Brexit

Şükrü KÖSE

 

Brexit ;

Bu kelime hayatımıza 6 Şubat 2012 tarihinde Yunanistan’ın Avrupa Birliği’nden çıkışı için Citigroup’un yöneticileri Ebrahim Rahmani ve Williem Buiter tarafından ortaya atılan Grexit ( Greek ve Exit kelimelerinin birleştirilmesi) kelimesinden türetilmiş bir kavram olarak girmiştir. Britain ve Exit kelimelerinin birleşimini ifade etmektedir. Birleşik Krallığın AB macerası Charles De Gaulle’ün birlikteki güç dengesinin değişeceği fikri sebebiyle 1973 yılına kadar ertelenmiştir. 1961 ve 1967 tarihlerinde yaptığı başvurular Fransa Cumhurbaşkanı olan Charles De Gaulle tarafından reddedilmiştir. Charles De Gaulle 1969 tarihinde görevden ayrılıp Colombey-les-Deux-Englises’de ki evine çekilmiş ve bu tarihten sonra İngiltere’nin AB üyeliği mümkün hale gelmiştir. İngiltere’nin AB üyeliğine bakışının temellerine bakınca 1957 yılında Roma Anlaşması imzalanırken önerilerinin serbest ticaret bölgesi üzerine olması, siyasi birlikteliğine yönelik görüşmelere “Commonwealth” ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirmek adına katılmayışı siyasi birliktelik yerine serbest ticareti ön planda tuttuğunu gösteriyordu.

Bir tarafta kurucusu ve en büyük ekonomik gücü olduğu Commonwealth diğer tarafta yüzyıllardır çekişmeli olan Almanya ( o dönemde Batı Almanya) ve Fransa’nın denge unsuru olduğu AB İngiltere’nin çıkarlarına uygun olan durum ancak birliğin kurulmasından iki yıl sonra Stockholm Anlaşması imzalanarak Avrupa Serbest Ticaret Bölgesi’nin (EFTA) kurulmasıyla hayata geçirilebilmiştir. EFTA siyasi ve güvenlik bakımından bağımlılık yüklemiyor ve İngiltere’nin egemenliğini kısıtlanmıyordu. İngiltere için giriş sürecinde kaygı duyduğu konuların başında Commonwaelth ülkeleri ile olan ilişkileri ve ticari ilişkilerinde engellerin ortaya çıkması geliyordu.

İngiltere’nin birliğe giriş süreci kadar birlikte elde ettiği ayrıcalıklarda tartışmalı olmuş , bu tartışmaların karşılığını referandum sürecinde birlik ülke liderlerinin kapsamlı bir çalışma gerçekleştirememesinde görebiliyoruz. İngiltere hükumetleri birlik içerisinde bulundukları süreçte ulusal çıkarlarını korumayı her zaman ön planda tutmuşlar ve Muhafazakar Partinin birliğe kuşkuyla bakacağı günlere dek birliğin ekonomisinin altıda birlik kısmını oluşturacak noktaya gelmişlerdir. Kıta bazında ihracatının 49.2 si , ithalatının 53.7 si Avrupa ile olan İngiltere ‘ ye doğrudan yatırım yapan ülkeler listesinde en büyük payı AB ülkeleri oluşturmaktadır. (ONS istatistiklerine göre AB ülkeleri 454 milyar sterlinlik paya sahiptir.) 43 senelik üyelik sürecinde gelinen noktada İngiltere’nin birlikten çıkışı telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğuracaktı. 23 Haziran 2016 Brexit referandumuna giden yolda ki taşlara baktığımızda karşımıza 2008 yılında Amerika Birleşik Devletlerinde (ABD) başlayan Mortgage Krizinin Yunanistan , İspanya gibi ülkelerde yarattığı kriz sonrası birlik içindeki ekonomik zayıflamayı , 2015 yılında İngiltere’de yapılan seçimler öncesinde Cameron’un verdiği referandum sözünü ,Muhafazakar Parti iktidarında AB’den duyulan kuşku sürecini görüyoruz.

2010 yılında başlayan David Cameron’lu Muhafazakar parti iktidarı halk üzerinde bıraktığı AB hoşnutsuzluğu algısını referandum öncesi süreçte değiştirmeye çalışmış fakat %52’lik ayrılma kararı ile 23 Haziran 2016 tarihinde büyük bir yenilgi yaşamıştır. Brexit referandum çalışmalarında kabineden 24 bakan birlikte kalmaktan yana çalışmış 5 bakan ise birlikten ayrılma kararını desteklemiştir. Birlikte kalmayı destekleyenlerden muhafazakarlar kanadında David Cameron , bugün ki başbakan Theresa May ,göç bakanı James Brokenshire gibi kabineden önemli isimler vardır. 185 milletvekilide birlikte kalmaktan yana olmuşlardır. İşçi Partisi kanadında parti lideri Jeremy Corbyn gibi uzun yıllar AB ye yönelik eleştirileriyle tanınan bir isim referandum sürecinde kalmaktan yana olmuştur. Londra’nın yeni belediye başkanı Sadiq Khan da bu cephede dikkat çeken işçi partililer dendir. 218 işçi partili birlikte kalmayı desteklemiştir. Referandum öncesinde öldürülen İşçi Partili Jo Cox birlikte kalmaktan yana olmuş ve ırkçı bir saldırıda öldürülmüştür. Birlikten ayrılmayı destekleyen Muhafazakar Partililer arasında en dikkat çeken isim geçmiş dönem Londra Belediye Başkanı Boris Johnson olmuş , muhafazakarların liderliğine oynadığı kanısı oluşmuştur. İşçi Partililer arasında ayrılma taraflarında arasında Kate Hoey gibi isimler vardır. İşçi Partisinin en önemli bireysel bağışçısı olan Jhon Mills ‘de ayrılmadan yana olmuştur.
23 Haziran 2016 ;
İngiltere tarihinde dönüm noktası olabilecek bir gün olarak tarihe geçmiştir. Avrupa’da yükselen ulus devlet ve milliyetçilik akımı Brexit ile vücut bulmuş ardından Fransa, Hollanda gibi ülkelerde de çıkış sesleri yükselmeye başlamıştı.%52 lik ayrılma kararı sonucundan sonra gelen açıklamalara baktığımızda kırılgan bir Avrupa gördük. Merkel ; AB Konseyi Başkanı Donald Tusk, Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve İtalya Başbakanı Matteo Renzi’yi Berlin’e davet ettiğini sonrasında da hükumetin görüşleri konusunda bilgilendirmek üzere Federal Meclis’te özel bir oturum düzenleneceğini açıkladı.
Avrupalı liderlerin açıklamalarına bakalım ;

Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz ; “İngiltere artık 3. dünya ülkesi muamelesi görecek.”

fft99_mf6080146
Avusturya Dışişleri Bakanı Sebastian Kurz, “AB’nin en büyük ülkelerinden biri Birlik’ten çıkıyorsa, o zaman her şey tamamen yerle bir olacak demektir”.

images1

Avrupa Parlamentosu’ndaki Yeşiller Grubu’nun Başkanı Rheinhard Bütikhofer : ” 23 Haziran Avrupa tarihine çok kara bir gün olarak geçecektir”.

3ee32fddcb1bb44966d59268ddb5dd36v1_max_755x424_b3535db83dc50e27c1bb1392364c95a2

AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude Juncker, İngiltere’nin AB’den ayrılma kararının “AB’nin sonu olup olmadığı” yönündeki bir soruya kızarak, basın toplantısını terk etmiştir.

18121428_giounker_570.limghandler

ABD kanadından açıklamalara baktığımızda;
Obama: ‘İngiliz halkının tercihine saygı duyuyorum’ diyerek NATO üyeliği vurgusunu eklemiştir.
İspanya Dışişleri Bakanı Jose Manuel Garcia-Margallo Cebelitarık Boğazı’nın egemenliğinin geçici olarak Madrid ve Londra arasında paylaşılmasını istemesi de bunlara eklenmiştir.
Kararın politik yansımaları karamsar olmuş fakat bu karamsar ve kızgın açıklamaların ötesinde ekonomik yansımalar zararın büyüklüğünü ortaya koyuyordu. Sterlin’in ayrılma kararından sonraki düşüşüne grafiklerle baktığımızda 1985’den itibaren en düşük değeri Brexit etkisiyle yaşadığını görüyoruz.
ABD 10 yıllık tahvil faizleri yüzde 16 gerileme ile kritik yüzde 1,5 seviyesinin altına gerilerken, Almanya 10 yıllık tahvilleri yüzde 200 üzerindeki gerileme ile negatif bölgeye geçti.Sterlin/TL’de ise 4.0000 altı görülerek kayıplar yüzde 6’ya ulaşmış durumda.Sterlinin yanında euro da dolar karşısında yüzde 3’ten daha fazla bir değer kaybı yaşadı. Sterlin yen karşısında da yüzde 13 düşerek 135.30 yen ve 160.14 yen aralığında hareket ederken, en son 137.32 yenden işlem gördü. Euro Sterlin karşısında yüzde 6 değer kazanmış , dolar karşısında ise yüzde 3.6 gerileyerek 1.0975 dolar oldu. Asya borsaları deprem etkisi yaratan ayrılık kararından payını almış MSCI endeksi yaklaşık yüzde 5 düşerken, Japon Nikkei endeksi yüzde 8’den daha fazla kayıp yaşamıştı.. İngiliz bankalarda ki etkisine bakınca HongKong’ta işlem gören HSBC yüzde 9 , Standard Chartered yaklaşık yüzde 10 değer kaybetti.
İş dünyasının referanduma yönelik tavrına baktığımızda sonuçların ekonomik etkisinin ne olacağınına yönelik doğru tahminlerde bulunduklarını görebiliyoruz.İngiltere Ticaret Odası üyelerinin yüzde 55’inin AB içinde kalmayı desteklediği belirtilmişti. AB içinde olmak, şirketlere dünya çapında sermayelerini ve mallarını kolay hareket ettirme imkanı sağlıyordu. Almanya’nın saygın kuruluşlarından Ekonomi Araştırma Enstitü( IFO ) ayrılık sonrası sonuçların AB ve İngiltere için çok olumsuz sonuçları olacağını bildirmişti. Almanya için zararın 45 Milyon Euro gibi rakamlara ulaşacağını belirtmişlerdi. Ayrılık sonrası İngiltere ortak pazardan çıkacak 53 ülke olan ticaret anlaşması sona erecekti. Tüm bu açıklama ve öngörülere rağmen İngiltere halkı AB’den ayrılmaktan yana karar verdi. Lizbon Anlaşması 50.Madde gereğince ayrılık süreci işleyecek ve en geç 2 sene içerisinde AB anlaşmaları İngiltere için geçersiz olacak.
İngiltere’nin AB’den ayrılığının Türkiye’nin AB’ye kabulüne yönelik etkisine bakınca kısa süreç içerisinde enerjisini Türkiye’nin üyeliği ile harcayacak bir AB görünmüyor.Avrupa Politikalar Merkezi kurucularından John Palmer referandum sonucunun Türkiye-AB ilişkilerini etkilemeyeceği şeklinde görüş belirtse de kendi iç meseleleriyle enerjisini tüketecek merkeziyetçi bir AB var karşımızda.
Kim bilir belki de Brexit Eurexit’in ayak sesleridir.

 

Şükrü KÖSE

Marmara Üniversitesi Hukuk Bölümü

Lisans Öğrencisi