Fransa-İtalya Gerginliğinin Boyutları ve Çıkarımları

İlkay TÜRKEŞ’in Analizi

2016 Brexit süreci, Yunanistan ve benzer ekonomiyi paylaşan üye ülkelerin verdiği ağırlık ve sorunlar  ile birlikte “Avrupa’nın artık ‘Alman Birliği’ hegemonyasına dönüp dönmediği tartışmaları filizlendi.” derken,  yavaş yavaş birliğinde çatlamalar meydana gelen Avrupa Birliği, son zamanlarda kendi iç sorunlarına dönük şekilde politika belirlemeye çalışıyor. Fakat parçalanmanın ardı arkası kesilmiyor. Üstelik bu gelişmelerin Avrupa Parlamentosu seçimlerine de etkisi muhtemel.

Geçtiğimiz haftayı bayağı meşgul eden Fransa-İtalya sorunu buna bir örnek teşkil ediyor. Son gelişen olaylardan başlayarak geriye giden bir zaman çizelgesi yapsak öncelikle İtalya’daki 5 Yıldız Hareketi’nden (M5S) ve Emmanuel Macron’dan bahsetmemiz gerekecek. Gerginlik o denli yüksek bir boyuta ulaştı ki yazının son bölümünde, Macron’un reaksiyonunlarını yorumlama gereği de duydum. Boyutları ise sarı yelekliler, göçmen krizi ve Afrika’daki sömürü başlıklarına ayırmamız, olayın anlaşılması açısından net bir çerçeve sunacaktır.

Sarı Yelekliler: Krizde Son Nokta

İtalya Başbakan Yardımcısı Luigi Da Maio, Paris’te Sarı Yelekliler hareketinden bir grup ile görüşerek ‘sorunlarını’ dinleyince Macron tarafından “başka bir devletin içişlerine karışmak” ile suçlandı. Bir nevi egemenliği zedelediği vurgusunda bulundu. Bunun üzerine gelişen bir sonraki adım da nitekim, Fransa’nın büyükelçisini geri çağırarak durum hakkında değerlendirmelerde bulunmasını istemesi oldu. Diplomatik ilişkiler de bu yönden sarsılma boyutuna ulaştı ama tam olarak bir kesintiden söz edemeyiz. Dışişleri Bakanlığı ise “tahrik” değerlendirmesi yapmış ve bunu,  yabancı bir siyasi liderin provokasyonu olarak değerlendirmişti.

Maio’nun içte ve dışta muhalif bir siyaset yaptığını söylemek mümkün. Fransa’ya aşağıda bahsedeceğimiz konularda da çok kez çıkışlarda bulundu. Ortada Maio’nun kendisi hakkında “üst düzey olarak görülmediklerini” söylemesi üzerine Sarı Yelekliler’e -sırf bundan dolayı-  destek verme olasılığı var. Macron’un “cüzzamlı” benzetmesi de o çevre tarafından ağır bir itham olarak görülmüştür. Yani rasyonel çerçevede ilerlemeyen bir siyaset izleniyor desek de bu atılan muhalif adım, Macron’u istifaya çağıran kitlelere bir “dış destek” görevi yükledi. İçte ise son zamanlarda sıklıkla kullandığımız “popülizm” kavramını Maio ve bağlı bulunduğu hareket çok güzel kullanmakta.

Afrika’daki Sömürü

İtalyan siyasi lider Maio, geçtiğimiz ay Fransa’nın Afrika’da tarihten günümüze elinde bulundurduğu sömürgelere de dikkat çekerek, günümüzde egemen bulunmadığı bölgelerde dahi kültürel ve siyasi ağırlığını ortaya koyarak Fransa’nın asimilasyon politikası izlediğini söylemişti. Avrupa Birliği’nin gerekli yaptırımları sağlamak konusunda da yetersiz kaldığını düşünüyor.

Sömürge olmasa Fransa’nın ekonomisinin 15. Sıraya ilerleyeceğini iddia eden Maio’yu rahatsız eden şey; Akdeniz’de İtalya’nın üstünlük kuramaması olabilmektedir. Karşı karşıya geldiği rakip ama aynı zamanda “dost” olarak tanımlanan ülke Fransa ise tarihten gelen bu geleneğini sürdürüyor. Ancak tepkilerden de anlayacağımız şudur ki İtalya’nın bu çıkışları yaparak tüm gücü Fransa’nın elde toplamasına izin vermesine niyeti yok. İçte de desteği görmesi kendisine büyük bir artı kazandırıyor.

İtalya Başbakan Yardımcısı Luigi Di Maio’nun Fransa’yı Afrika’yı sömürmek ve göçü tetiklemekle suçlayan konuşmalarının ardından İtalya’nın Fransa Büyükelçisi Fransa Dışişleri Bakanlığı’na çağrılmıştı. Diplomatik ilişkiler zaten sektedeydi.

Göçmen Sorunu

Bu iki Avrupa devletinin arasında yaşadığı sorunun temelini oluşturan problem ise aslında tüm Avrupa ülkelerini muzdarip eden bir konu: Göçmenler.

Biliyoruz ki Avrupa coğrafyası göçmen almayı pek sevmeyen, bu noktada sorumluluk üstlenmekten kaçınan bir konumda. İtalya ise Fransa’ya işte tekrardan yüklenerek Afrika’da bahsettiğimiz sömürüden rahatsız olup kendilerine başka yurt arama girişimlerinde bulunan göçmenlere Fransa’nın sınır politikasını sertleştirerek karşı çıkmasını eleştirdi. Fransa kapılarını kapattı, “Geçirtmem.” diyecek kadar katı sınırlar çizdi ve misilleme denilebilecek bir şekilde durumu İtalya’nın üzerine yıktı aslında. Fransa’nın göçmen botlarına karşı bulunduğu tavır da kabul edilebilecek bir şey değildi. Ne uluslararası hukukta ne insan haklarında ne de BM’nin sınırları çerçevesinde izahı yapılacak bir savunma olamaz.

Maio AB’ye de dekolonizasyona katkı ve bu gibi göçmen karşıtı tavırlara karşı bir mekanizma geliştirmesini beklediğini her seferinde açıklıyor. M5S hareketi koalisyonda yer almadan önce de AB karşıtı tutum sergilediğini biliyorduk. Ortadaki durumlar, muhalefet yapması için ona daha rahat bir alan sağlıyor, böylece destekçileri ve oy verenler üzerinde de M5S’in sözünde durduğunu, şeffaf olduğunu ve dediğini yaptığı algısı oluşuyor.

Açıkçası göçmenlere karşı alınacak tedbir ve önlemler İtalya’yı da Akdeniz’de rahatlatır. Bu yüzden Maio’nun bu isteği salt göçmenler lehine değil, kendi ülke çıkarları için de gereklidir.

Avrupa Parlamentosu Seçimleri ve Stratejiler / Macron’un Reaksiyonları

Sorunlar silsilesi halinde devam eden Avrupa gündeminin bir diğer önemli başlığı elbette Mayıs 2019’da gerçekleşecek parlamento seçimleri.

Seçim öncesi bu kadar sorunun birarada yaşanması dezavantajken aynı zamanda akıllara başka bir soru geliyor: Acaba bazı kesimler için de avantaja dönüştürülüyor mu?

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi Maio ve hareketini destekleyenler son zamanlarda İtalya’nın eleştirilerinden muhtemelen memnun durumdalar ve bu memnuniyet seçimlere yansıyacaktır. Bu bir seçim stratejisi olarak da iyi işe yarıyor diyebiliriz.

Ama seçim stratejisine Maio’dan çok Macron’un ihtiyacı var. 2018’in sonlarından bu yana devam eden ve büyümekte olan bir tepki, Sarı Yelekliler’in istifaya çağırdığı bir Macron, dış siyasetinde Avrupa çevresinde ortak bulmakta zorlanan bir Fransa, ortak ordu gayesinin sonuçsuz ve gerçek dışı kaldığı bir politika ortada.

Bu da Macron’u “Nereden oy kazanabilirim?” sorusuna yöneltiyor. Bir parantez açmamız gerekirse, 1915 asılsız Ermeni iddiaları üzerinden Türkiye’ye yüklenmesi ve soykırım suçlamasında bulunması da ülkesinde, kendisine destek sağlayacak bir lobiyi elde tutma isteğinden geliyor.

Avrupa Parlamentosu bir yana iç politikada erken seçim de gündemdeyken Macron köşeye sıkışmış durumda. Verdiği tepkiler ve kullandığı üslup da ofansif ve sert oluyor. Aynı şekilde İtalya koalisyonuna “cüzzamlı” benzetmesi vb. tanımlarda bulunması gibi… Fransa’dan çok Macron üzerinden yürüyen bir Fransa var ve önümüzdeki dönemi sorunlarını en aza indirgeyecek şekilde atlatabilmesinin en önemli koşulu Sarı Yelekliler muhalefetine karşı oluşturacağı bir destek kitlesidir. Bir de İtalya’nın dıştan aleyhine destek vermesi işleri doğal olarak kızıştırdı, buna şaşırmamak gerekir.

Sonuç olarak özet halinde üzerinden geçecek olursak; önümüzde parçalanmış bir Avrupa var. Ne zaman, nerede ve ne şekilde toparlayabilir orasını analiz etmek, dinamik gündeminden dolayı çok zor. Kestirilemez ama bir süreç gerektirdiği noktasında hemfikirizdir. Ülkelerin arasındaki rekabet bitmedikçe çatışma da bitmeyecek. Rekabet sınırları çerçevesinde gerekli bir unsurdur ama bu boyut artık zarar veriyor. Fransa olsun İtalya olsun veya  başka bir Avrupa ülkesinin de kendi içinde bile derin sorunlarla karşı karşıyayken, sıfır sorunlu bir diplomasi yürütmek hayli zor. Neredeyse her alanda büyük bir Brexit baskısı mevcut. Bu da yıpranma sürecini hızlandırıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir