Obama Dönemi ABD – Birleşik Krallık İlişkileri

Yusuf ERTUĞRAL

Giriş

1962 yılında ABD’nin emekli Dışişleri Bakanı Dean Acheson, West Point’te ABD subaylarına yaptığı konuşmasında: “Büyük Britanya, imparatorluğu yitirdi ve kendisine henüz bir rol edinemedi.” Devam eden konuşmasında: “Avrupa’dan ayrı bir güç rolü oynama girişimi-ki bu rolün, ABD ile ‘özel bir ilişki’ ve siyasi bir yapısı olmayan ‘İngiliz Milletler Topluluğu’nun’ başında olmak bir temeli olacak- hâlihazırda tükenmek üzere.” [1]

Acheson’un söz konusu bu konuşmasında Birleşik Krallık’a Avrupa’dan ayrı bir “güç rolü oynamak” konusundaki uyarısı, Birleşik Krallığın mevcutta çok istekli olarak önemsedikleri bir rol değildi. Bununla birlikte, Birleşik Krallık, Avrupa’nın jeopolitiğine dair ABD’nin angajmanında ve AB’nin gelişiminde önemli rol oynadılar.  [2]

Acheson’un konuşması, Birleşik Krallıkta bazı eleştiri oklarına maruz kalmıştı. Bu eleştirinin en önemli sebeplerinden biri Avrupa’nın bir parçası olarak yaşanacak kaçınılmaz zorluklara maruz kalınacağının işareti olmasıydı. Ekonomik çıkarlar, Birleşik Krallık’ın Avrupa’yı şekillendiren ABD ve Avrupa kaynaklı kararlardan dışlanmasının doğurduğu jeopolitik kaygıların birleştiğinde, Birleşik Krallığın, o dönemdeki ismi Avrupa Ekonomik Topluluğu’na  (AET) üyelik arayışlarına yönlendirdi. Bu zorunlu yaklaşım ise her zaman Birleşik Krallık’tan bu günümüze Avrupa Şüpheciliği ve çekimserlik hâkim olmuştur.[3]

Beyaz Saray arda arda gelen yönetimler, Britanya hükümet başkanlarıyla yakın ilişkiler geliştirmeye çabalamışlardır. Fakat bu ilişkiler, ABD başkanlarının birçoğunun rutin olarak Avrupa liderleriyle sürdürdüğü ilişkilerdi ve her zaman için uyumlu bir süreçle sonuçlanmamıştır.[4]

Britanya’nın 1945 yılından beri ‘Büyük Güç’ olma iddiasında temellendirdiği iki önemli adım bulunmaktadır. ABD ve AB’den kopma beklentisi. Birleşik Krallık için, Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri ‘daimi müttefikleri’ arasındaki stratejik yörünge, sadece düşüş için bir ortak seçimdir.[5] Büyük Britanya için stratejik fırsat, ötesindeki dünyayla tarihi ve modern ağlar yoluyla Batı’dan ayrı bir ders çıkartmakta yatmaktadır. William Hague’nın ifade ettiği üzere; mevcut durum, Birleşik Krallık’ın ‘Avrupa ve Kuzey Amerika dışındaki birçok milletle olan tarihi bağları’ nın[6] önemli avantajlarından yararlanmak suretiyle “küresel erişim ve etkimizi artıracak” iddialı bir yanıt verilmesi gerekliliğini işaret etmektedir.[7]

Nitekim ‘Büyük Güç’ olma iddiasında temellendirdiği iki önemli adımdan biri Haziran 2016’daki referandum sonucunda İngiliz halkı’nın Avrupa Birliği’nden ayrılmadan yana oy kullanmasıyla ABD’nin en yakın müttefiki ve AB’nin en büyük ülkelerinden birisi olmasının yanında NATO’nun da öncü bir üyesi olarak Birleşik Krallık transatlantik ilişkilerde ciddi bir etki oluşumunu tetikleyerek söz konusu birinci adımı atmıştır.

ABD’nin “eksenini” Doğu Asya’ya çevirmesi küresel gücünün azaldığına dair revizyonist güçler tarafından manipüle edilerek dünya kamuoyunda kaygıların doğmasına ortam oluşturmuştur Söz konusu kaygıların en başında son yetmiş yıldan bu yana ABD ve Avrupa’nın oluşturduğu küresel kurumların yol olacağı endişesidir.[8]

Bu makale çalışmasında ABD’nin dış politika “eksenini Asya – Pasifik’e çevrildiğini dikkate alarak Avrupa’da oluşan güç boşluğu karşısında 2003 Irak savaşından bu yana gerginleşmeye başlayan ve ama gün yüzüne çıkmamış ABD – Birleşik Krallık ilişkilerinin Obama döneminde görünür olmaya başlayan fikir ayrılıkların neler olduğu araştırılacaktır. En önemlisi bu fikir ayrılıkların ve gerginliklerin ardında Birleşik Krallığın yenide ‘Büyük Güç’ olma iddiasının mı yattığı sorusana yanıt aranacaktır.

  1. Dünya Savaşı Sonrası Büyük Britanya’nın Güç Dengesinin Kayması

Londra, 1812 Amerikan Bağımsızlık Savaşının ardından eski kolonisini bırakarak 1880 yılların başında iddialı ve büyüyen Washington karşısında yenilgisini kabul etmiştir. İngiltere, ekonomik egemenliğini kaybettikten sonra iyi diplomasi ve akıllı bir stratejik bakış açısının birleşimi sayesinde dünyanın lider gücü pozisyonunu onlarca yıl sürdürmüştür. Londra, güç dengesinin kaydığı fark ettiğin de, etkisi yıllarca sürecek kritik bir karar almıştır: Amerika’yla yarışmak yerine, kendini onun yükselişine uyarlamaya seçmiştir.[9]

İngiltere, Akıllı bir stratejik çözüm olarak bunun yerine Birleşik Devletleri’nin yükselişini engellemeyi denemiş olsaydı, Londra diğer kritik cephelere dikkatini vermeyecekti.[10] İngiltere için esas kırılma noktası II. Dünya Savaşı olmuştur. Müttefiklerin ekonomik maliyetlerinin çoğunu Amerika ödemiş kayıplarının çoğunu Rusya vermiş olduğunu düşündüğümüzde Şubat 1945 yılında Yalta Konferansı’nda ‘büyük üç’ (Stalin, Roosevelt, Churchill) olarak İngiltere yerini almayı başarmıştır.[11] Kuşkusuz bunun bir ekonomik maliyet bedeli olmuştur. Amerika, Londra’nın borçlarına karşılık; Kanada, Karaipler, Pasifik ve Hint Okyanusu’nda düzinelerce İngiliz üssünü yönetimini devralmıştır. Bu durumda İngiltere küresel büyük bir güç olarak kötü politikadan değil, kötü ekonomisinden dolayı çözüldüğüdür.[12]

  1. Soğuk Savaş Dönemi ABD – Birleşik Krallık (Pragmatik) İlişkisi

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra İngiliz ve Amerikan çıkarları arasında, özellikle British Petroleum ile Amerika şirketleri arasında bir rekabet söz konusu olmuştur. 1951’de, İran’ın ülkedeki petrolü çıkarma tekeline sahip İngiliz-İran Petrol Şirketi’nin tesislerini millileştirmesinin ardından, İngilizler İran Petrolünün ihracatına bir ambargo uygulamak istedi. ABD Birleşik Krallığı desteklemedi ve 1953 krizinin başlamasından iki yıl sonra Amerikan şirketleri, İran ulusal şirketi oldular. İngiliz Şirketleri’nin payı ise ciddi oranlarda düşmüştür. 1956’da ABD, Cemal Abdül Nasır tarafından millileştirilen kanalın kontrolünü yeniden ele alma amacındaki Fransız ve İngilizlerin Süveyş seferine karşı çıkmıştır.[13]

Yaşanan bu tüm bu gergin olaylar karşısında Soğuk Savaş sırasında Birleşik Krallık’ın Washington’un en sadık müttefiki olarak davranmasına, Fransa’nın farklı olarak özerk bir nükleer vuruş gücü geliştirmeyi reddetmesine ve Amerikan füzelerini kullanmayı tercih etmesine bir engel teşkil etmemiştir.[14]

İngiliz ordusu Avrupa’nın en iyi ordularından biridir. Etkililiğini Falkland adaları savaşı sırasında (1982), Britanya’nın 15,000 kilometre uzağında Güney Atlantik’te bulunan takımadaları ele geçiren Arjantin ordusuyla savaşmıştır. 1991 yılından Irak’a karşı Körfez Savaşı sırasında Birleşik Krallık, Amerikalıların yanında koalisyona önemli bir güç yollamıştır. 2003 yılında Irak’a karşı yeni savaşta, Britanya sefer birlikleri ülkenin güneyini kontrolü den sorunlu olmuştur. Ancak İngiliz kamuoyu, Amerikalıların yanında girilen bu yeni angajmana dair endişelerini geniş bir biçimde dile getirmişlerdir.[15]

  • 2003 Irak Savaşı ve Sonrasında ABD – Birleşik Krallık İlişkileri

ABD – Birleşik Krallık ve ABD – AB ilişkileri, 2003 yılında ABD’nin öncülüğündeki Irak işgaline dair görüş ayrılıkları sonucunda ilişkiler düşük bir düzeye gerilemiştir. Eski Başbakan Tony Blair, (1997 -2007) ABD’nin kendisini birçok diğer AB üye ülkesiyle ihtilafa düşüren çabalarına güçlü bir destek verdi. Bu desteğinde Birleşik Krallık tek başına olmayıp Bush yönetiminin eylemlerini desteklemekle birlikte bu süreç AB içerisinde bir ayrışmada doğurmuştur. ABD ve Birleşik Krallığın işgaline karşı çıkan Fransa ve Almanya gibi önde gelen AB güçleriyle ilişkilerde gerginlik yaratmıştır.[16]

Tony Blair ‘den sonra başa geçen İngiliz hükümetleri ise Washington’dan kısmen ayrı bir yol izlemeye başlamışlardır. Söz konusu bu kısmı tepki Bush ve Blair yakınlığına karşı İngiliz seçmenin verdiği bir tepkisidir.

Tony Blair’den önce başbakanlık yapmış olan John Major (1990 – 1997)  2011 yılında kaleme aldığı ‘America, Britain and Europe: An Evolving Relationship’, (ABD Yüzünü Doğu’ya Çevirdi, Avrupa Ne Yapacak?) adlı makalesinde halefi Tony Blair dönemindeki ABD – Birleşik Krallık ilişkilerini değerlendirirken kırılma noktalarını işaret etmektedir:[17]

İkinci Irak savaşında yaygın kanı ve ABD’li yetkililerin kamuoyu ile paylaştığı bilgilerde Saddam’ın elinde kitle imha silahları olduğuydu. 2002 yılında İngiliz hükümetine ulaştırılan bilgide ise Saddam’ın nükleer programının dondurulduğu ve Irak’ın daha en az beş yıl kullanılabilir bir nükleer cihazı üretemeyeceği yönündeydi. İngiliz hükümetinin asıl merak ettiği soru ise; Saddam ne tür kitle imha silahlara sahipti? Teslime hazır mıydı? Irak ne kadar yakın bir tehdit oluşturuyordu? Zira Uluslararası Atom Enerji Ajansının değerlendirmeleri çerçevesinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, 1990’ların sonunda Irak’ın nükleer programına dair dosyasını hemen hemen tamamen kapatmıştır.”  Major devam eden tespitinde:

Bugünden bakarak, olgun bir değerlendirmede bulunursam, İngiltere’nin ABD’ye yönelik sorgusuz sualsiz verdiği desteğin, her iki ülkeye de bir faydasının dokunmadığını düşünüyorum. Bu konuda çok daha iyi bir iş çıkarabilirdik. Birbirimize yakın durmalıyız; ancak dip dibe yürümemize de gerek yok…

  1. Amerika’nın Obama Dönemi Yeni Dış Politika Vizyonu: Asya- Pasifik

Soğuk savaşın son ermesiyle birlikte dünyada her geçen gün hızlanan küresel bir dönüşümü özellikle Asya’nın özellikle de Çin ve Hindistan’ın yarattığı dinamiğin belirli alanlarda etkiler doğurduğu gözlenmektedir. Bu durum karşısında Amerika dış politikada öncelikli tercihini Pasifik’e çevirdiğini görmekteyiz. Obama’nın ilk dört yılında hükümetinde eski dışişleri bakanı görevini yapmış ayrıca 2016 ABD Başkanlık yarışında Demokrat Parti adayı Hillary Clinton bu dış politika önceliklerinin Asya- Pasifik olacağını resmi beyanatlarında belirtmişti[18].  Pasifik, gelecekte küresel büyüme için kritik bir ağırlık merkezine dönüşmeye başlamıştır. Söz konusu bölgenin profili değişmekte ve tüm devletler özellikle de ABD buradaki gelişmeleri daha dikkate alarak ve stratejisini oluşturmaktadır.

Refah ve mali güç gün geçtikçe Pasifik’e kayarken Obama ve sonrasında gelecek olan halefi hiç kuşkusuz öncelikli olarak kendi ulusunun refahı konusunda dış politika ağırlığını Asya-Pasifik çerçevesinde dizayn etmesi ABD dış politika yapıcıları tarafından da dile getirilerek ve tavsiye edilmektedir. Nitekim Obama iki dönem (2009 -2016) dış politika bu çerçevede yürütmeye gayret etmiştir.

ABD’nin “eksenini” Doğu Asya’ya çevirmesi küresel gücünün azaldığına dair revizyonist güçler tarafından manipüle edilerek dünya kamuoyunda kaygıların doğmasına ortam oluşturmuştur Söz konusu kaygıların en başında son yetmiş yıldan bu yana ABD ve Avrupa’nın oluşturduğu küresel kurumların yol olacağı endişesidir.[19]

  • ABD Değişen Dış Politikası ve Transatlantik İlişkilerine Yansımaları

2011 yılında ortaya konan yeni denge ve Obama yönetiminin çıkardığı kılavuz ilkeler, açıkça şunu göstermektedir. Çin ve daha genel itibarıyla Asya-Pasifik bölgesi, Amerikan çıkarlarının merkezi dayanağı haline gelecektir. ABD, Asya’nın uluslararası ilişkilerinin ve kurumsal çerçevelerinin yapılandırmasına yardımcı olmak için daha derin bir kapasite geliştirmek istemektedir.[20] Zira Çin’in bir bölgesel güç olarak ortaya çıkışı, Amerikan ekonomisini ve güvenliğini birçok açıdan etkileme potansiyeline sahip olacaktır. Amerika’nın refahı ise, bölgedeki güvenlik endişelerine bağlı olacaktır. Barışın sürdürülmesi, ticaretin serbest bir şekilde devam etmesi ve Amerika’nın u dinamik bölgesindeki etkisi, kısmen askeri kapasite ve varlığın temel dengesini oluşturacaktır.[21]

Peki, Amerika’nın önceliklerindeki değişimlere Avrupa nasıl yanıt verecektir? Avrupa’nın uluslararası ilişkileri, mali krizden etkilenmiş durumdadır. Politik ekonomisindeki süregelen sorunlar Avrupa projesini ciddi bir gayretin içine sokmuştur. Potansiyel devlet borçları ve para entegrasyonu ile mali entegrasyon arasında örtüşmeyen unsurlar, merkezkaç güçleri artırmıştır.[22]

AB, stratejik bir belirsizlikle karşı karşıyadır. Daha önceleri AB’ni güney ve doğu bölgelerindeki mevcut yüksek düzeydeki istikrar, 2011 yılı başında güçlü biçimde yok olmuştur. Arap Baharı AB’nin güney sınırlarındaki değişimleri başlatmıştır.[23]
Avrupa Birliği, ortak bir güvenlik şemsiyesi kurma aşamasında istenilen başarıyı gösterememiştir. NATO’nun silahlı gücünü kullanma yolunu tercih etmiştir. Amerika’nın önceliklerindeki bu değişim ardından AB’nin vizyon geliştirmekteki tereddüdü bölgede Avrupa ülkelerinde nasıl bir adaptasyon olacağı soru işaretlerini oluşturmuştur.

  1. Obama Dönemi ABD – Birleşik Krallık İlişkileri

2013 yılında Birleşik Krallık ABD’nin Beşar Esad hükümetine karşı Suriye’de yapacağı olası bir müdahaleye katılıp – katılmamak konusunda İngiliz parlamentosunda Avam Kamarası, askeri müdahaleye katılma önergesini reddetmiştir. Başbakan Cameron, Parlamentosu’nun müdahaleyi istemediğinin açık olduğunu ve “buna göre davranacağını” açıklaması yapmıştır.[24] Amerikan kamuoyunda ciddi tepkilerin doğmasına yol açan İngiliz Parlamentosunun söz konusu kararına Washington’u Vietnam Savaşı’ndan beri süren askeri veya emniyet angajman desteğinin devam edeceği konusunda Londra’ya güvenmişken beklenmeyen bu karar ile ciddi güven kaybı yaşanmıştır.[25]

İngiliz Avam Kamarası Dış İlişkiler Komitesi, 60 yıl önce eski İngiltere Başbakanı Winston Churchill tarafından temelleri atılan “özel ilişkinin” artık sona erdiğini açıklamasını yapmıştı.[26]

Dış İlişkiler Komitenin kabul ettiği metinde yer alan diğer en önemli açıklamasında; “İngiliz halkında ve yurtdışında, Irak işgaline giden süreçte ve sonrasında İngiliz hükümetinin Amerikan yönetimine boyun eğen bir kucak köpeği olduğu şeklinde bir algı var. Gerçekle bağlantısı ne olursa olsun bu algı İngiltere’nin itibarına ve çıkarlarına büyük zarar veriyor” denildi. “İngiltere, iki ülkenin çıkarlarının ve değerlerinin farklı olduğu konularda ABD’ye karşı daha az itaatkâr olmalı ve daha sık ‘hayır’ demelidir” Söz konusu metinde, ABD Başkanı Barack Obama’nın da göreve gelmesinin ardından böyle “pragmatik” bir yaklaşımı izlendiği analizi yapılmıştır. [27]

Sonuç

ABD Başkanı Obama’nın görüşlerinden sık sık yararlandığı Zbigniew Brzezinski 2012 yılında Foreign Affairs’de yayınlanan “Balancing the East Upgrading the West[28]Doğuyu Dengeleme, Batıyı Geliştirme” makalesinde bu konuda önemli ikazları ve önerileri bulunmaktadır. Makalesinde; Amerika Birleşik Devletleri Batının daha büyümesini desteklemezse korkunç sonuçlar doğacağını ve tarihsel hoşnutsuzlukların hayata geçebileceği, yeni ilgi çatışmaları ortaya çıkabileceği ve öngörüsüz – rekabetçi ortaklıklar  şekil alabileceğinin dikkatleri çekmektedir makalesinde. Rusya, Batıdan ayrılmanın verdiği güçle bu enerji varlıklarından yararlanabilir ve kendi emperyal hırsları yeniden canlandırarak daha fazla uluslararası kargaşaya katkıda bulunup hızla Ukrayna absorbe etme arayışına girebileceğinin altını çizer. [29]

Nitekim Brzezinski’nin söz konusu öngörüsü günümüzde gerçekleşmeye başlandığının örneklerini görmekteyiz. İngiliz önemli düşünce kuruluşlarından Chathamhouse The Future of US Global Leadership: Implications for Europe, Canada and Transatlantic Cooperation[30] (ABD Küresel Liderlik Geleceği: Avrupa, Kanada ve Transatlantik İşbirliği Etkileri) başlıklı raporlarında; küresel liderliğindeki değişimler transatlantik müttefiklerin bu sürece adaptasyon zorluğu çekerek nasıl yanıt verebilecekleri konusunda net bir fikir ortaya koyamadıkları takdirde Rusya, Çin, vb revizyonist güçler, Avrupa’yı ve ABD’yi bölmek ve geride kalan güç boşluğunu doldurmak için bu transatlantik ilişkilerin söz konusu bu durgunluğu ve tereddütlünü kullanmaya başlaya bileceğinin detaylarını yazdıkları raporlarında Brzezinski’nin düşüncelerinin örtüştüğünü görebilmekteyiz.

Birleşik Krallığın Bretix referandumum sonrası Avrupalı devletlerin özelliklede Rusya Devlet Başkanı Putin’in yapmış oldukları açıklamasının ardından yorumcuların görüşleri ağırlıklı olarak Putin’in AB’de oluşan bu çatlaktan memnun olduğudur.[31] Zira Birleşik Krallık, AB üyesi olarak her zaman ABD ve AB arasında (Transatlantik Köprü) olarak görev yapmaktaydı. AB – Rusya rekabetinde AB’nin en kuvvetli üyelerinden Birleşik Krallığın ayrılışı AB zayıflatması Rusya aleyhine bir gelişmedir.

Diğer bir yandan Birleşik Krallık’ın Bretix kararı ile kimileri açısından Britanya’nın dünyada hak ettiği yeri yeniden kazanması için bir fırsat doğduğu düşüncesidir. Kısacası, Birleşik Krallık asıl niyeti münferit bir oyuncu olarak Uluslararası arenada yer almak istemektedir.[32]

Birleşik Krallık’ın AB’den çıkmasının olası etkileri, birçok düşünce kuruluşu, akademi ve medyada kapsamlı bir şekilde incelenmeye çalışıldığı görülmektedir. Fakat Tim Oliver ve Michael John Williams gibi analistler[33],  Bretix’in uluslararası ilişkiler genelinde ve özelinde AB – ABD açısından ne anlam ifade ettiğine yönelik analizler yapılmadığı yorumunu yapmaktadır.  Yapılan tartışmalarda Britanya’da transatlantik ilişkiye dair tartışmalarda genellikle Birleşik Krallık gibi AB üye ülkeleriyle ikili ilişkilere odaklanılmaktadır.

Birleşik Krallık’ın AB üyeliğinin sorgulanmasının ardında, ABD’nin dış politikasın ve transatlantik ilişkisinin karşılaştığı art arda gelen meydan okumalardan biri olarak görmemiz gerekmektedir. Bu çalışmadaki amacımız söz konusu özelliklede Obama dönemini Birleşik Krallık ilişkilerini ele alarak farklı bir perspektiften bakmaya çalıştım.

Batının geopolitik bağlantısını garanti etmek için Washington Avrupa güvenliğinde aktif kalmalıdır. Avrupa Birliğinin daha derin olarak birleşimi teşvik edilmelidir: Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık arasındaki yakın işbirliği – Avrupa’nın merkezi politik, ekonomik ve askeri düzeni – sürmeli ve genişletilmelidir.[34]

 

Kaynaklar

[1] Oliver T., Williams , M.J., Special relationships in flux: Brexit and the future of the US–EU and US–UK relationships,  https://www.chathamhouse.org/sites/files/chathamhouse/publications/ia/inta92-3-03-oliver%20and%20williams.pdf

 

[2] A.g.m.

 

[3] A.g.m.

 

[4] A.g.m.

 

[5]Bu ülkenin, İngiltere’nin ebedi müttefiki ya da daimi düşmanı olduğunu varsaymak dar ya da sınırları çizilmesi gereken bir görüştür. Ebedi müttefikimiz yoktur’: Lord Palmerston, Avam Kamarası’na yaptığı bir konuşmasında, 1 Mart 1848, Hansard, 3rd ser., vol. 97, col. 122. Cf. İşçi Partisi Dışişleri Bakanı David Miliband yaklaşık 1,5 asır sonra: ‘Bugün, daimi müttefiklere sahibiz. ABD tek ve en önemli ikili ilişkimizdir. Kendimizi AB üyelerine adadık.’: ‘Dışişleri Bakanı’nın politik konuşmasının tam metni’, Telegraph online, 19 Temmuz 2007, http://www.telegraph.co.uk/news/uknews/1557892/Full-text-of-Foreign-Secretarys-policy-speech.html, 29 July 2013’te erişildi.

 

[6] William Hague, ‘Britanya için en büyük risk, Brown’ın beş yıl daha başta olmasıdır.’, 10 Mart, 2010; ‘Ağlarla birbirine bağlı bir dünyada Britanya’nın dış politikası’, 1 Temmuz 2010; her ikisine de http://www.conservatives.com/News/SpeechList.aspx?Se archType=NewsAuthor&SearchTerm=1beadfcd-b85d-4fa2-940e-9e448317c597 adresinden, 29 July 2013 tarihinde erişilmiştir.

 

[7]Esmer Britanya: Sömürge Sonrası Siyaset ve Büyük Strateji’ (Çev. Yusuf Ertuğral), http://akademikperspektif.com/2014/03/18/esmer-britanya-somurge-sonrasi-siyaset-ve-buyuk-strateji/  (bkz. (orijinal metin) Tarak Barkawi ve Shane  Brighton,   http://www.chathamhouse.org/sites/default/files/public/International%20Affairs/2013/89_5/89_5_02_Barkawi_Brighton

 

[8] Oliver T., Williams , M.J., Special relationships in flux: Brexit and the future of the US–EU and US–UK relationships,  https://www.chathamhouse.org/sites/files/chathamhouse/publications/ia/inta92-3-03-oliver%20and%20williams.pdf

 

[9] Zakaria, F., Post-Amerikan Dünya, İstanbul, Kırmızı Yayınları, 2013,s.189.

 

[10] A.g.e., s.190

 

[11] A.g.e., s.191

 

[12] A.g.e., s.192

 

[13] Lacoste,Y.,  Büyük Oyunu Anlamak, İstanbul, ,NTV Yayınları, 2006, s.117.

 

[14] A.g.e., s.117.

 

[15] A.g.e., s.117.

 

[16]The Influence of the War in Iraq on Transatlantic Relations’ , https://www.sussex.ac.uk/webteam/gateway/file.php?name=sei-working-paper-no-79.pdf&site=266

[17] Major, J. , ‘America, Britain and Europe: An Evolving Relationship’,  https://www.chathamhouse.org/sites/files/chathamhouse/101111major.pdf

 

[18] Clinton, H., (01.11.2011). America’s Pasific Century, http://www.foreignpolicy.com/articles/2011/10/11/americas_pacific_century

 

[19] Oliver T., Williams , M.J., Special relationships in flux: Brexit and the future of the US–EU and US–UK relationships,  https://www.chathamhouse.org/sites/files/chathamhouse/publications/ia/inta92-3-03-oliver%20and%20williams.pdf

[20] Ertuğral, Y.  ‘ABD Dış Politikasının Yeni Rotası: Asya-Pasifik’, http://akademikperspektif.com/2013/11/26/abd-dis-politikasinin-yeni-rotasi-asya-pasifik/

 

[21] Doug Stokes ve  Richard G.Whitman Chathamhouse –I.Bölüm, “ABD’nin Dengesini Asya’ya Kaydırmasıyla Avrupa ve İngiltere’nin ‘Büyük Stratejisi’ “, Turquie Diplomatique, Ekim 2013, s.8.

 

[22] A.g.e., s.8

 

[23] A.g.e., s.9

 

[24]Syria crisis: No to war, blow to Cameron’ http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/middleeast/syria/10275158/Syria-crisis-No-to-war-blow-to-Cameron.html

 

[25] Erlanger, S. & Castle S., ‘Britain’s Rejection of Syrian Response Reflects Fear of Rushing to Act’ , http://www.nytimes.com/2013/08/30/world/middleeast/syria.html?_r=0

 

[26] Chorley, M., ‘The British aren’t coming!’: US media mock Cameron’s failure to deliver on promise to back Obama in strikes against Syria,  http://www.dailymail.co.uk/news/article-2406572/The-British-arent-coming–US-media-mock-Camerons-failure-deliver-Syria-promise-Obama.html#ixzz4HsJFhJ4p

 

[27]İngiltere-ABD özel ilişkisi bitti’ , http://www.milliyet.com.tr/-ingiltere-abd-ozel-iliskisi-bitti-/dunya/dunyadetay/29.03.2010/1217591/default.htm

 

[28] Brzezinski, Z.,  “Balancing the East, Upgrading the West”, Foreign Affairs, (Ocak-Şubat 2012),

http://www.foreignaffairs.com/articles/136754/zbigniew-brzezinski/balancing-the-east-upgrading-thewest

 

[29] A.g.m.

 

[30] Alexandra de Hoop Scheffer, Rory Kinane, Martin Quencez, Xenia Wickett, (Mayıs 2016),  ‘The Future of US Global Leadership: Implications for Europe, Canada and Transatlantic Cooperation’ , https://www.chathamhouse.org/sites/files/chathamhouse/publications/research/2016-05-10-future-us-global-leadership-hoop-scheffer-kinane-quencez-wickett.pdf

 

[31]Brexit: Is Putin Happy?’ , http://defencematters.org/news/brexit-putin-happy/894/

 

[32] Geoghegan, P., ‘Brexit: Sömürgeci geçmişe özlem’ , Aljazeera Turk,  http://www.aljazeera.com.tr/gorus/brexit-somurgeci-gecmise-ozlem

 

[33] Oliver T., Williams , M.J., Special relationships in flux: Brexit and the future of the US–EU and US–UK relationships,  https://www.chathamhouse.org/sites/files/chathamhouse/publications/ia/inta92-3-03-oliver%20and%20williams.pdf

 

[34] Brzezinski, Z.,  “Balancing the East, Upgrading the West”, Foreign Affairs, (Ocak-Şubat 2012),

http://www.foreignaffairs.com/articles/136754/zbigniew-brzezinski/balancing-the-east-upgrading-thewest

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir