Avrupa’nın “Geleceği” Konferansı: Gerçekten Geleceği Şekillendirebilecek Mi?

 

ANALİZ

16 Ekim 2020’de yayınlanan Haber yazımızın analizi 

Avrupa Birliği’nin (AB) geleceğini tayin edecek, Birliğin günümüz koşullarına ve geleceğin zorlu dünyasına hazırlamak için düzenlenmesi planlanan “Avrupa’nın Geleceği Konferansı”, son 8 ayda gerçekleşmesi düşünülen her şey gibi COVID-19 pandemisine takıldı. 2 yıl sürecek konferansın AB vatandaşlarını da karar alma sürecine dâhil edebilmek için Birliğin dört bir yanında geniş oturumlar düzenleyecek biçimde tasarlanmış olması ve Avrupa Parlamentosu (AP) başta olmak üzere AB kurumlarının bu fikirden vazgeçmemesi, konferansın ertelenmesi için en büyük gerekçe olarak gösterildi. Ancak konferansın ertelenmesinin ardından Birlik içindeki ve kurumlar arasındaki uyuşmazlık, gün geçtikçe daha fazla ortaya çıkmaya başladı. Bunun ilk ve en kuvvetli göstergesi ise, konferansı kimin yöneteceği hakkında gerçekleşen tartışma oldu. Temel olarak Avrupa Konseyi ve AP arasında gerçekleşen çekişme, konferansın “ayrıntılarıyla planlanmış” ve “başlamaya neredeyse hazır”[i] olmasına karşın başlamasının önündeki gizli ama en önemli sebep olabilir. Fakat pandemi ve liderlik krizine rağmen bu büyük etkinliğin hayata geçmesinin önündeki asıl büyük engel, yolun sonundaki bilinmezlik olarak gösterilebilir. Bu analiz yazımızda bahsi geçen ilk iki engel dâhil olmak üzere Avrupa’nın Geleceği Konferansı’nın neden başlayamadığını ve başlasa bile neden çok büyük bir etki göstermeme ihtimalinin oldukça yüksek olduğunu değerlendireceğiz.

Pandemi en büyük fiziksel engel

2019’un sonuna doğru Çin’de başlayan ve 2020’nin ilk aylarında hızla dünyaya yayılan COVID-19, doğal olarak konferansın gerçekleştirilmesinin ilk ve en belirgin engeli oldu. Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi’nin ayrı ayrı yayınladığı sonuç bildirgelerinde konferansın 2 yıl boyunca üye ülkelerde ve Brüksel, Strasburg gibi şehirlerde düzenlenecek birçok oturumla AB vatandaşlarını bir araya getirerek gerçekleştirilmesine karar verilmişti.[ii]

Ancak 5 kişinin bile bir araya gelmesinin kamu sağlığı için “büyük bir tehdit” olarak görüldüğü bu dönemde 100 ila 500 kişinin bir araya geldiği konferansların gerçekleştirilmesi kısa vadede mümkün gözükmüyor. Konsey, konferansın en azından başlatılabilmesi için online metotların kullanılabileceğini söylese de AP’nin AB vatandaşlarının sürece tam ve etkin katılımının şart olduğunu ve bunun için “Vatandaş Agoraları” kurulması gerektiğini savunması üzerine konferansın bir süre daha gecikeceğinin neredeyse kesin olduğunu düşünebiliriz.

Kurumlar arası “liderlik krizi” devam ediyor

Pandeminin engel olmasının yanı sıra, Avrupa’nın Geleceği Konferansı, liderlik konusu yüzünden son dönemde Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Konseyi arasında çok belirgin olmasa da hatırı sayılır bir gerginliğe yol açtı. Tek başkanı olması planlanan konferansın başına geçmesi için Avrupa Parlamentosu’nun aday gösterdiği Guy Verhofstadt, resmi bir dille bir sonuç bildirgesinde ifade edilmese de Konsey tarafından “veto edildi”.[iii] AP’nin Verhofstadt’ı Ocak 2020’de konferansa başkanlık için aday görmesine rağmen Avrupa Konseyi’nin 24 Haziran 2020 tarihli bildirgesine kadar konuya değinmemesi, bildirgede ise “bağımsız bir başkan” ifadesine yeniden vurgu yapması, Konsey’deki bazı liderlerin Verhofstadt’ın katı “Avrupa federalizmi” inancı yüzünden kendisini istemedikleri olarak yorumlandı.


Guy Verhofstadt

Belçika’nın eski başbakanı Verhofstadt yerine konferansa liderlik için adı geçen hiçbir isim ne Konsey ne de Parlamento için yeterince etkileyici gözükmüyor. POLITICO Europe’un 13 Ekim tarihli “New names in frame to preside over conference on EU’s future” haberinde başta Finlandiya eski Başbakanı Alexander Stubb olmak üzere birçok isim geçiyor, ancak şu ana kadar hiçbir isim gerçek favori olarak öne çıkmadı.[iv] Bu yüzden, her ne kadar kalan her şeyi hazır olsa da henüz bir “başı” olmayan bu büyük konferansın başkanının hızla atanması ve yakın bir tarihte başlaması oldukça düşük bir ihtimal olarak gözüküyor.

Ne pandemi ne de liderlik krizi: Azim uyumsuzluğu en büyük engel

Yukarıda bahsedilen iki engel – COVID-19 pandemisi ve liderlik krizi – elbette ki Avrupa’nın Geleceği Konferansı’nın bir türlü başlayamaması için oldukça geçerli sebepler. Ancak bu iki sebep kadar ön planda olmasa da her iki sebepten de daha büyük bir sorun, konferansın hem başlamasına hem de başarılı bir şekilde sonuçlanmasına büyük bir engel teşkil ediyor: AB üye ülkelerinin halkları ve liderleri, AB’nin geleceği konusunda ne kadar azimli davranılacağı hakkında birbirleriyle uzlaşmakta büyük bir sorun yaşıyor ve bu durum, Birliğin önümüzdeki süreçte nasıl bir hâl alacağına yönelik çok büyük bir belirsizlik teşkil ediyor.


Avrupa Konseyi’nde liderler tartışıyor

Bahsi geçen sorunu daha net bir şekilde ele alabilmek için Avrupa Konseyi’nin 24 Haziran 2020 tarihli sonuç bildirgesine bir göz atalım. Bu bildirgede Konsey, AP’nin 18 Haziran tarihinde aldığı ve “Konsey artık konferansa yönelik pozisyonunu açıklamalı” şeklindeki sert kararının ardından kendi tutumunu açıklamıştı. Yine bu bildirgede Konsey, Guy Verhofstadt’ı üstü kapalı bir şekilde de olsa kabul etmeyeceğini ifade etmişti. Avrupa Konseyi, 24 Haziran tarihli bildirgesinde 2 yıl sürecek konferansta konuşulması gereken konular olarak şu başlıkları ele almıştı:

  • Sürdürülebilirlik, yeşil ve adil ekonomik dönüşüm, kıtanın 0 karbon emisyonlu ekonomiye geçişi;
  • Toplumsal zorluklarla mücadelesi (kamu sağlığı, demografik sorunlar, toplum içindeki ayrışmalar ve eşitsizlik, göç vs.);
  • İnovasyon, rekabetçilik, dijitalleşme;
  • Temel değerler, haklar ve özgürlükler;
  • Ve AB’nin uluslararası rolü.[v]

Buradaki temel sorun, ifade edilen konu başlıklarından ziyade ifade edilmeyenler ve bildirgenin sonunda geçen “AB’nin geleceğiyle ilgili olduğu düşünülürse farklı konular da eklenebilir” ifadesi, zira Konsey’in belirttiği konularda önemli bir azim eksikliği görülüyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, 2019 yılında Avrupa’nın Geleceği Konferansı için beklenmeyen çıkışını yaptığında “gerekirse AB’yi oluşturan ve düzenleyen anlaşmalarda bile değişikliğe gidilmesi konuşulmalı” ifadelerini kullanarak AB’nin geleceği konusunda ne kadar azimli olduğunu bir kez daha göstermişti. Buna ek olarak Almanya ve Fransa’nın Kasım 2019’da hazırladığı ve AB temsilcilerinin değerlendirdiği “Avrupa’nın Geleceği Konferansı’na dair gayri resmi anahtar sorular ve ana esaslar” (Conference on the Future of Europe: Franco-German non-paper on key questions and guidelines) isimli belge, konuşulması önerilen konulara dair çok geniş bir spektrum içeriyordu. Belgede “Avrupa’yı daha birleşik ve daha bağımsız yapacak her konunun tartışılması” ve yine Birliği kuran ve düzenleyen anlaşmaların da değişime açık olması gerektiği vurgulanmıştı.[vi] Fakat Konsey’in 24 Haziran’da yayınladığı bildirgede başını Macron’un çektiği kuvvetli reformist ve azimli tutuma dair herhangi bir gönderme yok: Bahsi geçen konuların hepsi ya hâlihazırda tartışılan konular ya da Avrupa Komisyonu’nun üzerinde yasa tasarısı çalışmaları yaptığı konular olarak öne çıkıyor.


Fransa Cumhurbaşkanı Macron

Macron’un sıkça dillendirdiği reformist ve azimli tutumun bir Avrupa Konseyi bildirgesinde yer almaması elbette ki beklenen bir durum, zira Konsey’de bulunan diğer 26 liderin büyük kısmı AB’nin bu kadar çok alanda yetkiye sahip olmasını ve “federe bir süper devlete” dönüşmesini çok sıcak karşılamıyor. Fakat diğer bir yandan günümüzde AB’nin yaşadığı sorunlara ve verdiği/vermekte geciktiği yanıtlara baktığımızda Birliğin birçok konuda çok daha hızlı ve etkili, kısaca azimli bir şekilde hareket etmesinin hayati bir önem taşıdığını görebiliriz. Bu durumları ve verilen yanıtlardaki sıkıntıları kısaca inceleyelim.

Dış politikada hızla uzlaşıya varmak neredeyse imkânsız

AB, dış politikaya yönelik sorunlarla karşı karşıya kaldığında yanıt vermekte çok gecikiyor, son olarak Belarus yaptırımları ve Türkiye-AB gerginliğinin yaptırımlara olan etkisini gösterebiliriz, ayrıca yakın geçmişe bakarak bunun onlarca örneğini saymak mümkün. Bu yüzden Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in “Birliğin Durumu” konuşması sırasında yaptığı “insan haklarına yönelik ihlâller üzerinden uygulanacak yaptırımlarda nitelikli çoğunluk uygulamasına geçilmesi” çağrısı aslında oldukça haklı bir çağrı.[vii] Ancak üye ülkelerin bu çağrıyı hiç yapılmamış gibi Konsey’de gündemlerine taşımaması ve dış politikada bir fikir birliğine varılması için haftalarca süren tartışmaların meydana gelmesi, AB’nin çok daha temel konularda yürütülecek bir tartışmaya çok da müsait olmadığını ve bu tartışmalar yürütülse bile elle tutulur bir sonuç elde edilemeyeceğini destekler nitelikte.

“Avrupa Yeşil Düzeni” büyük tartışmaya sebep oldu

Birliğin gündemindeki bir diğer acil konu olan iklim krizine bakacak olursak, Avrupa Komisyonu’nun “Avrupa’nın Ay’a çıkma anı” olarak nitelediği Avrupa Yeşil Düzeni (European Green Deal) birçok iklim krizi uzmanı tarafından “yeterince iddialı olmamakla” eleştirilmişti. Avrupa Yeşil Düzeni’ne yönelik eleştiriler sadece bununla kalmamış, AB üyesi birçok ülke Komisyon’un bu tasarısının “çılgınlık” olduğunu belirterek tasarıdaki hedeflere zamanında yetişemeyeceklerini ve nükleer ve kömür santralleri dâhil birçok konudaki değişikliğin “üye ülkelerin bağımsızlıklarına müdahale” olduğunu ifade etmişti.[viii]


Avrupa Yeşil Düzeni’nden sorumlu Komisyoner Timmermans

Temel değerlerde bile uzlaşma sorunu var

Birlik ve üye ülkeler arasında çok büyük sorun teşkil eden bir başka konu ise insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne atfedilen önem olarak öne çıkıyor. Polonya ve Macaristan başta olmak üzere Doğu Avrupa’da bulunan çeşitli ülkelerin Avrupa Komisyonu ve AP’yi bu konularda ciddiye almaması veya sert bir şekilde tepki vermesi[ix], yeri geldiğinde ise Avrupa Konseyi’nde alınacak bazı kararları “rehin alarak” kendi lehlerine önemli değişikliklere yol açmaları, AB’nin “kurucu değerleri” arasında gösterilen insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğünde bile uzlaşma sağlanamazken bir anlaşma reformunun neredeyse imkânsız olduğunu gösteriyor.


Macaristan Başbakanı Orban ve Polonya Başbakanı Morawiecki

Konferans büyük değişikliklere yol açar mı?

AB için bu kadar büyük önem taşıyan üç temel konuda hızla “üye ülke bağımsızlığına müdahale” gerekçesiyle itirazların yükselmesi ve neredeyse her seferinde sadece ortak en küçük paydada buluşulması, AB’nin doğrudan kurucu ve düzenleyici dokümanları hakkında yürütülecek tartışmaların çok büyük su kaldıracağı ve umulduğu kadar önemli değişikliklere yol açmayacağının en güçlü göstergesi olarak değerlendirilebilir. Yukarıda bahsedilen tüm bu gerekçeleri hesaba katarak Avrupa’nın Geleceği Konferansı hakkında bazı öngörüleri güvenle dile getirebiliriz:

  • Çeşitli çevreler tarafından büyük bir hevesle gündeme getirilen Avrupa’nın Geleceği Konferansı, bu hevesin doğrudan bir sonucu olarak çok geniş ve derin içerikli bir tartışma ortamı oluşturmayabilir.
  • AP’nin sıkça dillendirdiği “vatandaş katılımı”, konferans içeriğinin umulduğu kadar geniş ve derin içerikli olmaması üzerine tüm çabalara rağmen oldukça zayıf kalabilir, bu da AB’ye dair birçok konuda olduğu gibi bir “meşruiyet sorununa” yol açabilir.
  • Konferans başarıyla gerçekleştirilse de 2 yıl sonra Avrupa Konseyi’ne sunulan rapor içerik olarak oldukça zayıf kalabilir, nispeten dolu bir içerikle Konsey’e sunulsa da AB liderleri tarafından bu içeriğin önemli bir kısmı göz ardı edilebilir.

Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: Avrupa Birliği, geleceğini şekillendirecek bir konferansı ilk kez düzenlemedi, son kez de düzenlemeyecek. Ancak Birlik liderlerinin AB’nin geleceğine dair çok farklı fikirlere sahip olmaları, günümüz sorunlarına verilen yanıtların birbirlerinden bu denli farklı olması, Avrupa şüpheciliğin bizzat Konsey içinde bile geçmiş yıllara göre çok daha kuvvetli olması ve konferans daha başlamadan gündeme getirilen tartışma konularının içerik olarak nispeten “zayıf” olması hem konferansın düzenlenmesi önünde hem de çıkacak sonuçların AB’yi ne kadar etkileyeceğinin önünde büyük bir engel teşkil ediyor. Fakat Avrupa Birliği’ne dair birçok konuda olduğu gibi Avrupa’nın Geleceği Konferansı da hayata geçmeden sonuçlarının ne olacağını isabetli bir şekilde kestirmek mümkün değil.

Oğuzhan SABUNCU | Haber | EUROPolitika Dergisi Editör Yardımcısı

 

Referanslar

[i] https://www.politico.eu/article/von-der-leyen-no-timelines-for-ending-coronavirus-support-measures/

[ii] https://www.consilium.europa.eu/media/44679/st09102-en20.pdf

[iii] https://www.politico.eu/article/brussels-descend-into-fight-over-leadership-for-conference-on-eu-future/

[iv] https://www.politico.eu/article/helle-thornig-schmidt-enrico-letta-dalia-grybautskaite-new-names-in-frame-to-preside-over-conference-europe-future/

[v] https://www.consilium.europa.eu/media/44679/st09102-en20.pdf

[vi] https://www.politico.eu/wp-content/uploads/2019/11/Conference-on-the-Future-of-Europe.pdf

[vii] https://www.politico.eu/article/ursula-von-der-leyen-state-of-the-european-union-national-capitals-step-up/

[viii] https://www.euronews.com/2019/12/12/eastern-european-countries-threaten-to-wreck-eu-green-deal

[ix] https://www.washingtonpost.com/world/europe/eu-rule-of-law-report/2020/09/30/20a93e42-026c-11eb-b92e-029676f9ebec_story.html