Macron AB’yi değiştirme sözü vermişti – ancak bu şansını kaybetmiş olabilir

Başkan’ın diplomatik hataları ve Fransa’nın Alman ittifakına aşırı bağlılığı Avrupa’da muhalefet yarattı.

Shahin Vallée*

Geçen haftaki Brexit hakkında Avrupa Birliği zirvesi, Avrupa’da Emmanuel Macron’un kendisini son derece dışlanmış bulması  benzersiz bir vaka gibi gözükmüş olabilir. Daha doğrusu, Fransa Cumhurbaşkanı’nın Avrupa stratejisini sorunların derinine inerek yeniden düşünmesi gerektiğinin son kanıtıydı. İki yıl önce Macron Fransa ve Avrupa’yı bir fırtınadan aldı. İlk defa, güvenilir bir şekilde AB yanlısı bir platformda seçilmişti. Bu, AB’de imkan dahilinde köklü değişikliklere kapı açtı.

İngiltere’nin ayrılma oyu, transatlantik finansal kriz sonrası ve AB anayasa projesindeki başarısız 2005 Fransız ve Hollanda’nın referandumlarının ardından, kurumsal reformların gerekli olduğunu açıkça ortaya koymuştu. Radikal konuşmalarda, Macron cesur bir vizyon ortaya koydu. Ama şimdi bu tutku azaldı ve birçok umut yok oldu. Macron’un Avrupa stratejisi bünyesinde önemli hatalar bulunduruyordu ve bunu ortaya koymaya çalışırken hatalar yaptı.

Fransız diplomatik geleneği doğrultusunda, Macron, Avrupa’yı geri döndürmenin anahtarının, Fransa-Alman ilişkisine öncelik vermek ve baştan başlamak olduğunu düşünüyordu. AB mali kurallarının yetersiz kaldığı ve karşılanması imkansız olduğu halde mali dürüstlük ve ekonomik reformlar için bir sorumluluğu olduğunu kanıtlamaya çalıştı (Fransa bu yıl% 3’lük bütçe açığı kuralını ihlal edecek), ancak Alman şüpheciliğinin üstesinden gelmesi imkansızdı. Fransız-Alman iki taraflılığını saplantılı hale getirmek aldatıcıydı çünkü son on yılda hem Almanya’da hem de Avrupa’da meydana gelen köklü değişiklikleri görmezden gelmişti.

Bir Avrupa stratejisinin, Alman Şansölyesi ile bir anlaşmayı güvence altına almakla sınırlandırılması, Avrupa müzakerelerinin yalnızca Chefsache (patronun yetki alanı) olduğu inancına dayanıyordu. Fransa’nın merkezi başkanlık sisteminde yer etmiş bir güç ve etki anlayışını yansıtıyordu. Bununla birlikte, Almanya’nın siyasi kültürü parti koalisyonlarına dayanmakta ve sendikalara, iş liderlerine, düşünce kuruluşlarına ve sivil halka merkezi bir rol vermektedir. Merkel’in ihtiyatlılığını bir kenara bıraksanız bile, Alman fikir biçimlendiricilerin sevk ettirmesi olmadan Almanya’nın konfor bölgesi dışında kendi başına bir sıçrama yapma şansı yoktu. Ancak Macron, onları ikna etmek şöyle dursun, onlarla sıkı bağlar kurmak konusunda başarıya ulaşamadı. Macron, Franco-Alman anlaşmalarını güvence altına aldığında, seri bir şekilde AB’nin geri kalanının muhalefeti ile karşı karşıya kaldılar. Kağıt üzerinde bir avro bölgesi bütçesine karar verilmesi ve makroekonomik istikrara doğru ilerlemek (Haziran 2018, Fransız-Alman Meseberg beyanı) diplomatik kahramanlık kabul edildi. Ancak hiçbir zaman Avrupa Konseyi tarafından kabul edilmedi. Bu bölüm, euro krizinin, AB genişlemesinin ve Brexit’in Avrupa’nın iç dinamiklerini nasıl derinlemesine değiştirdiğini ve diğerlerini bir araya getiren Fransız-Alman ittifakı fikrini nasıl alt üst ettiğini anlatıyor.

Bloğun içinde yeni koalisyonlar ortaya çıkarken (Vişegrad Grubu: dört Orta Avrupa ülkesinin oluşturduğu bölgesel ortaklık ve Hollanda tarafından başlatılan Hansa Birliği), Macron kendi gruplaşmasını örgütlemede başarısız oldu. Avrupa siyasetinin temelde uluslar ötesi hale geldiği gerçekliğine cevap vermedi. Macron’un En Marche! adlı siyasi hareketinin “ Avrupalılaşma” vaadine  yoğun ilgi gösterilse de, Almanya’nın AB siyasetinin üzerindeki hakimiyetini sarsabilecek gerçek bir tarafsızlık ve sınır ötesi bir ittifak pahasına defalarca ikili müzakerelere sıkışıp kaldı.

Ağustos 2017 yılında yaptığı Orta Avrupa gezisi, yurt dışında görevli çalışanlar için AB kurallarında kozmetik değişiklikler yapma planlarını kabul etmek üzere farklı hükümetleri kazanmaya odaklanmıştı. Ancak liberal siyasi güçlerle sağlam ilişkiler kurmak için çok az çaba sarf edildi. İtalya’nın travmatik Mart 2018 seçimlerinden sonra Macron, marjinalleşmiş eski İtalya başbakanı Matteo Renzi’nin kilit bir muhatap olduğunu düşünmeye devam etti ve Cumhurbaşkanı Sergio Mattarella’nın aşırı sağ League Partisi’ni dışlayacak bir koalisyon kurma çağrısını destekleme konusunda çuvalladı ve Fransa’ya çok daha güvenilir bir ortak önerdi.

İspanya’da, her yenilikçi ve Avrupa yanlısı güçle konuşuyormuş gibi davranırken, En Marche! Başbakan Pedro Sánchez ve Sosyalist partisini  müttefiklere dönüştürmek yerine, merkez sağ Ciudadanos ile özel bir ilişki kurdu.

Macron nihayet 28 ülkede yayınlanan “rönesans” çağrısı ile geçen ay Avrupa vatandaşlarına ulaşmaya karar verdiğinde artık çok geçti. Avrupa’nın liderleri onun samimiyetine olan güvenlerini kaybetti, yurttaşları yoluna devam etti ve partileri bağlılıklarını sağlamlaştırdı.

Tüm bunlar, yaklaşmakta olan AB seçimlerinin 2017’de görmeyi umduğumuz değişikliği getirmeyeceği anlamına geliyor. Macron’un Avrupa parlamentosundaki merkezci ve liberal gruba katılmaktan başka çaresi yok. Bir zamanlar değişimin umut ışığı olan başkan, Avrupa’da bir statüko yönetiminde küçük bir koalisyon ortağına dönüşme riski taşıyor.

Ulus ötesi politikayı canı gönülden sahiplendiyse, Avrupa halkıyla  bağlanmış ve yenilenme çağrısını dışa aktarmak için zaman harcamış olsaydı, bu hatalardan kaçınılabilirdi. Ancak bu, düz ve aşağıdan-yukarıya siyasette samimi bir inanç gerektirecekti.

Macron, Avrupa’da  liderlik pozisyonunu sağlamlaştırma şansını kaçırdı ve güvenilir bir değişim öznesi olarak görüldü. Daha önce Franco-Alman ilişkisinde bazı anlaşmazlıkları kabul etseydi, örneğin Avrupa mali kurallarına meydan okuyarak ya da tartışmalı Kuzey Akım 2 gaz boru hattını Rusya’dan ötürü bloke etseydi bunlar başına gelmezdi (bu hareket ona Güney ve Doğu Avrupa’da büyük destek kazandıracaktı ). ABD ile gümrük safında yer alarak Almanya’ya arka çıkmayı ve skandal dolu otomobil endüstrisini desteklemeyi reddederek hala yakalayabileceği bir fırsat var. Yine de bir dönüm noktası olabilir.

Bu zamana dek, Macron’un yanlış odağı olan karşılıklı çıkarların algılanması dönüşüm gündeminin önüne geçti. Bu ona ve Avrupa projesine çok pahalıya mal oldu. Stratejisini yenilemesi gerekiyor.

*Shahin Vallée, Fransız bir ekonomist ve Emmanuel Macron ekonomi bakanı iken ona danışmanlık yapmıştır.

Haber Çevirisi – Şevval KOÇAK (EuroPolitika Dergisi Araştırma Ekibi)

Kaynak:

https://www.theguardian.com/commentisfree/2019/apr/17/macron-change-european-union-president-france-german

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir