Biden’ın Zaferi Avrupalı Sağ Popülistlerin Sonu mu?

 

ANALİZ

 

Avrupa Birliği (AB), yaklaşık dört yıl süren gerilimli transatlantik ilişkilerin ardından Donald Trump’ın Amerika Birleşik Devletleri (ABD) başkanı olarak tekrar seçilmesi durumunda olası senaryolardan endişeliydi. 21. yüzyılın en önemli küresel senaryolarından biri Trump tarafından iptal edilen transatlantik anlaşmalarının belirsizliği olmakla birlikte ABD-AB askeri, siyasi, kültürel ilişkilerinin geleceğiydi. Başta Almanya ve Fransa liderleri olmak üzere birçok Avrupalı lider, ilk andan itibaren gerek sosyal medya gerekse de telefon aracılığıyla 46. ABD Başkanı olarak seçilen John Biden ve yardımcısı Kamala Harris’i tebrik ederek Trump’ın yenilgisini kutladılar. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, “Biden’ın ittifakımızın büyük bir destekçisi olduğunu biliyor ve onunla yakın çalışmayı dört gözle bekliyorum” dedi. Benzer tebrik ve dayanışma açıklamaları, Avrupa Parlementosu Başkanı, Avrupa Komisyonu Başkanı ve Avrupa Konseyi yetkililerinden geldi. Trump yönetiminden rahatsız olan çoğunluk “transatlantik ilişkinin yeniden başlatılması gerektiğine” inanıyor.  Avrupalı liderlerin Biden’ı desteklemesinin iki önemli nedeni olabilir: geleneksel ‘müesses nizam’ı tekrar hayata geçirmeye çalışmak ve Avrupalı popülistleri güçlü ve harici bir politik ilham kaynağından mahrum etmek.

 

 

2016’dan beri AB ve üye ülkelerle gerilim politikası sürdüren 45. ABD  Başkanı Donald Trump’ın seçimden mağlup çıkması, Avrupa’daki sağ popülist partiler tarafından memnuniyetle karşılanmadı. Özellikle Slovenya Başbakanı sağcı popülist  ilginç bir biçimde oy sayımı devam ederken Trump’ı savunarak tebrik etti. Almanya’da aşırı sağcı AFD partisinin çoğu üyesi Trump’ı destekleyerek ABD’deki seçmen dolandırıcılığı iddialarıyla ilgili asılsız açıklamaları sosyal medyadan yaydılar. Fransa Ulusal Birleşme Partisi (eski adıyla Ulusal Cephe) lideri Marine Le Pen, Hollanda Özgürlük Partisi lideri Geert Wilders ve Avusturya Özgürlük Partisi lideri Norbert Hofer şu ana kadar ABD seçimlerle ilgili bir açıklama yapmadılar.

Janez Jansa ile yakınlığı bilinen Macaristan başbakanı Viktor Orbán ile Polonya Devlet Başkanı Andrzej Duda ise “birlikte hareket etme ve stratejik işbirliğini güçlendirme çağrısı” ile Biden’ı tebrik ettiler. Her ne kadar sağ popülist partilerin iktidar olduğu Polonya ve Macaristan tarafından Biden’ın zaferi tebrik edilmiş ise de bu durum partileri içinde tartışmalara yol açmıştır. Bununla birlikte şu anda sağ popülist bloğun içinde ve dışında AB ortaklığındaki liberal ve demokratik olmayan değerler ile ilkeler sorgulanmaktadır. Seçim kampanyası döneminde popülizmden kaçınarak Brüksel’e ve Avrupa başkentlerinin geri kalanına net sinyaller gönderen Biden’ın, Avrupalı popülistlerle ilişkisinde AB’nin demokratik değeri ve onlarca yıldır Batı’nın alamet-i farikası olan hukukun üstünlüğü kapsamında hareket edeceği öngörüldü. Biden, seçim kampanyası döneminde dünyadaki otoriter ve totaliter rejimlerin yükselişini Trump ve politikalarına bağlıyordu ve Trump’ın bu yanlışları desteklediğini ileri sürüyordu. Biden’ın ABD başkanı seçilmesi, Aleksandr Grigoryeviç Lukaşenko’dan Geert Wilders’a, Viktor Orbán’dan Le Pen’e, Andrzej Duda’dan Norbert Hofer’e, Janez Jansa’dan Jimmie Åkesson’a AB birliğini tehdit edebilecek güce erişen popülistler için küresel bir uyarı oldu. Son yıllarda muhalefet ve iktidar koalisyonlarında önemli başarılar elde eden sağ popülizmin, ana-akım partilere karşı meydan okuması artık zorlaştı.


Photo**

Bu minvalde, Avrupa’daki sağ popülist liderler söylemlerini ve parti programlarını Avrupa şüpheciliği konusunda güncelleyebilecekler mi? Bunu zaman gösterecek fakat Avrupa’da Trump dönemiyle paralel yükselen popülizmin bir süre durağan seyirde olacağı söylenilebilir. Avrupa Birliği karşıtlığını savunan sağ popülist partiler için Biden’in zaferi bir bakış açısı değişikliği anlamına geliyor. Bu parti ailesinin Trump dönemindekine benzer bir  siyaset izlemeyeceği biliniyor ancak bazı rota değişiklikleriyle beraber ana-akımlaşmaya çalışan aşırı sağ popülist partiler için bu hususun bir darbe olduğu rahatlıkla söylenilebilir.  Avrupa Parlamentosunun popülist olmayan mevcut üyelerinin açıklamalarına bakılırsa ABD başkanlık seçimi sonucu “AB’deki sağ popülist ailesi aleyhine bir darbe ve uyarı” olarak okunabilir, ancak Trump’ın Avrupalı sağ popülistleri artık koruyamaması bu partilerin özellikle İslam karşıtlığı, göç karşıtlığı ve yabancı karşıtlığı söylemlerini daha da radikalleştireceğinin ipuçlarını gösteriyor. İslam/göçmen karşıtlığı gibi söylemleri genişletmeye çalışan sağcı popülist platformun, Avrupa siyasetinde kalıcı olması kuvvetle muhtemeldir.  Fakat son yıllarda göreceli olan uluslararası düzeydeki başarılı işbirliğinin devam etmesi zor olacaktır. Çünkü, bu partilerden bazıları sadece aşırı sağ söylemlere ve konulara odaklanırken, bazıları ekonomik, güvenlik ve sosyal sorunlara daha çok odaklanıyor.

Son olarak, Biden’ın pragmatik merkez-sol siyasetinin, milliyetçi sağ popülizme yaslanarak siyaset yapan Avrupalı sağ popülist partilerin geleceğini şimdiden sorgulayacağı kuvvetle muhtemeldir. Ancak bu durum ne yazık ki sağ popülistlerin sonunu garanti etmiyor.

Bekir  HALHALLİ | ANALİZ  | EURO Politika Dergisi Yazarı

**Photo: U.S. President Donald Trump, German Chancellor Angela Merkel, and French President Emmanuel Macron attend a ceremony at the Arc de Triomphe in Paris on Nov. 11, 2018. BENOIT TESSIER/AFP VIA GETTY IMAGES

**Photo: (From L) US President Donald Trump, German Chancellor Angela Merkel and French President Emmanuel Macron attend a ceremony at the Arc de Triomphe in Paris on November 11, 2018 as part of commemorations marking the 100th anniversary of the 11 November 1918 armistice, ending World War I. (Photo by BENOIT TESSIER / POOL / AFP) (Photo credit should read BENOIT TESSIER/AFP via Getty Images)