Britanya Ne Kadar Demokratik? “Liberal Demokratların Birleşik Krallıktaki Mücadelesi”

Yusuf Ertuğral

İngiliz siyasi evriminde Britanyalıların önce monarkın gücünü sınırlayarak ve daha sonrada katılımı genişleterek demokrasiye doğru ilerlemiştir. Fakat yakından incelendiğinde ise çok önemli karar süreçlerin dahi kısmen demokratik olarak denetlendiği fark edilecektir. Devlet memurları demokrasiye çok fazla yansımayan çok fazla girdi üreterek bürokrasiyi hantallaştırmaktadır.

Buradan Britanya’nın gerçek demokrasinin olmadığını mı çıkartmamız gerekmektedir? Tabi ki hayır, buradan bizim hiçbir ülkenin kendi bürokrasisi üzerinde mükemmel bir denetim icra etmediğini ve partiler ile seçimlerin, yalnızca bunu yapabilme demokrasi girişimleri olduğunu anlamamız gerektiğini gösterir. İdeolojik rekabet, çıkar gruplarının partiler ve bürokrasi üzerinde etkiler, üst düzey devlet memurlarının bakanlarla olan ilişkiler ve diğer etkileşimler demokratik ortamdan uzaktır. Halk kendisinin oy vereceklerini dahi seçmez, bu parti ileri gelenlerinin meselesidir. Halkın bütün yaptığı, birkaç yılda bir oy vermektir ve seçimlerle sınırlıdır.

Birleşik Krallıkta tek üyeli bölge ve en fazla oy alanının kazandığı İngiliz seçim sistemi özellikle bölgelere dağılmış olan Liberal Demokratlar gibi üçüncü partilere karşı çok katıdır. Bu seçim sistemi seçmen davranışının doğrudan etkileyerek asla iktidara gelemeyeceğinden emin olduklarını hissettiklerinden oylarının ziyan olmamasını istemeyen seçmenlerin cesaretini kırmaktadır.

Mayıs 2015 seçimlerinde Muhafazakâr Parti görünüşte açık ara bir farkla zaferini ilan etse de ülkenin seçim sisteminin adilliği ile ilgili tartışmaları seçim sonucu tekrar gündeme gelmiştir. Birleşik Krallık Bağımsız Parti (UKİP), 4 milyona yakın oy almasına karşın bir milletvekili hakkı kazana bilmiştir. İskoçya Ulusal Parti SNP’ nin UKIP’ın yaklaşık yarısı oy alıp 56 milletvekili kazanması UKIP’ in lideri Nigel Farage’ a karşı olumsuz bakanlar arasında dahi ülkenin seçim sisteminin adilliği tartışılmaya başlanmıştır.

Seçimin en büyük mağlubu kuşkusuz Liberal Demokrat Parti olmuştur. Liberaller beş yıl boyunca koalisyonun küçük ortağıydı. Fakat 57 olan milletvekili sayıları sekize düşmüştür. Vince Cable, Danny Alexander, Simon Hughes gibi partinin etkin önemli isimleri milletvekili seçilememiştir. Seçim sonucu Liberal Demokrat Parti’nin lideri Nick Clegg de istifasını açıklamıştır. Clegg, partinin başarısızlığından dolayı kendisini sorumlu tuttu zira Clegg bunu, koalisyona “girme kararının bedeli” olarak tanımladı.

Liberal Demokrat Parti’nin eski lideri Clegg, Avrupa’da liberalizm yolculuğunun korku siyasetine karşı iyi bir yol kat edemediğini belirterek, milliyetçilikle “bize karşı onlar” ın Avrupa’da yükselişe geçtiği konusunda uyarıda bulunmuştu.  Clegg, bu durumun İngiltere’yi tehlikeli bir noktaya getirdiğini vurgulamış, “Güçlü ve devlet adamına yakışır liderliğin yokluğunda, Birleşik Krallık’ın varlığının büyük bir tehlikede” olduğunu ifade etmişti.

Mayıs 2014 seçimlerinde diğer ağır bir yenilgi alan İşçi Partisi oy kaybettiği İskoçya’da oylarını yüksek miktarda artıran İskoç Ulusal Partisi (SNP), parlamentoda İskoçya’ya ayrılan 59 sandalyenin 56’sını kazanmıştır.  İşçi Partisi eski lideri Ed Miliband ‘da Clegg’in ifadelerine benzer bir açıklama yaparak “İskoçya’dan yükselen milliyetçiliğin partilerini alt ettiği” şeklindeki açıklaması ekonomik istikrarsızlığın “ekonomik” ve “siyasi milliyetçiliğin” Birleşik Krallıkta gündeminden düşmeyen iç politik sorun haline dönüştüğünü ifade etmiştir.

Yazımın en başında sorduğum soruyu tekrar soralım; Britanya’nın gerçekten de demokrasinin olmadığını mı çıkartmamız gerekmektedir? Yine cevap kesinlikle hayır olacaktır. Yukarıda kısaca söz edilen ve örnek olarak gösterdiğim Mayıs 2014 seçim sonuçlarının “İngiliz istisnası” na bağlaya biliriz.

Birleşik Krallık’da aşırı sağ partilerin, seçmen potansiyeline rağmen yakın zamana kadar gelişememesi siyaset biliminde “İngiliz istisnası”  olarak tanımlanmaktadır. Kısaca İngiliz istisnası demokratik kurumların sağlamlığı, liberal gelenek, köklü bir kanun ve düzeni, merkez sağda Muhafazakâr Parti’nin gücü ve dar bölge çoğunluk esasına dayalı seçim sistemi olarak tanımlaya biliriz. Kısaca, İngiliz istisnası bir yandan demokrasinin emniyet supap’ı işlevini görürken diğer yandan ise Liberal Demokrat Parti gibi üçüncü partileri aleyhine işleye bilmektedir.

Sonuç olarak 2005 seçimlerin ’de Muhafazakâr ve İşçi Partisinin yarattığı geniş çaplı hayal kırıklığı, Liberal Demokrat Partiyi yükseliş kazandırmıştır. Çünkü Irak savaşına karşı çıkan tek partiydi. Fakat koalisyon hükümetine ortak olması oylarının son seçimde erimesine yol açmıştır. Kamuoyu anketlerin zaman zaman, Liberal Demokratik Parti’nin ikinci büyük parti potansiyeli olduğunu göstermektedir. Dar bölge yerine nispi sistemin gelmesi Liberal Demokrat Partisini yukarı çekerek muhafazakarlaşan ve aşırı Sağ’a kayan seçmeni konsolide edecektir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir