Avrupa’nın Jeopolitik Uyanışı

 

Pandemi Uyuyan Devi Uyandırıyor

Max Bergmann tarafından, 20 Ağustos 2020

 

1990’lardan beri Avrupa jeopolitik yetersizlik durumundadır. Dünyadaki en büyük ekonomisi, 450 milyon insanı, Rusya’yla karşılaştırılabilecek savunma harcamalarıyla beraber kıta bir dev olabilir. Şimdiye kadar Avrupa bileşen ülkelerinin ortak gücünü eşitlemeye hiçbir zaman yaklaşamadı. Kötü ekonomik, siyasi ve kurumsal sınırlamaları ve krizleriyle kuşatılmasıyla, geçen 30 yılda Avrupa Birliği küresel konularda son derece küçük bir etki ortaya koydu. Bu sırada, Avrupa’nın en güçlü üye devletleri ya Fransa’nın yaptığı gibi hakimiyelerini azaltmaları ya da Almanya gibi uluslararası liderliğin yükünü almaya direndikleri görüldü.

 

ABD’li araştırmacılar, Avrupa’nın sorumsuzluğunu verilmiş olarak görmeye başladılar. 2011’de Dış İlişkiler Konseyi başkanı Richard Haass, yirmi birinci yüzyılda “Avrupa’nın kendi sınırları dışındaki meselelere etkisi keskin bir şekilde sınırlı olacaktır” diye yazdı. Brüksel, Washington’ı sadece kolektif güvenliğin yükünün fazlasını taşımayı reddederek hayal kırıklığına uğratmakla kalmadı bununla beraber küresel ithalat meselelerinde kendisinin diplomatik ağırlığını aşağıya çekmesiyle yumruğunu vurmuş oldu.

 

Şimdi, Avrupa aniden hareketleniyor. COVID- 19 pandemisi, kıtayı yıllarca süren ekonomik ve siyasal uykusundan uyandırdı ve Avrupa entegrasyonu projesini altı ay önce hayal bile edilemeyecek yönlerde yeniden canlandırdı gibi gözüküyor. Avrupa Birliği’nin kurucu mimarlarından biri olan Jean Monnet’nin “Avrupa krizlerle inşa edilecek” ünlü sözünü söylediği gibi. Bu kriz, Avrupa’yı dünya sahnesinde güçlendirmeye yardım edecek ve yirmi birinci yüzyıl küresel düzenini tanımlayacak bir etken olarak daha kendinden emin ve iddialı bir hale getirebilir.

 

BRÜKSEL BAĞINI ÇÖZÜYOR

Dünyanın çoğuna yaptığı gibi COVID-19 ilk başlarda Avrupa’yı da perişan etti. Fakat sert sokağa çıkma yasakları uygulayarak, bilim insanlarının önerilerini takip ederek ve yevmiyeli işçileri destekleyerek, Avrupa Birliği ve üye devletleri pandemiyi göreli kontrol altına alabildiler ve ekonomik yıkımı atlatabildiler. Dolayısıyla, Avrupa küresel prestij ve kendine güvenini kazandı. Yakın zamanda, Avrupalı liderler alışıla gelmedik birçok iddialı hareketlerde bulundu. Haziran ayında Çin’in Hong Kong için yeni ulusal güvenlik yasasını dayatmasından sonra Avrupa Birliği Çin’i kınadı ve yasayı “içler acısı” olarak tanımladı.  Ayrıca AB, gözetim için kullanılabilecek teknoloji gibi hassas ekipmanların Hong Kong’a ihracatını sınırlamayı kabul etti. Temmuz ayında AB ilk kez Çin, Rusya ve Kuzey Kore üzerinde siber yaptırımlar uyguladı. Ve bu ay Avrupalı liderler Belarus’taki hileli seçimleri kınadı ve Rus müdahalesini engellemek için Kremlin’le diyalog başlattı.

Avrupa Birliği ve üye devletleri pandemiyi göreli kontrol altına alabildiler ve ekonomik yıkımı atlatabildiler

 

Ama açık ara Avrupalı liderlerin pandeminin başlangıcından beri attıkları en önemli adım 2 trilyon dolarlık kurtarma paketini geçirmeleriydi. Bir hamlede AB popülizmin yükselmesine katkıda bulunan, AB’ye olan desteği azaltan ve sürekli olarak Euro’yu ekonomik krizin eşiğine koyan 10 yıllık ezici ekonomik kemer sıkma kitabını kapattı.  Avrupalı devletlerin devasa teşvik harcamalarıyla birleşen kurtarma paketi Avrupa’yı güçlü bir ekonomik kurtarma rotasına koyuyor. Ayrıca AB’nin federal güçlerinin önemli oranda genişlemesine kapı açıyor. Anlaşma AB’ye gerçek bir devlet gibi borç alma, vergi ve harcamalar konusunda olanak sağlayabilir. Pandemi, borç, göç ya da bambaşka bir kriz ortaya çıkarsa AB cevap vermek için kaynakları kullanma becerisini elinde bulunduracaktır.

AB daha öncesinde hiç bu kadar güçlü olmamıştı. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri, Avrupa’yı entegre etme ve federal bir yapı yaratma süreci düzensiz bir şekilde meydana geldi, uzun bir duraklama döneminin ardından esas gelişmelerle birlikte. AB için kuralları koyan, 2009’da yürürlüğe girmiş Lizbon Anlaşması’ndan beri, Avrupa melez siyasal sistem içerisinde mahsur kalmış durumda, kısmi federal devlet, kısmi çok taraflı organizasyon.  AB güçlenmişken, Brüksel küresel bir oyuncu olarak meydana çıktı, örneğin küresel marketlerin düzenlenmesinde. Columbia Hukuk Fakültesi’nden Anu Bradford’un belirttiği üzere, AB’nin devasa ekonomisi ve tüketici tabanı dünya genelinde market standartlarını ayarlama gücünü veriyor. Ama AB’nin üye devletlerden dış politika dahil oy birliği istemesinin gerektiği yerde, mütemadiyen engellendi.

AB daha öncesinde hiç bu kadar güçlü olmamıştı.

Kurtarma paketi üzerine olan anlaşma bir dizi yeni olasılıklar ortaya çıkardı. Çok büyük ekonomik krizle yüzleşen Avrupalı liderler birdenbire Brüksel’in gücünün sınırlarını zorlamaya, muhtemelen AB kurallarının yeniden yorumlanması üzerinden, gönüllü gözüküyor. Bazı AB politikacıları dış politika kararlarında oybirliği şartını “nitelikli çoğunluk” lehine kaldırmaya çağırıyor. Dışişleri ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrel dediği gibi “Güçlü ve mühim bir pozisyonu çoğunlukla belirlemek, oybirliğiyle zayıf ve beraberinde az mühim bir pozisyonu benimsemekten daha iyidir.” Öyle bir değişim AB üye devletlerinin oy birliğini gerektirir, şu an için ise pek mümkün değil.  Fakat COVID-19 pandemisi tarihsel açıdan daha güçlü bir AB’yi savunan Fransız-Alman ittifakına yeni bir soluk getirdi. Melez sistemi nedeniyle engellenen AB, dış politikaya daha güçlü ve daha uyumlu bir yaklaşım geliştiremezse, AB liderleri – özellikle Fransızlar ve Almanlar – her zamankinden daha yüksek sesle reform çağrısında bulunacaklar.

AVRUPALILAR AVRUPA’YA BAKIYOR

Avrupa’nın jeopolitik uyanışı tam anlamıyla birden bire ortaya çıkmadı. Donald Trump başkanlığı döneminde ABD-Çin arasındaki rekabetin güçlenmesiyle, Avrupa, büyük güçlerin yarışıyla tanımlanan dünyaya yaklaşımını yavaşça ayarlamaya başladı. Avrupa Birliği, kendi egemenliğini savunmak ve kendi çıkarlarını ABD’den bağımsız olarak ilerletmeye çağıran “stratejik özerlik” düşüncesini tartışmaya başladı. Fakat pandeminin ortasında, stratejik özerklik AB liderlerinin tartışması gereken bir kavramdan çok, daha çok yürürlüğe koyması gereken acil bir politika gibi görünüyor. Avrupalı ​​liderler, Trump yönetimi altında istismar edici hale gelen bir Amerikan müttefiki veya küresel liderlik için giderek daha saldırgan bir Çin’e bakmak yerine, Avrupa’ya bakmaları gerektiğini düşünüyorlar.

Bu değişikliğin bir kısmı, Amerika Birleşik Devletleri’nin COVID-19’a verdiği yıkıcı tepkiden ve eş zamanlı olarak ırksal gerilimlerin sokaklara dökülmesinden kaynaklandı. Avrupa’nın transatlantik ittifakına olan desteği ABD’nin “terörle mücadele”, Irak’ın acemi işgali, ve 2008 finansal krizindeki abartıları sonucu çoktan kaydı. Ama Trump yönetiminin yakın zamandaki başarısızlıkları ABD’nin kendisini yönetme konusundaki temel yetisi hakkında daha derin soruları ortaya çıkarıyor. Avrupalı politikacılar eski Başkan Yardımcısı Joe Biden’nin Kasım ayında Beyaz Saray’ı kazanması durumunda bile, ABD’nin iç zorluklarla meşgul olacağından dolayı Avrupa’nın ABD’nin küresel liderliğine bağlı olamayabileceğinden endişe ediyor.

Ama Avrupa’nın görünümündeki değişim ayrıca Çin’e bir cevap. Avrupa, Çin’i uzun zamandır ekonomik bir mercekle görmüştü. Açıklık ve ticaretin Çin’de siyasi bir özgürleşmeye ve dahası demokratikleşmeye doğru yön verebileceğini umdu. Fakat Çin’nin ekonomisi canlandıkça, siyaseti bir o kadar sıkılaştı. Açıklık tek yönlü bir ilişki çıktı ve Çin’in Avrupa’da haksız ticaret uygulamalarının artmasıyla ABD’de de yaptığı gibi gerilime neden oluyor. Pandemi, Avrupa kamuoyunu kesin olarak Çin’ e karşı döndürdü. Pekin virüsün kaynaklarını örtbas etmek istedi ve virüsü kontrol altına aldığı anda, Avrupalıları alarma geçiren ve yabancılaştıran agresif bir “kurt savaşçısı” diplomasisi kampanyasına girişti.

Avrupa birliğine daha fazla ve diğerlerine daha az inançlı olduğu yeni bir on yıla giriyor

ABD ve Çin’in değişen algıları Avrupa’nın dış politikadaki ani iddialılığını hesaba kattıysa, Avrupa’nın kendisi hakkındaki sezgileri de o yönde. COVID-19, Avrupalı büyük çoğunlukları daha iyi bir AB beraberliğine ihtiyacın olduğuna ikna etti. Halk arasındaki düşünce değişimini hisseden Avrupalı liderler çarpıcı bir ekonomik faaliyete adım attı. Avrupa birliğine daha fazla ve diğerlerine daha az inançlı olduğu yeni bir on yıla giriyor.

AVRUPA YÜZYILI?

AB bir gecede süper güce dönüşmeyecek, ve hiçbir zaman da dönüşmeyebilir. Bir federal birlik için büyük proje daimi devam eden iş olarak kalabilir. AB hala popülist siyasetçilerden ve ulus devletin devam eden gücüne, kuzey ve güney arasındaki ekonomik farka, iç demokratik açıktan dolayı Brüksel’e olan haklı kuşkuculuğa kadar büyük iç zorluklarla yüzleşiyor. Ama Avrupa’nın bu krizden daha güçlü, daha birlikte bir küresel oyuncu olarak çıkabileceğine dair az da olsa şüpheler olabilir.

ABD için bu iyi bir haber. Avrupa ABD için önemli bir partner olabilir, özellikle ABD’nin Çin’le olan çekişmesinin yoğunlaşması durumunda. Washington Avrupa’nın yükselişini destekleyebildiği yerde desteklemeli. Avrupa’nın yeterli ordular gibi eksiklerini dert etmemeli. Yerine, Avrupa’nın neye sahip olduğuna odaklanmalı; etkili bir diplomat topluluğu, dünyanın en büyük ekonomisi, ve yükselen küresel prestij. 21. Yüzyıl Avrupa yüzyılı olmayabilir ama liberal bir yüzyıl olması için, Avrupa baş rolü oynamak zorunda olacak.

 

Çeviri: Deniz BAL | EUROPolitika Dergisi Dijital Editörü

Photo: EU leaders at an EU summit in Brussels, Belgium, July 2020 Pool New / Reuters

Orijinal Makale: Europe’s Geopolitical Awakening