İngiltere’nin Yeni Başbakanı Boris Johnson Hakkında Bilmediğiniz 5 Şey

Buse Gültekin – Yardımcı Politika Editörü

Kraliçe II. Elizabeth’in de dile getirdiği gibi Boris Johnson Brexit sürecinin problemleri nedeniyle kimsenin gönüllü olmayacağı bir dönemde Muhafazakâr Parti içindeki parti liderliği yarışına dahil oldu ve rakibi Jeremy Hunt’ı geride bırakarak başbakan oldu. Lafını esirgememesi ve alışılagelmemiş tavırları ile bazı kesimler tarafından sevilen ve eğlenceli bulunan yeni başbakan, bazı kesimler içinse başbakan olmayı hak etmeyen türden biri. Kendisi hakkında olumsuz görüşe sahip olan kesimler tarafından ‘sahte popülist’, ırkçı ve cinsiyetçi olmakla itham ediliyor. Aynı zamanda hem fiziksel özellikleri hem de siyasi fikirleri ile ABD başkanı Donald Trump ile ortak noktalarının çokluğu ve birbirlerine olan karşılıklı destekleri özellikle medyada kendisine şüpheyle yaklaşılmasına sebep oluyor. 

1)Birçok Bileşeni Genlerinde Barındıran Bir Erime Potası Gibi

ABD vatandaşlığından 2009 yılında feragat ettiği bilinen Alexander Boris de Pfeffel Johnson’ın annesinin büyük annesi ve haham olan büyük babası da Amerika Birleşik Devletleri’ne göç eden Rusya Yahudilerindendi. Baba tarafından ise Nazım Hikmet’in Memleketimden İnsan Manzaraları kitabında 1922 yılında İzmit’te gerçekleşen linçini anlattığı gazeteci Ali Kemal’in torununun oğludur. Ali Kemal, 1919 yılında Mustafa Kemal’in görevden alındığına, hükümet işleri ile ilgili olarak hiçbir talebinin karşılanmaması gerektiğine dair genelgeyi yayınlayan Dahiliye Nazırı idi. Büyük büyük ebeveynleri sayesinde Müslümanlar, Yahudiler ve Hristiyanlardan oluşan bir arka planın tek kişilik erime potası olduğunu Londra belediye başkanlığı seçimi kampanyasında kendisi dile getirmişti.

2)İnişli Çıkışlı Bir Kariyere Sahip

Eton Koleji ve Oxford Üniversitesi’ni bitirdikten sonra başladığı gazetecilik kariyeri, yaptığı uydurma bir alıntı yüzünden The Times gazetesinden atılmasıyla sekteye uğradı. Fakat daha sonra The Daily Telegraph gazetesinde çalışmaya başladı ve burada Brüksel sorumlusu olarak görev aldı. Avrupa Birliği’ne muhalif yazılarıyla özellikle muhafazakâr-sağ kitlenin dikkatini çekti. Siyasete atılmadan önce son olarak The Spectator editörlüğünü üstlendi. 2008 yılında Londra belediye başkanlığı seçimlerinde aday gösterildi ve Avam Kamarası’ndan istifa etti. İki dönem boyunca belediye başkanlığı yaptı. 2015 yılında tekrar Parlamento’ya dahil oldu ve Brexit kampanyasının en önemli isimlerinden biri haline geldi. 2016 yılında oturduğu dışişleri bakanlığı koltuğundan 2018 yılında Başbakan Theresa May’in Brexit politikasını onaylamaması nedeniyle istifa etti. 2019 yılında May’in istifası ile başbakanlığa giden yol Boris Johnson için açılmış oldu. 

3) Birleşik Krallık Nüfusunun Yalnızca %0,34’ünün Oylarıyla Başbakanlık Koltuğuna Oturdu

Kendinden önceki mevkidaşı gibi istifa yoluyla boşalan başbakanlık makamına ülke geneli seçimle değil parti içinde üyelerle alınan kararla geldi. Yani Birleşik Krallık nüfusunun yalnızca %0,34’ünü kapsayan, Muhafazakâr Parti’ye üyelik ücreti ödeyen bir kesim tarafından seçilmiş oldu. Ancak Yougov tarafından yapılan anket çalışmalarına göre Birleşik Krallık genelinde May’in göreve geldiği dönem aldığı %48’lik destek oranına kıyasla Johnson’ın desteklenme oranı %31 kadar düşük. Barack Obama, Hillary Clinton gibi liderlerin yanı sıra çarşaflı kadınlara ve eşcinsellere yönelik yakıştırmaları birçok kesimden sert bir şekilde eleştirildi. Belediye başkanı olarak kısmen başarılı görülse de diplomatik gezilerdeki gafları nedeniyle yetersiz bir dışişleri bakanı portresi çizdi. 

4) Brexit Kampanyasında Yalan Söylediği Ortaya Çıktı

Brexit kampanyasında, Birleşik Krallık tarafından Avrupa Birliği’ne haftalık aktarılan bütçenin 350 milyon sterlin olduğunu söyledi ve bu bütçenin Brexit’i takiben Ulusal Sağlık Hizmeti (NHS) için kullanılması teklifini sundu. Ancak iddia edilen bütçe gerçeği yansıtmıyordu, David Novgrove Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği mektupta bu durumu “resmi istatistiklerin açıkça kötüye kullanımı” olarak nitelendirdi. AB destekçisi parti üyelerinden değil de Brexit’in en önemli isimlerinden olan Nigel Farage tarafından iddianın çürütülmesi Boris Johnson’a olan güvenin daha çok azalmasına neden oldu. Aynı zamanda Brexit’e olan desteği artırmak için Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne dahil olacağını söyleyerek yakın gelecekte AB gündeminde yer almayan bir konuda gerçeği çarpıttı ve halkı yanılttı. Tüm bu gelişmelerin ardından yine Yougov platformunda yapılan bir ankette halkın %58’i Boris Johnson’ın güvenilmez biri olduğunu söyledi.

5) Çocukken “Dünya’nın Kralı” Olmak İstiyordu

Boris Johnson dört çocuğun en büyüğü olarak dünyaya geldi ve hayli rekabetçi bir ailede büyüdü. Kız kardeşi Boris Johnson’ı “Her zaman birinci olmak isterdi, ona büyüyünce ne olacağı sorulsa her zaman bu soruya ‘dünya kralı’ cevabını verirdi.” diye anlatıyor. Politikacı rakipleri ve yakın çevresi Boris Johnson’ın gözünün “10 Numara”da olduğunu birçok kez dile getirmişti. Daily Telegraph’da Johnson’ın köşe yazılarını düzenleyen gazeteci Harry Mount da Johnson’ın gazetecilik mesleğini içinde yer almak istediği yarışı en yakından izleyebileceği bir pozisyon olarak gördüğünün her zaman açık olduğunu belirtiyor. 

Kaynak 1,2,3,4,5,6,7

Görsel Kaynağı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir