COVID-19 SALGINI GÖLGESİNDE AB VE DIŞ POLİTİKA SARMALI

 

AKADEMİK ANALİZ 

Virüs salgınından Akdeniz’deki gelişmelere kadar anlatılan tüm hususlar, küresel, bölgesel, ulusal ve yerel tüm birimleri yakından etkileyen, herkese ya da bazılarına dokunan bir özelliğe sahiptir. AB, bir yandan salgının yarattığı sektörel ve ekonomik krizlerle mücadele etmeye çalışırken, diğer yandan da dış politika ve güvenlik konularıyla ilgili hamlelerle bütünleşmenin yeniden sorgulandığı koşullara göğüs germeye çabalamaktadır. Avrupa’da milliyetçiliğin yükselme eğilimine girmesi ve bölgesel bütünleşmenin karşısına yeniden ulusallaşmanın çıkarılması, krizlerde uluslararası işbirliklerinin konumunu belirsizleştirme potansiyelini yansıtmaktadır.

 

İnsanlığın bugüne kadar deneyimlediği birçok talihsizlik, her çağın muhatabını olumsuzluğa sürüklemiştir. Bu çağın muhatapları da iş hayatının işleyişinden günlük alışkanlıkların akışına kadar olan geniş yelpazede covid salgını nedeniyle değişimler yaşamaktadırlar. Bir muhatap da Avrupa Birliği (AB)’dir. AB’nin başlarda salgın karşısında güçlü bir profil sergileyememesi kendi içinde oldukça eleştirilmiş, özellikle ekonomik maliyetler açısından nasıl bir reaksiyonun geliştirileceğinin netleştirilmesi zaman almıştır. AB için bu aslında doğal bir durumdur. Çünkü sağlık sektörü ya da sağlıkla ilgili işler devletlerin ya da ulusal hükümetlerin yönettiği bir alandır. Bir başka deyişle, sağlıkla ilgili kararların alınıp uygulanması devletlerin ve dolayısıyla ulusal hükümetlerin inisiyatifinde kalmıştır. Avrupa Komisyonu gibi AB kurumlarının salgınla mücadele için üye ülkeler arasında koordinasyonu sağlaması ve önerilerde bulunması doğaldır. Fakat üye ülkeler bunları kabul etme ya da reddetme lüksüne sahip olup, sektörel bütünlüğü ancak ortaklığı kabullenmeyle sağlayabileceklerdir. AB’nin İşleyişiyle İlgili Antlaşma’nın 168. Maddesi bu durumu açıkça tanımlamıştır. AB, bu antlaşmayla aslında üye ülkelerin ulusal politikalarını tamamlayıcı bir konumda tutulmuştur.[1] Bu bağlamda AB, “özel yetkinlik”, “paylaşılan yetkinlik” ve “destekleyici yetkinlik” olmak üzere temelde üç yetkinlik alanına sahiptir. İlkinde mutlak bir egemenliği vardır. Ticari ve uluslararası antlaşmalardaki yetkinliği buna karşılık gelmektedir. İkincisinde yetkinlik AB ve üye ülkeler arasında paylaşılmaktadır. Tarım sektörüyle ilgili konular ve tek pazarı ilgilendiren hususlar bu kapsamdadır. Üçüncüsünde ise üye ülkeler belirleyicidir. Sağlık konusu, ulusal düzeyden pek de ulus üstü kurumlara devredilmek istenmeyecek konular kapsamda değerlendirilmek durumundadır. İşin nihayetinde, bu seçeneklerden hangisinin belirleyici olacağı, ortak eylemde buluşulup buluşulamayacağı yine üye ülkelerin isteğine bağlıdır.[2] Hem salgın hem de diğer dış politika konuları kapsamında üye ülkelerden özellikle bir tanesinin istekleri, mevcut koşullarda oldukça belirleyicidir: Almanya.

AB’de dönem başkanlığının 1 Temmuz 2020 itibariyle Almanya’ya geçmesiyle birlikte Avrupa bütünleşmesi için yeni bir süreç başlamış oldu. “Birlikte, yeniden güçlü Avrupa” sloganıyla zihinlerde canlandırılabilecek olan bu süreçte Almanya, bir yandan önceki krizler ve son olarak da virüs salgını nedeniyle sarsılan AB ekonomisinin güçlendirilmesini, diğer yandan da AB içinde giderek zayıflayan sosyal dayanışmayı artırmayı temel hedefler olarak koydu. Virüs salgınıyla birlikte sağlık sektöründe Çin’e bağımlılığın fark edilmesi sonucunda, AB’nin sektörel egemenliği için çeşitli yatırımların yapılması önemsenmeye başladı. Nisan 2020’de AB bünyesinde oluşturulan “Avrupa Takımı (Team Europe)” bütünleşmenin virüs salgınına karşı adeta ilk somut eylemi oldu.[1] Avrupa Takımı kapsamında AB, üye ülkeler ve finans kuruluşları bir araya getirildi. Başta Afrika’dakiler olmak üzere, virüs salgını nedeniyle zorda kalan Avrupa Komşuluk Politikası ortakları, Doğu Ortaklığı ülkeleri ve diğer ülkelerin desteklenmesi planlandı. AB’nin sektörel egemenliği için çeşitli yatırımların yapılması dışında, daha önceki dönemlerden kalan sorunların çözümü de hedeflendi. Bu sorunların başında, üçüncü ülkelerle imzalanan serbest ticaret anlaşmalarının canlandırılması gelmektedir. Türkiye ile AB arasında gümrük birliği koşullarının revizyonu da ilgili bir sorun olarak çözülmeyi beklemektedir. Yine Almanya dönem başkanlığında Birleşik Krallık ile AB ilişkilerinin geleceğinin belirlenmesi ve Brexit Anlaşması’nın sonuçlanması beklenmektedir. Özellikle Suriye iç savaşıyla birlikte iyice büyüyen göç sorunu, Almanya’nın AB üyesi ülkelere bu konuda yük bindirmeme vaadiyle çözüme yaklaştırılmak istenmektedir.

Devamını okumak için bu linki tıklayın. 

 

 

Referanslar:

[1] “Team Europe” – Global EU Response to Covid-19 supporting partner countries and fragile populations, 11.04.2020, https://eeas.europa.eu/headquarters/headquarters-homepage/77470/%E2%80%9Cteam-europe%E2%80%9D-global-eu-response-covid-19-supporting-partner-countries-and-fragile-populations_en

[1] Consolidated version of the Treaty on the Functioning of the European Union – Part Three: Union Policies and Internal Actions – Title XIV: Public Health – Article 168 (ex Article 152 TEC), Official Journal 115, 09/05/2008 P. 0122 – 0124, https://eur-lex.europa.eu/legal-content/EN/TXT/?uri=CELEX%3A12008E168

[2] Nikolaj Nielsen, “Coronavirus: What EU can and can’t do,” EUObserver, 25.03.2020, https://euobserver.com/coronavirus/147865, Sezgin Mercan, “Virüs Salgınıyla Sınanan Avrupa Jeopolitiği,” 29.04.2020, https://21yyte.org/tr/koronavirus-salgini/virus-salginiyla-sinanan-avrupa-jeopolitigi