Avrupa, Macaristan’da Hatalarından Ders Aldı. Şimdi ise Polonya’da Hukuku Koruyor

Polonyalı hakimler için zorunlu erken emekliliğe karşı çıkan sembolik hükümle AB’yi demokrasiye yönelik tehditlere karşı uyandırdı.

Belki bir gün 2019 ilkbaharı AB’nin üye ülkelerdeki demokratik kurumların yıkımlarını durduğu bir  dönem olarak anılacak. Polonya, Macaristan ve Romanya’daki hükümetlerin getirmek istedikleri demokrasi karşıtı yasaları nasıl da geri çektiklerine bakın. Sembolik bir hükümle, Avrupa Hukuk Mahkemesi Polonya’daki Anayasa Mahkemesi hakimlerine zorunlu erken emeklilik getirilmesinin hukuksuz olacağını belirtti. Bu bardağı taşıran son nokta olabilir mi? Açık olan şu ki hukuk, para ve siyaset Viktor Orban’ın oyun kitabının tüm Avrupa’da yenilenmesini daha zor kılacak şekilde birleşti.

AB’nin bu konu üzerindeki geçmişi epeyce problemli olageldi. 2011-2012 döneminde Macaristan’da demokrasinin kırmızı çizgilerini tanımlamada ve hükmetmede başarısız oldu. AB ve kurumları Macaristan’daki iktidar partisi Fidesz’in tüm devleti kontrol altına almasını hareketsizce izledi. Polonya hükümeti de aynısı yapmak istedi fakat meclisin üçte ikisini elinde tutamadığı için Orban gibi anayasayı tekrardan yazamadı. Aldıkları bazı önlemler daha sıkıydı. Özellikle 2015 seçimlerinden sonra anayasa mahkemesi hakimlerini alelacele değiştirilmesi oldukça hukuksuzdu. Fakat her şey kaybedilmemişti. Hukuğun diğer alanlarının bağımsızlığını korumak için mücadele hala devam ediyor.

Bu yüzden Avrupa Birliği’nin 24 Haziran’daki Polonya hükmü çok önemli. İlk kez, bir AB kurumu ulusal mahkemenin kontrol altına alınma girişimini durdurdu. Hakimleri erkenden emekliye ayırmak hükümet tarafından atanan hakimlere yol açmayı amaçlıyor ve hukukun bağımsızlığına sistematik bir saldırı anlamına geliyor. Son hüküm AB hukukunun dişleri olduğunu gösteriyor. Finansal tarafları da eklenince bu dişleri daha da keskinleşecek.

Avrupa Komisyonu hukukun üstünlüğünü temin etmeyen ülkelere fonlanmayı kesme önerisinde bulundu. Hem Macar hem de Polonya hükümetleri bu AB fonlarından en fazla yararlananlar. Özellikle, Macaristan üst düzey yolsuzluklarıyla ünlü bu yolsuzlukların birçoğunu da Macaristan kurumları görmezden geliyor. Şimdilerde Orban’ın halkın oyunu kazanmak için Brüksel’e karşı yaptığı “iş” düellosununun artık yürümeyeceği konusunda endişelenmesi için nedenleri var. Tabii tüm bu düellolar sırasında kendi güç tabanını pekiştirmek için AB’nin parasını alması da ayrı bir ironi.

Aynı zamanda AB’nin daha geniş anlamdaki siyasi durumuna da dikkat etmek gerekiyor. Aşırı sağ veya demokrasi karşıtı partilerin baş gösterdiği taşkınlıklar geçen ayki AB seçimleriyle beraber söndü. Bu güçlerin bir kısmı belli başlı ülkelerde kazanımlar elde etmiş olsalar da büyük bir değişime sebebiyet vermediler. Hızları gerçek değil hayali idi. Çoğunluk olmaktan uzakta, onlar artık geniş politik yelpazenin herhangi bir partisi oldular. Avrupa Parlamentosu’ndaki ana akım gruplar artık hukukun üstünlüğüne saldıran partilere karşı daha çok baskı uyguluyorlar. Örneğin, tıpkı sağ akım Avrupa Halkları partisinin Fidesz’i aldığı gibi Avrupa Sosyalist grubu bünyesindeki Romanyalı üye partiyi askıya almakla tehdit etti.

Sonuç olarak, Romanya başbakanı hayli tartışmalı yargı reformu paketinden caydı ve Orban hükümeti de idari yargı sistemiyle ilgili reform planlarını geri çekti. Bu sırada, Polonya Avrupa Hukuk Mahkemesi’nin hükmettiklerine uyacağını açıkladı bir nevi kendi gündeminden geri adım attı.

AB, demokratik kurumları desteklemek adına bu anlayışı korumalı. Tabii ki de verilen zararı geri döndürmek kolay değil fakat otoriterliğe doğru kayan yönetim engellenebilir. Bu bir taraf olma siyaseti değil. Romanya hükümeti solcu olduğunu iddia ediyor, Polonya ise sağcı. Tehlikede olan ise Avrupa’nın demokratik güvenilirliği. Tüm üye devletler AB’deki yasama sürecine dahil. Eğer aralarından bir tanesi demokrasi olmayı bırakırsa tüm Avrupa sürecinin meşruluğu zarar görecektir. Tek bir çürük elma tüm fıçıyı bozacaktır.

Gelişim birçok farkı yoldan yapılabilir. İlk olarak, neden ortak bir Avrupa demokrasi izleme mekanizması kurulmasın? Bu fikir uzun zamandır tüm üye ülkelerin yakından incelenmesini sağlayacak bir yol olarak düşünülüyor yalnızca içsel tartışmaları olanlar için değil. Bu, sıklıkla dile getirilen bazı ülkelerin haksız yere eleştirilirken bazılarına açık çek verildiği iddialarına karşı bir cevap da olacaktır. Şu an böyle bir mekanizmayı kurmanın tam zamanı.

İkincisi, bazı uzmanlar haklı olarak AB’nin, üye ülkelerdeki yerel mahkemeleri davaların Avrupa seviyesine nasıl getirilebileceği hakkında daha çok eğitmesi ve bilgilendirmesi için neler yapılabileceği düşünülmeli diyor. Batı Avrupa mahkemeleri davaları Avrupa Hukuk Mahkemesi’ne getirmede Doğu ve Orta Avrupa mahkemelerine göre daha aktif rol alıyorlar. 2017’de Alman mahkemeleri 149 davayı getirirken Polonya 19, Romanya ise 16 dava getirmiştir.

Üçüncüsü, Avrupa Komisyonu yakında süreci değiştirmek istemeye hükümetlerle anlaşmaktansa Avrupa Mahkemesi’ne dönebilir. (Polonya’da yapıldığı gibi)

Sonrasında ise hepimizin yapabileceği bir şey var. Avrupa’daki demokrasiyi korumak eğer ki demokrasi karşıtı politikalar ve katılmadığımız politikalar arasına kalın bir çizgi çizseydik çok daha kolay olurdu. Demokrasi hem sol hem de sağ için bir alan açıyor. Tolere etmemesi gereken şey ise demokrasiye karşı olan hareketler. Eğer ki eleştirmenler beğenmedikleri her politikayı demokrasiye karşı bir saldırıymış gibi görürlerse bu yalnızca kontrol ve denge mekanizmasını bozmakla meşgul olanların işini kolaylaştırıcaktır. Dahası, eleştirmelerin samimiyetsiz olduklarını söylemelerine sebebiyet verecek ve tüm argümanlarını yalnızca, eleştirmenlerin beğenmedikleri politikaları engellemeye çalıştıkları üzerine kuracaklardır. 

Tolga Uslu – Yardımcı Politika Editörü

Çeviri Kaynağı

Görsel Kaynağı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir