ALMANYA VE BİRLEŞİK KRALLIK ANTİ – TERÖR YASALARININ DEĞERLENDİRİLMESİ

Oğuzhan BARÇIN (Literatür Taraması & Analiz)

11 Eylül saldırılarının ardından, bundan sonra gelebilecek benzer potansiyel saldırılara karşı Batı demokrasilerinde “anti-terör yasaları” uygulamaları daha sıkı bir hale bürünmüştür. Bu konudaki yasal adımlar, bireysel özgürlükleri tehdit eder biçimde güvenlik kaygılarını öncelemiştir. Bu literatür taraması, Almanya ve Birleşik Krallık’taki anti-terör yasalarının bir değerlendirmesini içermektedir.

Almanya’daki anti-terör yasaları, teröre yardım yapmayı suç saymanın yanında, terörün tanımını yüksek seviyede genelleştirmiş ve bu anlamda tedbirler geliştirmiştir. Genel bir hal alan terör tanımı ve bu bağlamda geliştirilen tedbirler, kolluk kuvvetlerinin bu tedbirleri siyaseten muhalif kesim ve kişiler üzerinde yoğunlaşarak icra etmesi noktasında risk gören eleştiriler getirilmesine sebep olmuştur. Bununla beraber, Alman makamlarının insanlık onurunu ve haklarını öncelediği, teröristlerin gözaltı sürecindeyken, soruştururken, kovuştururken ve cezalandırırken aykırı olmayan noktalar da vardır. Buna örnek olarak, yalan makinesinin kullanılmasının, ölüm cezasının insanlık onuruna hakaret sayıldığı ve rehabilitasyonu öncelemeleri dolayısıyla uygulanmadığı bilinmektedir. Bunun yerine hapis cezası ön plana çıkmaktadır. (Boyne, 2003)

Bununla beraber, 2006 yılında Almanya’da yayınlanan bir meclis raporuna göre (Banisar, 2009), Alman Federal İstihbarat Ajansı (BND)’nin gazete ve gazetecilerin izlenmesi için, casus yerleştirmeye varıncaya kadar yasal olmayan bir bilgi alma süreci yürüttüğünü bildirdi ve bunun durdurulması gerektiği söylendi. Gizli servisin, 2006 ve 2007 yıllarında Afganistan hakkında yazan gazetecilere yönelik “aranan suçlularla iletişim halinde olma” potansiyeli dolayısıyla casusluk faaliyetleri yürüttüğü ortaya çıktı. Bu durum, artan müdahale ve soruşturma kapasitesine dikkatleri çekmiştir ve daha az denetime tabiidir. Bunun örnekleri yeni olmamakla birlikte, Soğuk Savaş dönemindeki örnekleriyle benzerlik taşımaktadır. Dolayısıyla yer yer gizlilik ve ifade özgürlüğü ihlali sayılabilecek bu uygulamalar da eleştirilmiştir ve AİHM baskıları ile de bazı değişimler görülmüştür (Banisar, 2009)

Anti-terör yasalarının göç politikaları ile bağlantısı ise önemlidir. Bu noktada, sınır devlet güvenliğini tehdit eden durumlar ile mücadele etmek için ve göç sürecinin kontrol edilebilirliğini arttırmak için, vatandaş olmayanlar hakkında tedbirlerini arttırmıştır. (Robin – Olivier, 2005) Almanya’da 11 Eylül Olayları’ndan hemen sonra, 2001 – 2002 yıllarında kabul edilen ve yürürlüğe giren anti-terör yasalarının öngördüğü tedbir mekanizmalarının problemli bir diğer yanı, “sosyal barışın tesis edilmesi” esası altında, farklı inançlarla sahip dini oluşumlarla alakalı daha fazla tedbir getirebilmesi, özellikle Müslüman kişi ve gruplar ile alakalı da uygulamaları tetikleyici bir hal alabildiği görülmüştür. (Boyne, 2003) Özellikle Müslüman kişi ve grupları endişelendiren durum, göçmen veya sığınmacıların potansiyel bir terörist olabileceği algısını ve önyargısını yaratabilmektedir. (Brouwer, 2003)

Batı demokrasilerinde, aşırı – fanatik İslamcı grupların varlığına dayandırarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin aksine, güvenlik karşısında özgürlüğe daha az önem atfeder hale gelmişlerdir. Örneğin, 2002 yılının başlarında Almanya’da çıkarılan anti-terör yasasına göre, şüphelilerin e-posta yazışmalarının izlenmesi gibi sıkı tedbirler öngörmektedir, bu eleştirilmektedir. Örnek olarak, 11 Eylül saldırılarından sonra, potansiyel aşırı İslamcı kişi ve grupları tespit ederken birçok masum vatandaşın polis tahkikatına ve aramalarına maruz kaldığı raporlanmıştır. Bu durum veri güvenliği anlamında şüpheleri beraberinde getirmektedir. (Limbach, 2009) Anti-terör yasası dahilinde veri toplama uygulaması kimlik bilgilerinin yanında telefon kayıtlarının da tutulmasını içermektedir. Netice itibariyle, bu yasa dahilinde yalnızca hedefte olan kişilerin verileri toplanmıyor; aynı zamanda neredeyse bütün vatandaşların özel hayatına dahil olmak gibi bir potansiyeli barındırıyor ve bu gizlilik ihlali çokça eleştirilmiştir. (Trimikliniotis, 2008)

Birleşik Krallık, Almanya gibi bazı Avrupa devletlerinde anti-terör yasaları altında sürdürülen bazı önemlerin Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi veya Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki uluslararası hukuk normlarına aykırı olduğu bazı akademisyenler ve STK’lar tarafından sıkça ele alınmıştır. Bazı akademisyenler, İngiltere anti-terör yasalarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. Maddesini (yaşama ve özgürlük hakkı) ihlal ettiğini öne sürmüşlerdir. (Nickel, 2018) James Piazza ve James Waish gibi bazı akademisyenler ise, anti-terör yasalarının, insan hakları hakkındaki uygulamaları kısıtlamadığını iddia etmişlerdir. 2007 yılında Wolfgang Heinz ise, Alman anti-terör yasalarının bugüne kadarki en liberal ve demokratik anti-terör yasalarından birini teşkil ettiğini savunmuştur. (Nickel, 2018)

Bazı Avrupalı politikacılar, hak ihlallerinin mevcut olmadığını, bunların insan hakları hükümleri ile ilişkilendirilebileceğini de savunmuştur. Örneğin, Hans-Peter Friedrich (dönemin Alman İçişleri Bakanı), 2013 yılında güvenlik hakkının diğer haklara nazaran bir önceliğinin olduğunu savunan bir söylemde bulunmuştur. (Nickel, 2018) Daha eski bir tarihte ise, Alman İçişleri Bakanı Otto Schily’nin bir gazeteye verdiği demeçte, “güvenlik” kavramının özgürlüklerden önce geldiğini ima ederek, Alman vatandaşlarının özgürlüğünden ziyade güvenliğini korumayı (ilgili Alman kanunlarında veya Alman anayasasında olmamasına rağmen iddia ederek) savunmuştur. (Michealsen, 2006)

Bununla beraber, Alman anti-terör yasaları ile bağlantılı olarak sayabileceğimiz “veri saklama yasası” da ayrımcılığa karşı koruma yerine potansiyel bir ihlal teşkil ettiği gerekçesi ile bu gibi düzenlemelerin aynı zamanda demokratik bir toplumun temel değerlerini de zedeleyebileceği gerekçesi ile bazı isimlerce eleştirilmiştir. 11 Eylül sonrası, polislerce daha yakın bir inceleme uygulamasını içeren “dragnet” soruşturmaları hakkında Alman Anayasa Mahkemesi, önleyici bir tedbir olarak kullanılmasının bireylerin masumiyet karinesini ve anayasayı ihlal edebileceğine karar vermişler ve bu karar ile büyük ölçüde kısıtlamışlardır. (Nickel, 2018)

Birleşik Krallık bağlamında ise, yapılan bir literatür incelemesi neticesinde, birçok Müslümanın adillik anlamında, terörle mücadele yasasının bazı yönlerini haksız ve ayrımcı olarak algıladığını; sivil özgürlükleri ve insan haklarını ihlal ettiklerini düşündüğü anlaşılmıştır. Endişe verici olan, Müslümanların anti-terör tedbirlerinden dolayı hükümete ve kolluk kuvvetlerine olan güvenin azalmasıdır. Bu, onların anti-terör tedbirlerini içselleştirmesinde olumsuz etkiler yaratabilmektedir. (Briggs, 2010) Birleşik Krallık’taki anti-terör yasaları genel anlamda İngiliz halkının terörizmden zarar görmemesini amaçlarken, tıpkı Almanya’da olduğu gibi güvenliği kişisel özgürlüklere baskın kıldığı bir bağlam oluşturmaktadır.  Bu noktada, dini inançların özellikle Müslümanların maruz kaldığı olumsuz etkiler mevcuttur. Bu olumsuz etkiler aynı zamanda Müslümanlara karşı bir önyargıya, dolayısıyla İslamofobi’ye de sebep olabilmektedir.

İzlenen potansiyel terörist kuruluş listelerinde, çok kez Müslüman grupları ve hayır kurumlarını görmek mümkündür. Dinin özgürce yaşanması, ifade özgürlüğü ve barışçıl bir şekilde toplanabilme gibi durumlarda anti-terör yasaları sert tedbirler getirmektedir. Bu anlamda, bu sert tedbirler, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9. 10. ve 11. maddelerini ihlal edebilmektedir. (Logan, 2007)

Oğuzhan BARÇIN | EUROPolitika Dergisi Stajyer Araştırmacı

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi

Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü 

 

[Resim’in kaynakçası :UK’s Terrorism Act 2000 has been highly contested and criticised since its introduction seventeen years ago (Reuters) ]

Referanslar

Briggs, Rachel, “Community engagement for counterterrorism: lessons from the United Kingdom”, International Affairs 86 4 (2010): 971-981

Logan, Christina, “Liberty or Safety: Implications of the USA PATRIOT Act and the U.K.’s Anti-Terror Laws on Freedom of Expression and Free Exercise of Religion”, Seton Hall Law Review 37 3 (2007): 864 – 891

Nickel, Sandro, “European Anti-Terrorism and Human Rights: Recent Conflict and Division”, British International Studies Association: 43rd Annual Conference’da sunulan bildiri. Bath, Birleşik Krallık, 15 Haziran 2018. https://www.academia.edu/39141600/European_Anti-Terrorism_and_Human_Rights_Recent_Conflict_and_Division

Triminkliniotis, Nicos, “Migration States or States of Exception? Social Movements Confront Authoritarian Statism”, Rethinking Global Migration: Practices, Policies and Discourses in the European Neighborhood (2008)

Brouwer, Evelien, “Immigration, Asylum and Terrorism: A Changing Dynamic Legal and Practical Developments in the EU in Response to the Terrorist Attacks of 11.09”, European Journal of Migration and Law 4 (2003): 399-424

Banibar, David, “Speaking of Terror: A Survey of the Effects of Counter-Terrorism Legislation on Freedom of the Media in Europe”, International Journal of Civil Society Law 7 3 (2009): 33-77

Boyne, Shawn, “The Future of Liberal Democracies in a Time of Terror: A Comparison of the Impact on Civil Liberties in the Federal Republic of Germany and the United States”, Tulsa Journal of Comparative and International Law 11 (2003): 111-178

Robin-Oliver, Sophie, “Citizens and Noncitizens in Europe: European Union Measures Against Terrorism After September 11th”, Boston College Third World Law Journal 25 (2005): 197-220

Limbach, Jutta, “Human Rights in Times of Terror: Is Collective Security the Enemy of Individual Freedom?”, Göttingen Journal of International Law 1 1 (2009): 17-27

Michealsen, Christopher, “Balancing Civil Liberties Against National Security? A Critique of Counterterrorism Rhetoric”, UNSW Law Journal 29 2 (2006): 1-21