Avrupa ve IŞİD

Suat AYHAN

 

Ortadoğu’da vuku bulan hadiselere bugün baktığımızda yaşananların sadece bölgeyle sınırlı kalmayıp, dünya siyasetine tesir ettiğini söylemek mümkün. Bugün Ortadoğu’da yaşanan kaos, bölgenin siyaseten parçalanmışlık durumu, bölgenin geleceği hakkında “pesimistik” düşünmemize neden oluyor. Arap Baharı sonrası Ortadoğu’da özellikle Suriye’de yaşanan kriz, kriz sonrası genelde dünya siyasetini özelde ise Avrupa siyasetini etkileyen mülteci sorunsalı ve bu sorunsalın doğurduğu dram, IŞİD’in Ortadoğu ve Avrupa’daki gerçekleştirdiği terör eylemleri “küresel vicdanlarımızı” yaralamaktadır.  Ortadoğu’da bugün yaşanan kaosun muhtelif gerekçeleri var. Yaşanan soruna farklı zaviyelerden yaklaşmak mümkün. Ve yaşanan sorunlar oldukça girift olup, birbirlerinin bir nevi gerekçesini oluşturuyor. Örneğin; Mülteci Sorunu ile IŞİD’in Avrupa’daki tesiri gibi.

Daha önce dünya siyasetinin önemli bir gündem konusunu teşkil etmeyen IŞİD, 2014 yılında bir fenomen olarak ses getirmeye başladı. IŞİD’le ilgili haberleri sıklıkla duyar hale geldik. Bu ses getiriş, halen aktüelliğini korumaktadır. Ortadoğu’da Arap Baharı sonrası Irak ve Suriye’de yaşanan ve devam edeceği öngörülen siyasi kriz ve istikrarsızlık durumu, IŞİD için bir avantajdı. IŞİD bu avantajdan faydalanıp, Ortadoğu’da etkinlik sahasını genişletmiştir. Bu durumun teşekkül etmesi elbette hemen ortaya çıkmamıştır. IŞİD’i her ne kadar özgün kılan hususlar olsa da IŞİD, bir felsefenin/ideolojin üzerinden temellenmiştir. Öfke boyutuna varan bu ideolojinin kaynağını ise “Batı”nın Ortadoğu’yu işgal etmesi sonucunda Ortadoğu halklarında gittikçe büyüyen ve tarihsel olan “Batı” karşıtlığıdır. Buna bir de fundamentalist/selefi hareketlerin Batı/Amerika nefretini ekleyebiliriz. Irak’ın Amerika işgalinden sonra yaşadığı kötü durum, daha sonra Ortadoğu’da tsunami etkisi yaratan Arap isyanları ve tüm bunların neticesinde devletlerin varlıklarını kaybedip ortada bir boşluğun ortaya çıkması, IŞİD fenomenini güçlü bir şekilde ortaya çıkarmıştır. Artık IŞİD, gittikçe arttan saldırıları ve kıyımlarıyla dünya gündeminin ilgisini kendisine doğru çekecekti.

untitled1IŞİD bir tehlike/katastrof olarak belirince IŞİD’e karşı Batılı devletler bir şok etkisi yaşamış, IŞİD tehlikesinin yayılmacılığına karşı ülkeler alternatif arayışlara yönelmişlerdir. Bu arayışların başında askeri koalisyon gelmiştir. Nitekim bu, Amerika’nın ve Batılı ülkelerin IŞİD’e karşı temel politikasını oluşturmuştur. Bu politika, her ne kadar IŞİD yayılmacılığını zayıflatsa da kanımca sorunun topyekûn bir şekilde ortadan kaldırılması konusunda bugüne kadar başarılı olmamıştır. Örneğin; IŞID’in Avrupa’da kendini göstermesi, çeşitli coğrafyalarda üstlendiği saldırılar, sorunun askeri koalisyonlarla çözülmeyişi, IŞİD’e yönelik bugüne kadar yapılan askeri operasyonların sorunu topyekûn ortadan kaldırılmayışı, IŞİD tehlikesinin Ortadoğu’da, Avrupa’da bir hayalet gibi dolaşıyor olması bunun bir göstergesi.

IŞİD’İN AVRUPADAKİ AMACI NE? 

Avrupa siyasetine baktığımızda Avrupa’da aşırı sağ, popülist partilerin popülaritelerini arttırdığını müşahede etmekteyiz. Avrupa siyasetin geldiği bu aşama, çok kültürlü, çok sesli bir toplum olan, insan hak ve özgürlükleri temel kabul eden AB üyesi ülkelerinin geleceği için endişe verici bir durum. Bugün Avrupa’daki Müslüman ve göçmen karşıtı politikalar, halkın göçmenlere, mültecilere yönelik sokaklarda gerçekleştirdikleri nümayişler, cami saldırıları vb. kötücül eylemler, Avrupa’da her daim varlığını koruyan, bazı dönemlerde ise hortlayan “yabancı düşmanlığının” gittikçe artmakta olduğunun bir karinesi. Bu durumun son zamanlarda hasıl olmasında Suriye krizi sonrası Avrupa’ya olan göçler, IŞİD’in Avrupa’daki terör saldırıları gerekçe olmuştur. IŞİD’in özellikle varlık gösterdiği Irak ve Suriye’de ürettiği vahşet, Avrupa’ya olan göçün temel nedenlerinden birini teşkil etmiştir. Avrupa’ya olan göçü IŞİD’in Avrupa’daki saldırılarıyla birlikte ele aldığımızda bu durumun İslam ve yabancı karşıtlığını ortaya çıkardığını ve bunun Avrupa’nın muhtelif ülkelerinde son dönemlerde popülaritesini arttıran aşırı sağ partilerin siyasi ajandalarında önemli bir yer tuttuğunu görürüz. Meseleye şu zaviyeden baktığımızda, Avrupa’da aşırı sağın yükselişi ve artan islamofobik saldırılar bir anlamda IŞİD’in Avrupa’daki amacını gerçekleştirmesine zemin hazırlamıştır. IŞİD’in Avrupa’daki saldırılarına koşut olarak artan İslamofobi karşısında dışlanan ve kendini bulunduğu ülkeye ait hissetmeyen, ikincil bir vatandaş  olduğunu hisseden göçmenler, yabancılar gittikçe radikalleşebilmektedir. Göçmenlerin yaşadıkları gettolarda radikalleşmeleri, genelde küresel cihadist örgütler, özelde ise IŞİD için bir fırsat oluşturmaktadır. Bu şekilde IŞİD, Avrupa’da İslam karşıtı politikalara maruz kalan, aşırı sağ partilerin hedef gösterdiği radikalleşen kitleyi kendine çekmektedir. Bu durumun gelecek yıllarda da devam edeceğine ve Avrupa için ciddi bir tehlike/katastrof olacağına yönelik öngörüler var. Peki, Avrupa IŞİD’le olan sınavında nasıl bir metodoloji takip etmeli? Kendi topraklarında yaşayan, dışlanan radikalleşen kitleyi nasıl entegre etmeli? IŞİD’in Avrupa’da bir riziko, bir tehlike olarak var olması karşısında Avrupa ülkelerinin soruna yönelik izlediği siyaset, IŞİD tehlikesinin bertaraf edilmesinde ne kertede başarılı? untitled3

Arap Dünyası Araştırma Merkezi uzmanlarından olan Günter Meyer’in IŞİD’in Avrupa’da ne yapmak istediğine yönelik şu ifadeleri soruna ışık tutması açısından oldukça manidar: “Avrupa’yı istikrarsızlaştırıp, hilafet hedefine biraz daha yaklaşabilmek için Müslümanlarla Müslüman olmayanlar arasında kutuplaşma ve radikalleşme tohumları ekip, taraftar kazanmaya çalışıyor.”

IŞİD’in başat amaçlarından birinin bu olduğunu, bu stratejiyle taraftar kitlesini arttırdığını söylemek mümkün. Çünkü Avrupa’nın destablize olması, IŞİD’in Avrupa’daki etkinliğini arttırmaktadır. IŞİD tehlikesinin Avrupa’da yok olması için daha kuşatıcı diskura sahip bir siyaset, islamofobik saldırıları önleyecek mekanizmalar ve Avrupa’da dışlanan, gettolarda yaşayan, IŞİD saflarına katılma riski olan kitleyi topluma entegre edecek bir yolun izlenmesi şart. Bunun yanında önem arz edecek bir şey varsa o da Avrupa’daki siyasetinin demokratikleşmesi, aşırı sağ partilerin yabancı aleyhtarlığı ve göçmen karşıtı siyasi diskurlarını terk etmesidir. Çünkü şunu biliyoruz ki Avrupa, kendi içinde ne kadar demokratik bir toplum inşa edip göçmenleri, yabancıları kucaklarsa, küresel cihadist hareketlerin, IŞİD’ın etkisi Avrupa’da o derece azalacaktır.

Bugün Avrupa’da aşırı sağın yükselişe geçmesi IŞİD’in lehine bir durum yaratırken Avrupa demokrasisinin kötücül bir hüviyete bürünmesine de neden olmuştur. Aşırı sağın gücünü kıta Avrupa’sında arttırması, Avrupa’nın demokratik veçhesini zedeleyecektir. Bu da beraberinde “çok kültürlü” olmayan bir Avrupa’yı doğuracaktır.

Netice olarak şunu söylemek kabil: Avrupa’nın yazgısı kendi elinde. Avrupa siyasetinin, kamuoyunun göçmenlere, yabancılara yönelik kötücül algısı olumlu yönde değişirse, Avrupa’da IŞİD’in manevra alanı daralır, IŞİD’e Avrupa’dan olan katılımın önünü kesilecektir. Aksi takdirde, Avrupa siyasetinin sağa doğru kayışı artarsa- ki şu anda bir tehlike olarak görülüyor- Avrupa’da çok kültürlü olmayan bir toplum manzarasıyla karşı karşıya kalırız. Bu da bir nevi Avrupa’nın istikrarsızlaşmasına zemin hazırlayıp, küresel cihadist hareketlerin taraftar bulmasını kolaylaştıracaktır.

 

Suat Ayhan 

Bahçeşehir Üniversitesi

Küresel Siyaset Ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir