Nedir Bu Katı Sınırla İlgili Problem?

Bu devleti kuranlar Kuzey’in olmazsa olmaz farkını tanımanın ödemeye değer bir bedel olduğunu düşünüyorlardı.

Yazar Michael O’Loughlin’in The Irish Times’taki yazısından:

Biraz paranoyak göründüğüm için beni bağışlayın ancak Fine Gael ve Sinn Féin’den medyanın bir çok bölümüne herkes inatla “İrlanda adasında katı bir sınır yok” fikrini kabul ettirmeye çalışırken, ortak fikir kokusu almaya başladım.

Diplomatlarımız ve yetkililer, alıcının pişmanlık belirtileri ortaya çıkmaya başlasa bile fikri, dostumuz olan Avrupalılara sattıkları için kendileriyle gurur duyuyorlar. Fakat bu tuhaf birleşmiş yaklaşımdan şüphe duymaya hakkım olduğunu düşünüyorum. Üzücü olan gerçek şu ki; İrlanda, ortak fikir ve mevcut durumu bozmamanın varoluşsal bir ilke olduğu yer ve bunun için ızdırap çekmiş bir ülke. Öyleyse, sınır sorunu ile ilgili gerçeklere bir kez daha bakalım ve imkansız olanı düşünmeye çalışalım çünkü akla gelmedik olan yakında politik gerçekliğe karşılık gelebilir. Avrupa Komisyonu, bizi anlaşmasız bir Brexit’in sonuçlarının katı bir sınır olduğu konusunda şüphesiz terk etti. Yumuşak sınırı zorlayan politikacıların tüm motivasyon yollarını gayet iyi anlıyorum. Fakat gerçek şu ki; neredeyse bir asır önce, çoğumuz bölünmeyi kabul ettik ve Kuzey İrlanda’yı kusurlu ve minimal duruma gelmiş olduğu için kağıt üstündense bir çeşit bağımsızlık karşılığında gerçekte muhafaza edebilmek adına ödenmesi gereken bir bedel olduğu kararını verdik. 1998 yılında ki fırsatı değerlendirdiğimiz de yüzde 94’ümüz toprak hakkı talebini kaldırmak ve onun yerine ‘istek’ sözcüğü ile değiştirmek için oy verdi. Önemli olan nokta; insanlar ve onların kültürü, topraktaki sınırlar değil. 1920’ler den beri Kuzey İrlanda politik ve kültürel açıdan Cumhuriyet’ten uzaklaşmaktadır  ve şu an ki kaderi Büyük Britanya ile bağlantılı. Politikacılar her ne tür bahane ileri sürerse sürsün Birleşik Krallık bir yolunu bulup Avrupa Birliği’nde kalmaya karar verse bile, gerçekte ayrılık büyümeye devam edecek ve biz Avrupalı oldukça Birleşik Krallık daha da…, eh, tam olarak hiç kimse ne olduğunu bilmiyor. Bu alışılmadık bir durum değil. 20. yüzyıl Avrupası’ nda on milyonlarca insan; Polonyalılar, Almanlar, Ruslar yerlerinden edilmiş ve bölünmelere ve çok katı sınırlara maruz kalmışlardır. Sıra dışı bir durumda olduğumuzu ve bir şekilde adayı asıl saygın haline geri döndürebilmeyi düşünmemiz bir tür ada psikozu mu?

Kuzeyle sınır ciddi ve zahmetli çünkü adanın yerleşik halkını çağrıştırıyor. Bölünme sonrası, doğumda ayrılan ve farklı ailelerde yetişen çocuklar gibi ayrı yönlerde gelişme gösterdik. İki eğitim sistemi çocukların zihnini farklı yollarla şekillendirdi. Ancak en önemlisi, her ne kadar kusurlu ve en nihayetinde yıkıcı olursa olsun  bağımsız bir devlet olması, içinde doğmuş olan birçok insan içindi ve İrlandalı kimliğimizde belli bir olgunluğa yol açtı. Örneğin; Kuzey’in hala silahlanmaya devam ettiği göz önünde bulundurulduğunda, İngilizce ile tam anlamıyla sıra dışı bir şekilde bir arada yaşaması halinde İrlanda dili, rahat bir yere yerleşmiş demektir. Devleti elinde tutmak, bazı milliyetçilik biçimlerini anlamsızlaştırdı. Hal böyle olunca “tabi devlet” olma konusunda hiçbir sıkıntı olmaksızın Avrupa topluluğuna katılmak için kültürel bir özgüvene sahip olduk.

 Zihinsel Ayrılık

Kuzey bildiğimiz gibi başka bir hikaye. Elbette, resmi olarak, orada bir tür ittifak olduğunu iddia etmeye devam ettik. Şimdi bile, oldukça tuhaf bir şekilde, Sanat Konseyi gibi kurumlar Kuzeyden insanlara ve kurumlara bu ülkenin bir parçasıymış gibi davranmaya devam ediyor(zar zor karşılık bulan bir yaklaşım). Fakat son yüz yıldır büyüyen ve 1970’ler de hız kazanan zihinsel boşluk var. 1970’ler de Kuzeyli birçok öğrenciyle beraber Trinity Üniversitesi’ne katıldım, ancak Kuzey İrlanda’daki durum hakkında onlarla konuştuğumu neredeyse hiç hatırlamıyorum. Bu olay, o dönemlerde orada öğrenci olan Susan McKay tarafından da belgelenmiştir. Kuzey, New York, Paris ve en önemlisi Londra’dan daha uzakta ve yabancı hissediyordu. Devletin başından beri Britanya ile olan ilişkisi Kuzeyle olan ilişkisinden çok daha önemliydi çünkü bir çok hususta oldukça ona bağlıyız. Sadece ihracatımız için bir pazar ve Avrupa ithalatına yönelik bir kara köprüsü değil, her şeyin ötesinde insanlar için alternatif bir yaşam. Son yüzyılda İrlanda halkı Birleşik Krallığa geri döndü ve birçoğu orada yaşamını sürdürüyor. Yere göğe sığmayan tarafsızlığımıza rağmen İkinci Dünya Savaşı boyunca çeyrek milyon İrlanda halkı Birleşik Krallığa taşındı. Bombardıman ve savaş koşullarına göğüs gererek birçoğu da babamın yaptığı gibi İngiliz silahlı kuvvetlerine katıldı.

Britanya’ya olan bu bağımlılık, İrlandalı olma hususunu şüphesiz amatörlük olarak düşünmeme yol açtı. 1980’ler de çalışırken bana yabancı olarak davranmamaları beni her zaman şaşırtırdı. Fakat bu iyicil değildi: Onlardan önceki kanıtlara dayanarak, birçok İrlandalı için İrlanda’nın gerçek bir ülkeden daha ziyade bir uğraş olduğu olduğu sonucuna vardılar ve bu konuda onları suçlamak zor.Bu nedenle Brexit, kısa süreli sorunlara rağmen, sonunda İngiltere ile olan ilişkiyi koparacağından bizim için iyi bir şey.

Bu devleti kuranlar Kuzey’in olmazsa olmaz farkını tanımanın ödemeye değer bir bedel olduğunu düşünüyorlardı. Hala da öyle.

(Michael O’Loughlin; şair ve yorumcu)

Kaynak: https://www.irishtimes.com/opinion/what-is-the-problem-with-a-hard-border-1.3766976

Yazı Çevirisi – Şevval KOÇAK (EuroPolitika Araştırma Ekibi)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir