001). 17.12.2004 tarihli zirvede Ekim 2005’de müzakerelere başlanmasına karar verilmiş, bu kararın ardından 3.10.2005 tarihinde Hükümetlerarası Konferans Lüksemburg da düzenlenmiş ve Türkiye’nin katılım müzakereleri resmen başlamıştır.

10.01.2007 Tarihinde dönemin dışişleri bakanı, baş müzakereci bakanı, izleme ve yönlendirme komitesi üyeleri ve ilgili diğer kurumların üst düzey yöneticileri ile Türkiye 2007-2013 yılları arasında AB’ye tam uyum hedefi ile AB müktesebatına uyumun bütünüyle sağlanmasını amaçlayan bütüncül bir programın hazırlanmasına karar verilmiştir. AB müktesebatına uyum için hazırlanan programda yer alan tüm yasal düzenlemeler ilgili fasılları kapsayacak nitelikte olması planlanmıştır. Ancak 33 başlıktan oluşan AB müktesebatı uyum programının başarılı bir şekilde uygulanmasında sadece kamunun çabası yeterli değildir. Siyasi partiler, STK’lar, sendikalar, meslek odaları, üniversiteler, sanatçılar ve medyanın yanı sıra tüm Türkiye’nin katılımı uyumun kapsayıcılığı açısından oldukça önemlidir. AB standartlarının ekonomik, sosyal ve siyasal yaşamının tümüne yayılması için toplumun tüm kesimlerinin katılımı gerekmektedir. (Ceyhan:2007).

Yabancı Sermayeye İlişkin Mevcut Yasal Çerçeve ve AB Mevzuatı

Türkiye’nin yabancı sermaye yatırımlarında gerçekleştirilen serbestleşme, deregülasyon uygulamaların ağırlık kazanması 5.6.2003 Tarih 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu ile gerçekleşmiştir.(Uysal:2001). Türkiye’ye gerçekleşen YDY’ler de 2006 yılı itibariyle yaşanılan büyük artış göze çarpmaktadır. Bu dönemden sonra yatırım oranlarının düştüğü tek dönem 2008 küresel finansal kriz sebebiyle 2009 ve 2010 yıllarında gerçekleşmiştir. (Ceyhan:2007).

Türkiye’nin 2008 tarihli Ulusal Programında belirttiği gibi sermayenin serbest dolaşımı açısından Türk hukuku, istisnalar haricinde AB yasaları ile uyumludur. Avrupa Topluluğu (AT) Antlaşmasının sermaye hareketleri ve ödemelerle ilgili 56. maddesine göre, ekonomi politikasının öncelikleri anlamında son yıllarda Türkiye ekonomisi istikrar ve büyüme açısından önemli mesafeler kat etmişti.(Onaner:2005).

2007 yılında uygulanmaya başlayan Dokuzuncu Beş yıllık kalkınma planı ile  “İstikrar içinde büyüyen, gelirini daha adil paylaşan, küresel ölçekte rekabet gücüne sahip, bilgi toplumuna dönüşen, AB’ye üyelik için uyum sürecini tamamlamış bir Türkiye” vizyonu ile ekonomi politikalarının öncelikleri; fiyat istikrarının sağlanması, mali disiplinin devamlılığı ve gelirler politikasının istikrara katkı sağlayacak şekilde uygulanması şeklinde sıralanmıştır. (DPT:2000, Rezzan:2014). Sözü edilen vizyona uygun politikaların uygulanmasıyla ekonomik büyümenin sürdürülmesine olanak sağlanacak, toplumun refah seviyesinin yükseltilecek ve Türkiye-AB arasındaki gelişmişlik farkının azaltılması da hedeflenmektedir.

Devamını Oku