Genel Seçimler Sonrası Yunan Siyasetine Bakış

Ali İzzet Keçeci – EUROPolitika Dergisi Editör Ekibi

Erken genel seçimlerin yapıldığı 7 Temmuz 2019 tarihi şüphesiz Yunan siyasetini takip edenler için yeni bir milat oldu. Öyle ki; ekonomik kriz başta olmak üzere bölgede yaşanan ve son elli yılın en büyük mülteci krizi olarak nitelenen Suriyeli mülteciler meselesine, AB ile yaşanan borç/alacak krizinden, doğu Akdeniz de yaşanan sondaj krizine ve en nihayetinde Makedonya ile yaşanan isim meselesine kadar pek çok mesele ile mücadele eden ve görece başarı gösteren Syriza iktidarı kaybetti. Yunan siyasetinin iki ana aktöründen biri olan ve kökleri Venizelos’a[1] kadar dayanan merkez sağ Yeni Demokrasi ve onun kendisi genç soyadı eski lideri Kiryakos Miçotakis başbakanlık görevini Aleksis Çipras’tan devralarak yeni bir dönemi başlattı. Aslında başlayan yeni dönem bir önceki dönemin devraldığı enkazın en başta gelen sorumlularından olmakla birlikte, beklenti ve talepleri karşılamada elinden geleni yapsa da tam olarak başarı sağlayamayan Syriza hükumeti iktidarı kaybedeceğinin sinyalini çok önceden vermeye başlamıştı. Mayıs 2019 tarihinde gerçekleşen Avrupa Parlamentosu seçimlerinin sonuçlarına bakıldığında Syriza’nın güç kaybettiği ve Yeni Demokrasi’nin güçlendiği görülmekteydi. Peki son beş yılda birden çok kez erken genel seçime giden Yunanistan’da bu siyasi tabloyu hangi politik hamleler ve gelişmeler hazırladı.

Yunanistan’ın özellikle ekonomik olarak zor günler geçirdiği 2011-2015 arası dönemde sürekli koalisyon hükümeti değiştirmesi ve AB ekonomi politikaları yada dayatmaları ile sürekli siyasi krize girmesi, Yunan siyasetinde yeni bir çıkış yolu aranmasına yol açmıştı. Bu süreçte siyasi yelpazenin solunda duran ve aldığı sembolik oy ve sandalye sayıları ile mecliste temsil edilen Syriza bir anda kurtarıcı olarak görüldü ve Ocak 2015 seçimlerinde özellikle Pasok karşısında ezici ve Yeni Demokrasi karşısında da ciddi bir oy oranıyla iktidara geldi. Yunan siyasetinin bir cilvesi olsa gerek tek başına iktidar için gerekli olan milletvekili sayısını sadece iki üye ile kaçıran[2] Syriza mecburen koalisyon yoluna gitmişti. Geçen dört yıl içerisinde yenilenen seçimlerle birlikte koalisyon ortağı değişikliğine de giden Syriza uğraştığı ekonomik program ve hamlelerin yanı sıra birde ciddi bir mülteci akını ile mücadele etmiş ve görece olarak başarılı olmuştu. Yunanistan’da yaşanan ekonomik ve siyasi sıkıntıların en temel sorumlularından olan merkez siyasetçiler seçmenden aldıkları dersle bir süreliğine de olsa kendi köşelerine çekilirken “Yunan Siyasetinde Metal Yorgunluğu” olarak nitelediğim ve ülkenin köklü siyasi partilerini ya meclis dışı bırakan yada muhalefete mahkum eden seçim süreci çok ciddi sonuçlar doğurmuştu.

Ancak gelinen noktada Temmuz 2019 da gerçekleşen erken genel seçimler önceki yıllardan daha farklı bir altyapı ile halkın karşısına çıkmıştı. Makedonya Fyrom ile uzun yıllardır süren isim meselesi, iki ülke arasında bir kriz olmaktan çıkıp tüm bölgeyi ve uluslararası kuruluşları da ilgilendirir hale gelmişti. Nitekim eski Yunan politikacıların bırakın adım atmayı iç politikada aleyhlerine işleyeceği ve oy kaybettireceği endişesi ile ağızlarına dahi almadıkları bu meseleyi tüm itirazlara rağmen en akılcı ve uluslararası hukuka uygun bir şekilde çözmesi de Çipras’ın siyasi karnesine altın harflerle yazılmış olmasına rağmen Syriza hanesine oy kaybı olarak yansımıştı.

Öyle ki; Bu meseleyi çözmekle, bölgede iki ülkenin birbirine sürekli olarak engeller çıkardığı uluslararası örgütlerde, artık bölgesel olarak müttefik dahi olabilecek bu iki ülke dünyada var olan benzeri meselelerin çözümü açısından da güzel bir örnek olmuşlardı.

Ancak iç politikada ciddi bir muhalefet ve milliyetçi bir söylemle karşılaşan Çipras hükümeti bu noktada üzerine gelen eleştirileri bertaraf etmekte yeterli olamadığı gibi, bu konunun barışçı bir şekilde çözülmesinin kıymetini de tam olarak halka anlatamadı. Her ne kadar seçim sürecinde özellikle doğu Akdeniz sondaj çalışmaları konusunda Türkiye’ye dönük milliyetçi bir dil kullansa da, Çipras ve Syriza’nın özellikle sağ muhafazakar ve milliyetçi seçmen kadar, kendi tabanında da olumsuz bir imaja büründüğü artık görülmekteydi. Nitekim zamanından erken sandığa giden Yunan halkı 300 sandalyeli parlamentoda 158 sandalyeyi Yeni Demokrasi’ye vererek tek başına iktidar olmasını sağladı ve son on yılını koalisyon hükümetleri ile geçiren Yunanistan yeniden tek başına iktidar ile tanıştı. Peki Syriza’nın oy kaybı ve Yeni Demokrasi’nin yeniden iktidara gelişini “Yunan Siyasetinde Metal Yorgunluğu Geçti mi?” şeklinde değerlendirebilir miyiz.

Hakikat şu ki; merkez partilerin tamamen siyasal hayattan kopması ve yok olması beklenmiyordu ancak üst üste seçim kazanan Syriza’nın görece başarılı oluşu ve uluslararası meselelerde de çözüm odaklı yaklaşımı en azından bir süre daha merkez partilerin iktidarı en azından tek başına iktidarı hayal etmeleri anlamına gelecekti. Fakat AB merkezli ekonomik kemer sıkma politikaları ve bu politikalarda ısrar, akabinde gelen milliyetçi eylem ve söylemlere Syriza’nın tam olarak göğüs gerememesi ve kendini anlatmaması bu geri dönüşü hızlandırdı. Ayrıca geleneksel bir yapıya sahip olan Yunan siyasi hayatının bir anda tamamen farklı bir siyasi anlayışa geçeceğini düşünmek hiçte akıllıca olmazdı, tabii olarak merkez partilerin muhalefetinde gerçekleşecek bir seçim süreci anılan gerekçelerle birleşince Yeni Demokrasi’nin tek başına iktidarı da gerçekleşmiş oldu.

Syriza’nın oy kaybında bir diğer önemli etkende, Çipras hükümetlerinin ilk Maliye Bakanı olarak tarihe geçen Yannis Varoufakis’in kurmuş olduğu MeRA25’in %3 lük seçim barajını aşarak parlamentoda 9 sandalye ile temsil edilmesi oldu. Çipras’ın mali politikalarında önemli bir isim olan Varoufakis’in bu denli varlık göstermesi ve meclise girmesi sürpriz olmakla birlikte Syriza seçmeninden kopardığı kitle ile karşı tarafa ciddi bir kayıp yaşatmasının bedeli Syriza için ağır oldu.

KINAL ismiyle seçimlere giren eski merkez sol Pasok ise yine istenilen varlığı gösteremedi ve %8.3 lük oy oranıyla 22 sandalye kazandı. Altın Şafak isimli aşırı sağcı ve ırkçı partinin baraja takılması sebebiyle meclise girememesi ülkede yaşanan milliyetçiliğin bir nebze olsun merkez sağ siyasette temsil edilecek noktaya geldiğini ispatlaması açısından umut verici olmuştur.

Yeni oluşan Yunan parlamentosunda ana muhalefet Syriza karşısında ciddi bir iktidar sınavı verecek olan Yeni Demokrasi, sadece mecliste yer alan muhalefete değil kendine oy veren ve umutla bekleyen seçmen kitlesine karşıda ciddi bir sorumluluk içerisinde olduğunun farkında olduğunu ilk günden hissetti. Nitekim yeni Başbakan Kiryakos Miçotakis ilk beyanatında; işsizlikle mücadele, büyüme rakamlarında artış ve vergi düzenlemesi gibi insanların cebini rahatlatacak düzenlemelere temas etti.

Ekonomik göstergeler ve ülke içindeki siyasi atmosfer her ne kadar Syriza’nın iktidara geldiği 2015 yılı Ocak ayı kadar karanlık bir durumda olmasa da yine de Miçotakis yönetimini zorlu bir süreç ve sabır gerektiren günler bekliyor. Köklü bir siyasi geleneği yeniden iktidara taşıyarak “Yunan Siyasetinde Metal Yorgunluğu” nu atan Miçotakis babası Konstantin Miçotakis gibi adını tarihe yazdıran bir lider olacak mı? Onu hep beraber bekleyip göreceğiz.

[1] Miçotakis ailesi ülkenin eski Başbakanlarından Elefterios Venizelos ile akrabadır.

[2] Yunan parlamentosunda 300 üye bulunduğundan dolayı tek başına iktidar için en az 151 sandalye kazanmak gerekmektedir, Syriza Ocak 2015 seçimlerinde 149 sandalye kazanarak kıl payı tek başına iktidarı kaybetmiştir.

Görsel Kaynağı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir