“Bütçe kasırgası” AB’yi bilinmezliğe sürüklüyor

Avrupa Birliği, koronavirüs salgınının ikinci dalgasında bütçe planlama sorunlarıyla boğuşuyor. “Hukukun üstünlüğü” koşulundan rahatsız olan Polonya ve Macaristan, Birliğin 7 yıllık bütçesi ve koronavirüs yardımlarını vetolamakla tehdit ediyor; AB’nin bu krizden nasıl çıkacağı ise henüz belirsiz.

HABER

Koronavirüs pandemisinin hız kazanmasıyla birlikte üye ülkelerin neredeyse tamamında “ikinci dalga” ile mücadele eden Avrupa Birliği, bütçe belirleme krizinde yeni bir çıkmaza doğru ilerliyor. Üye ülke liderleri, Şubat ayından beri gündemde yer alan Çok Yıllı Mali Çerçeve (MFF) ve koronavirüs yardımlarını perşembe günü video konferansla gerçekleştirilen liderler toplantısında yine masaya yatırdı. POLITICO Europe’un haberine göre bütçe konusu “yirmi dakikadan kısa bir süre” gündeme gelirken liderler yine herhangi bir sonuca varamadı.

 

 

Liderler neden anlaşamıyor?

Avrupa Birliği, önümüzdeki 7 yıl boyunca kullanacağı bütçeyi ve 750 milyar Euro tutarındaki koronavirüs yardımlarını içeren “Yeni Nesil AB” (Next Generation EU) adındaki planlamayı Şubat ayından beri şekillendirmeye ve ilk olarak liderler nezdinde onaylamaya çalışıyor. AB liderlerinin toplamda 1,8 trilyon Euro tutarındaki bütçe ve pandemi yardımları hakkındaki uzlaşmazlığı ise “hukukun üstünlüğü” ilkesinin, pandemi yardımlarının ülkelere verilmesi sırasında bir “koşul” olarak kullanılmasının istenmesinden kaynaklanıyor.

Merkel çözüm hakkında yorum yapmadı

Liderler, herkesin uzlaşabileceği bir sonuç çıkmayacağı konusunda anlaşarak konuyu uzmanlara bırakmayı tercih etti. Zirvenin ardından konuşan Almanya Şansölyesi Angela Merkel, Polonya ve Macaristan’ın bütçe ve yardım paketine yönelik vetosunu “İki ülkeyle görüşmeye devam etmek zorundayız” ifadeleriyle yorumladı. Merkel, basın mensuplarına yaptığı açıklamada bütçe hakkında bir uzlaşı olduğunu, ancak “hukukun üstünlüğü mekanizması” hakkında bir anlaşmaya varılamadığını söyledi ve sorunun nasıl çözümlenebileceğine dair yorum yapmaktan kaçındı.

 

 

Yaşanan sorunun “çok ciddi” olduğunu söyleyen Merkel, AB dönem başkanlığını yürüten Almanya’nın çözüm için “tüm seçenekleri değerlendireceğini” vurgularken “Henüz sorunun başındayız” dedi. Basın mensuplarının “İki ülkeyi oy haklarını ellerinden almakla tehdit edecek misiniz” sorusunu “Tehdit bu bağlamda benim için bir kelime bile değil” ifadeleriyle yanıtlayan Merkel, sorunun farklı yollarla çözülmesi gerektiğini belirtti.

Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Frans Timmermans da zirvenin ardından konuşarak bütün Avrupalıların çıkarı için “hızlı hareket etmeleri” gerektiğini söyledi ve “İnsanların işleri ve ekonomik düzelmemiz buna dayanıyor. Üye ülkelerden beklenen tek şey imzaladıkları ve onayladıkları anlaşmalara saygı göstermeleri” diyerek Polonya ve Macaristan’ı üstü kapalı şekilde eleştirdi.

Bütçe ve “hukukun üstünlüğü” tartışmaları nasıl başladı?

“Hukukun üstünlüğü koşulu”, ilk olarak Avrupa Komisyonu eski Başkanı Jean-Claude Juncker ve Bütçe eski Komisyoneri Günther Oettinger tarafından 2018 yılında gündeme getirildi. 2021’den itibaren kullanılacak bütçenin planlanması için ön çalışmalar yapan Juncker Komisyonu, AB’nin “illiberal demokrasileri” olarak nitelendirilen Polonya ve Macaristan’ın temel AB ilkelerini zedelemelerine rağmen “net faydalanıcı ülkeler” olmalarına engel olmak için, üye ülkelere verilecek fonların “çeşitli ilkelere dayandırılması gerektiğini” öne sürmüştü. Polonya ve Macaristan ise bu fikre “Yasal bir norm oldukça net ve objektif olmalıdır, fonları ‘hukukun üstünlüğü’ temelli sağlamak kesinlikle net ve objektif değildir” diyerek bu fikre karşı çıkmıştı.

 

Komisyon eski Başkanı Juncker ve Bütçe Komisyoneri Oettinger

 

AB’nin 2021-2027 arasındaki bütçesini ve koronavirüs yardımlarını belirleme süreci ise Şubat ayında gerçekleştirilen Avrupa Konseyi zirvesiyle başlamıştı. Liderler, bu zirveden kayda değer bir sonuçla ayrılamazken bu durumun “bir sorun teşkil etmediğini” ve bütçe görüşmelerinin daha sonra hız kazanacağını söylemişti. Koronavirüs pandemisinin Avrupa’da hızla yayılmasının ardından AB üye ülkeleri ekonomik olarak büyük sorunlar yaşamaya başlamış, AB’nin kendilerine “yardım fonları sunması gerektiğini” dile getirmişti. Bunun üzerine aralarında AB bütçelerine büyük katkıları bulunan Almanya ve Fransa gibi ülkelerin de bulunduğu 13 ülke, Nisan ayının başında Birlik içindeki bazı ülkelerde hukukun üstünlüğü konusunda çeşitli endişeleri olduğunu dile getiren bir bildirge yayınlamıştı. Bildirge içeriğinde doğrudan bütçeyle alakalı ifadeler bulunmasa da içinde Macaristan’ın da olduğu birçok ülkenin pandemiyle hızlı ve etkili bir şekilde mücadele için olağanüstü hal ilan etmesinin “tehlikeli olabileceği” ve kanunlar ile hukukun üstünlüğüne bağlı kalınması gerektiği vurgulanmıştı.

Temmuz zirvesinden “koşulluluk rejimi” çıktı

17-21 Temmuz arasında yapılan Avrupa Konseyi zirvesi, bütçe görüşmeleri konusunda çok sert tartışmaların yaşandığı ancak uzlaşıya yönelik en büyük adımların atıldığı bir gün olarak kayda geçti. Zirveden önce Macaristan Başbakanı Viktor Orbán, hukukun üstünlüğü ilkesinin bütçe görüşmelerine dahil edilmesi durumunda “yeni bir AB bütçesi olmayacağını” söyleyerek büyük tepki çekmişti. Orbán, “Bu tartışmayı şimdilik bir kenara bırakalım. Ekonomik problemlerimizi çözelim, ekonomilerimizi yeniden başlatalım, sonra bu tartışmaya devam edelim” demişti.

 

Alman lider Merkel, Fransa Cumhurbaşkanı Macron ve Konsey Başkanı Michel

 

Ancak Macar liderin bu ifadelerine ve Polonya’nın da hukukun üstünlüğü temelli fonlamaya yönelik sert tutumuna rağmen AB liderleri zirveden somut bir sonuçla ayrılmayı başarmıştı. Varılan anlaşmada bütçe ve yardım fonunun bir “koşulluluk rejimi” tarafından korunacağı ifade edildi.

Orbán ve Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki, zirveden sonra düzenledikleri ortak basın toplantısında hukukun üstünlüğü ilkesinin bütçe anlaşmasında çok soyut ve farklı yorumlanabilir bir şekilde yer almasını “zafer” olarak nitelemişti.

 


Macar Başbakan Orban ve Polonya Başbakanı Morawiecki

 

Diğer yanda ise fonun ilke temelli olmasını savunan ülkeler Orbán ve Morawiecki’ye rağmen bu düşünceyi anlaşmaya yerleştirmenin bir “zafer” olduğunu savunmuştu.

Parlamento mutsuz, von der Leyen çaresiz!

Zirvenin ardından Avrupa Parlamentosu’nda konuşan Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen, bütçe hakkında uzlaşıya varılması için “istenmeyen kesintiler” yapmak zorunda kaldıklarını söyledi ve bütçeyi “yutması acı bir hap” olarak betimledi. Von der Leyen, birçok programda “üzücü ve acı veren” kararlar almak zorunda kaldıklarını söyleyerek parlamenterlerin de “aynı şekilde hissettiklerini bildiğini” belirtti. Avrupa Parlamenterleri, bütçe hakkında oldukça sert eleştirilerde bulunurken kesintilerin “inanılmaz” ve “kabul edilemez” olduklarını vurguladı, hukukun üstünlüğü ilkesinin ise anlaşmadaki yerinin “çok soyut” olduğunu ve “etkili olacağının hiçbir garantisi olmadığını” belirtti.

Komisyon Başkanı Von der Leyen

 

Avrupa Parlamentosu, koronavirüs yardımları hakkında varılan anlaşmayı oylayamayacak, ancak yardımların bağlı olduğu bütçe, Avrupa Konseyi tarafından onaylandıktan sonra Parlamento’da oylanacak. Gerek kesintilerden gerekse “koşulluluk rejiminin” belirsizliğinden memnun olmayan parlamenterler anlaşma aleyhine oy kullanabilir.

“Birliğin Durumu” hukuk konusunda zayıfladı mı?

16 Eylül’de başkanlığının ilk “Birliğin Durumu” konuşmasını yapan von der Leyen, eleştirmenler tarafından konuşmasında hukukun üstünlüğü ve bütçe bağlantısı üzerinde yaşanan krize hiç değinmemesi, AB temel değerlerinin güncel durumu hakkında ise “hiçbir şey olmamış gibi” davranması yüzünden çok sert eleştirilmişti. Von der Leyen, konuşmasında Komisyon’un “AB tarihinde ilk kez” bir hukukun üstünlüğü raporu yayınlayacağını ve bu sayede “herhangi bir bozulma veya gerileme yaşanmasının engelleneceğini” belirtmişti. Ancak Rutgers Üniversitesi Öğretim Üyesi R. Daniel Kelemen, Komisyon Başkanı’nı “Ev yanarken ‘bozulma ve gerilemeyi engellemek’ anlamsız” ifadeleriyle oldukça sert bir şekilde eleştirmişti. Kelemen, ayrıca Von der Leyen’in göreve gelmeden önce Polonya ve Macaristan’la “daha az çatışan” bir tavır takınacağını söylediğini hatırlatmış, Komisyon Başkanı’nın söylemleri ve eylemleriyle “tam olarak bunu yaptığını” belirtmişti.

Avrupa Komisyonu’nun 30 Eylül’de yayınladığı ve “AB tarihinde bir ilk” olarak duyurduğu hukukun üstünlüğü raporu ise Von der Leyen’a yöneltilen eleştirilere hak verir nitelikteydi. Raporda Macaristan’da basın özgürlüğü, yolsuzlukla mücadele ve yargı bağımsızlığı hakkında “çok ciddi endişeler” olduğu ifade edilirken Polonya’da gerçekleştirilen adalet reformunun yine yargı bağımsızlığını tehlikeye attığı ve azınlıklar ile LGBT bireylerin haklarının ellerinden alındığı vurgulandı.


Komisyonerler Jourova ve Reynders

 

Ancak Adalet Komisyoneri Didier Reynders ve Değerler ve Şeffaflıktan Sorumlu Komisyoner ve Başkan Yardımcısı Vera Jourova’nın da ortak basın toplantılarında açıkça ifade ettiği şekilde Komisyon’un bu konularda üye ülkelere uygulayabileceği yaptırımlar oldukça kısıtlı.

“Taviz planı” tartışmaya rağmen olumlu bir hava yarattı

AB dönem başkanı olan Almanya, iki ülkeyle Birliğin kalanı arasında bir uzlaşma sağlanabilmesi için rapordan 2 gün önce – yani 28 Eylül’de – Avrupa Komisyonu’nun 2018 yılında ortaya attığı hukukun üstünlüğü ve bütçe arasındaki bağlantıyı görece zayıflatan bir “taviz planı” ortaya koydu. Planda Komisyon’un kullandığı ve yaptırım uygulanmasını sağlayacak çeşitli kalıpların yer almadığı görülürken yaptırımların onayı için öngörülen oylama metodunda da Polonya ve Macaristan lehine değişiklikler yapılması dikkat çekti. Almanya’nın bu adımı, bütçe ve ilkeler arasında sıkı bağlar olması gerektiğini savunan üye ülkeler ve Avrupa Parlamenterlerinin büyük tepkisini çekmişti, ancak Avrupa Parlamentosu’ndaki en kalabalık grup olan Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) Parlamento Grup Başkanı Manfred Weber, atılan adımı olumlu karşıladığını belirterek başta takındığı sert tavırda yumuşama olduğunu göstermişti. Bu gelişme ise net ve sert bir bütçe-ilke bağlantısı kurulmamasına rağmen her iki tarafın da uzlaşabileceği bir anlaşmanın ortaya çıkabileceği umudunu doğurmuştu.

EPP Avrupa Parlamentosu Grup Başkanı Weber

 

Planın ardından AB Konseyi (veya Bakanlar Konseyi) dönem başkanı Almanya’dan bir ekip ile bir grup Avrupa Parlamenteri bir araya gelerek 5 Kasım’da “tarihi” bir anlaşmaya vardı. Weber, anlaşmayı “Tüm Avrupalılar için tarihi nitelikte” ifadeleriyle yüceltirken birçok AB üyesi anlaşmanın 2018’de ortaya atılan plandan çok daha zayıf olduğunu ancak “hiç yoktan iyi” olduğunu ifade etmişti. Bakanlar Konseyi ve Avrupa Parlamenterleri arasında yapılan anlaşma, 9 Kasım’da netleşti ve üye ülke bakanlarının tartışmasına sunuldu. Ancak birçok kişi tarafından olumlu karşılanan anlaşma, Macaristan Adalet Bakanı Judit Varga tarafından “ideolojik bir şantaj aracı” ifadeleriyle eleştirildi. Varga, Avrupa’da devam eden salgın ve ekonomilerin kötüleşmesine rağmen Avrupa Parlamentosu’nun Macaristan’a “siyasi ve ideolojik şantaj yapmaktan vazgeçmediğini” söyleyerek anlaşmanın “kabul edilemeyeceğini” belirtmişti.

 

Zirveden hemen önce veto çağrıları arttı

Varga’nın sert eleştirilerinin ardından Başbakan Orbán da Avrupa Konseyi Başkanı Charles Michel’e bir mektup yollayarak bütçe ve yardım planlarının hukukun üstünlüğü ilkesine bağlı olması durumunda ülkesinin “açıkça ifade ettiği kriterlerle uyuşmayacağını”, böylelikle “anlaşmayı destekleyemeyeceğini” belirterek bütçe krizini yeni bir çıkmaza sürükledi. Bir diğer yanda ise üye ülkelerin AB İşleri bakanları 17 Kasım’da bir araya gelerek bütçe anlaşmasını onayladı ancak pandemi yardımları için AB’nin borçlanmasını sağlayacak “Öz Kaynaklar Kararı” (Own Resources Decision), üye ülkelerin bakanlarının tamamının onayını gerektirdiği için Polonya ve Macaristan’ın vetosuna takıldı.

 


Almanya AB İşleri Bakanı Michael Roth

 

Bütün bu yaşananlar, 19 Kasım Perşembe günü gerçekleştirilecek AB liderleri video konferansından hemen önce Polonya Başbakanı Morawiecki’nin “Avrupa oligarşisini” ve Brüksel yönetimini ülkesinde “kara propaganda yapmayla” suçlamasıyla birleşerek Birliği iyice zora soktu. Polonya Parlamentosu’nun alt kamarası Sejm’de konuşan Başbakan, hukukun üstünlüğü konusunun “AB’nin propaganda sopası” haline geldiğini iddia etti ve “bu yaklaşımı reddettiklerini” söyledi. Zirveden hemen önce konuşan bir başka lider ise Merkel olmuştu. Merkel, AB Konseyi ve Avrupa Parlamentosu ekipleri arasında şekillenen anlaşmanın “çok iyi ve dengeli bir taviz ürünü” olduğunu belirterek savunmuştu.

“Kasırganın gözü” Orbán’dan dinginlik sinyali!

Ancak tüm bu gelişmelere rağmen liderler, video konferansla gerçekleştirilen zirvede bütçe ve yardım planı hakkında görüşmekten adeta kaçınarak konuyu bir kez daha bilinmezliğe sürükledi. Olayların merkezindeki lider Orbán ise zirveden bir gün sonra Macar medyasına yaptığı açıklamalarda bütçe krizine çözümün “oldukça yakın” olabileceğine yönelik sinyaller verdi.

 

 

Orbán, krizin çözümü hakkında “Görüşmeler devam ettirilmeli, en sonunda bir anlaşmaya varacağız, bu işler genelde böyle yürüyor” dedi ancak çözümün “Polonya ve Macaristan için kabul edilebilir” olması gerektiğini savundu.

Uzlaşma sağlanamazsa ne olur?

AB Konseyi dönem başkanı Almanya’nın çabaları ve diğer liderler ile AB kurumlarının ısrarına rağmen herhangi bir uzlaşıya varılamaması durumunda AB için iki ihtimal öne çıkıyor. Fransa, en az 9 AB üye ülkesinin bir araya gelmesiyle başlatılabilen “geliştirilmiş iş birliği” prosedürünün devreye sokulabileceğini ifade ederken Hollanda, hükümetlerarası bir konferans ve buradan çıkacak bir anlaşmayla Polonya ve Macaristan’ın tamamen devre dışı bırakılabileceğini belirtiyor. Ancak her iki ülkenin de önerdiği yolların oldukça uzun zaman alabileceği ve istenilen sonuçları veremeyebileceği de ifade ediliyor.

Oğuzhan SABUNCU | Haber | EUROPolitika Dergisi Editör Yardımcısı