Avrupa Birliğini’nin Tuzu “İngiltere”

Ali İzzet KEÇECİ

 

İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan yeni düzende Avrupa, geçen yüzyıl içinde yaşadığı üç büyük savaşın[i] faturasını çok ağır ödediğinden dolayı savaşın sebepleri ve savaşı tetikleyen ülkeler üzerine kafa yormaya başlamıştı.

Bu yeni düzende kurulan Batı Birliği, ilerleyen zaman diliminde önce Batı Avrupa Birliği daha sonra sırasıyla Avrupa Kömür ve Çelik Teşkilatı, Avrupa Ekonomik Topluluğu, Avrupa Topluluğu ve nihayetinde Avrupa Birliği adını alarak bugünlere geldi.

Birliğin kurucuları (AB) altı önemli Avrupa ülkesi olmakla birlikte her ne kadar kurucular arasında olmasa da en önemli ülkelerinden biri İngiltere’dir. İngiltere’nin AB macerası diğerlerinden farklı bir seyir izlemiştir. Şöyle ki; ilk yıllarda birliğe girmeyi gerekli görmemesi ve buna gerekçe olarak da sadece kıta Avrupa’sında bulunan ülkeleri kapsayacak ekonomik bir programı içermesini ileri sürmesi bu sürecin uzamasına sebebiyet vermiştir.[ii].

Öyle ki; İlerleyen yıllarda önce 1963 daha sonra 1967’de AET’ye girişi iki kez veto edilen[iii] İngiltere nihayet 1973 yılında birlik üyesi ülkelerin arasına katıldı.

Bugün Avrupa Birliğinin yaşadığı ekonomik sosyal ve siyasi sorunlar ve bu sorunların çözümü noktasında İngiltere’nin AB üyeliğini sürdürmesi veya sona erdirmesinin gerekçeleri neler olacaktır?

Yaşanan mülteci krizinin tüm sorunların üzerine eklenmesi ile iyice bunalan AB, en önemli ortaklarından İngiltere’nin varlığı ile ne kazanır, yokluğu ile ne kaybeder bunu değerlendirmeye çalıştık.

 

  1. A) İngiltere’nin AB üyeliğini devam ettirmesi açısından;

İngiltere, başta kıta Avrupa’sı olmak üzere tüm dünya tarihinde önemli bir yere sahiptir, özellikle Kraliçe Viktorya döneminde kazandığı “Güneş Batmayan İmparatorluk” unvanı ile tüm dünyada en çok sömürgeye ve etki alanına sahip ülke konumuna gelmiştir.

Bu surette, sanayi devrimi tecrübesi, anayasallık tarihi ve yönetim modellerinde tarihsel birikimi, modern bilimlerin pek çoğunun ilk çıkış yeri oluşu ve tarihsel birikimi ve geniş bir alt yapısı ile birlik üyesi bir İngiltere her zaman AB’ye güç katacaktır. Avrupa tarihinde bilinen hemen tüm savaşların ve kitlesel olayların tarafı olan İngiltere’nin, bugünkü sınırları neredeyse kıta Avrupa’sının dışına taşmış olan AB’de[iv] yer almaması tabii olarak AB’nin gücünü zayıflatacaktır.

Tüm bunların yanında, sadece siyasi sebepler değil ortak pazar başta olmak üzere diğer tüm ekonomik veriler açısından da İngiltere’nin üyeliğinin devamı büyük önem taşımaktadır.

Öyle ki; 2008 yılında ortaya çıkan Euro krizi ve derinleşen ekonomik darboğaz da sadece Avrupa Parlamentosunda değil, Avrupa Komisyonunda da İngiltere’nin destekleyici politikalarına ihtiyaç vardır. Hal böyleyken İngiltere’nin pek çok konuda çekimser kalması ya da aksi politikalar yürütmesi sadece birliğe değil ülkenin kendisine de zarar verir.

Bu yaklaşımla devam edersek; İngiltere’nin başta Schengen birliği olmak üzere para birimi ve diğer bazı AB temel politikalarını kabul etmemiş olması, İngiltere’yi AB için ikincil bir duruma düşürebilir mi?

Bunun cevabı tabii ki hayır olacaktır çünkü İngiltere AB için bir Norveç’in çok ötesindedir. Birliğin tam üyesi üstelik ilk genişleme üyelerinden olan ve her ne kadar bazı temel politikalarda halen katılım göstermese de etkili olduğu ve öncül olduğu temel politikalarda

[i] Sedan Savaşı, I. ve II. Dünya Savaşları kastedilmiştir.

[ii] “Fransız köylülerine verilecek destek ve maddi yardımlar sebebiyle, İngilizlerin verdiği vergilerin gereksiz yere kullanılmasına karşı çıkan bir anlayışla bu ilk karar verilmiştir.

[iii] Dönemin Fransa lideri Charles de Gaulle’un vetosu bu konuda belirleyici olmuştur.

[iv] Hollanda, Fransa ve İspanya ile sömürge yada eski sömürge bağı olan Güney Amerika ülkeleri nedeniyle AB’nin etki alanı kıta Avrupa’sının dışına taşmıştır.

 

Devamını oku

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir