On Yıllık Sabır Süreci: Çin, Batı Balkanlar’da Bir Güç Haline Nasıl Geldi?

 

Çeviri – Analiz                                                                                                                                                By Vladimir Shopov

 

ÖZET

  • Çin, Batı Balkanlar’daki en önemli üçüncü aktör haline gelmiştir.
  • Ülkenin faaliyetleri bölgeye eşit olmayan bir şekilde yayılmıştır, ancak ortak bir yaklaşım izlemektedir.
  • Bu yaklaşım, Çin’in kendisini kademeli olarak vazgeçilmez bir aktör olarak, kilit ekonomik alanlarda konumlandırmaya yönelik geniş kapsamlı çabaları ile şekillenmektedir.
  • Çin, yavaş yavaş, kültür ve medya gibi sektörlerde ve politika alanında Batı Balkan ülkeleriyle etkileşimlerini uzun vadeli olacak şekilde kurumsallaşmış ilişkilere dönüştürmektedir.
  • Avrupa ve ABD’nin, Batı Balkanlar’a yönelik kararsızlığı sürdükçe, bölge çeşitli yabancı aktörler arasında sonsuz bir rekabet döngüsüne düşme tehlikesi ile karşı karşıya kalmaya devam edecektir.
  • Batılı politika yapıcılar, enerji ve altyapıya yönelik hedeflenen yatırım planları, sektörel entegrasyon çerçeveleri ve birliğe katılım sürecinde AB hukukunun önden yüklenmesine yönelik sözleşmeler gibi girişimler yoluyla bölge ve AB arasındaki genişleyen kalkınma açığını ele almalıdır.

 

GİRİŞ

Çin’in Batı Balkanlar’a karşı görünüşte ilgisiz ve resmileşmiş soğukkanlılığı, şaşırtıcı bir çevikliği ve stratejik amacı maskelemektedir. Son on yılda, ülke, Avrupa Birliği’nin komşuluğundan sonra bölgedeki en önemli üçüncü aktör haline gelmiştir. Pekin’in Batı Balkanlar’daki varlığını çeşitli sektörlerde genişlettiğine ve aynı zamanda çoğalan sayıda yerel aktörle ilişki kurduğuna dair artan kanıtlar vardır. Çin’in bölgeye penetre etme süreci, Pekin’in bölgeye akınlarının yarattığı zorluklar konusunda Batılı bir fikir birliğinin ortaya çıkmaya başladığı bu zamanlarda, hızlanıyor gibi görünmektedir.

 

Jeopolitik değişim çağında devasa ekonomik fırsatların kaynağı olarak Çin’in yeni keşfedilen ihtiyatlılığı, ülkenin kamuoyundaki imajına bir şekilde ters düşmektedir. Anlaşılır bir şekilde, Çin’in Batı Balkanlar’daki faaliyetlerinin çoğu analizi, son on yılda bölgeyle ekonomik iş birliği ve bölgeye yatırım üzerine odaklanmaktadır. Yine de Pekin’in bölgedeki daha geniş siyasi, sosyal ve kültürel girişimleri, büyük bir ilgiyi hak etmektedir. Çin, Batı Balkanlar ile yeni bir angajman aşamasına geçerek, çeşitli politika alanlarında, toplumun çeşitli kesimleriyle, artırılmış bir etkileşim politikası uygulamaktadır.

 

Bu analiz, Çin’in Batı Balkanlar’ın bazı bölgelerinde politika seçimleri, siyasi tavırlar ve anlatılar üzerinde gerçek bir etki elde etme eşiğinde olduğunu savunmaktadır. Pekin, bu çabayı açık bir strateji olarak tanımlamasa da Avrupa’nın derinliklerine uzanan önemli kara ve deniz yollarında önemli bir varlık oluşturmak için tasarlanmış politikalar uygulamaktadır.

 

İkinci olarak analiz, bireyler ve kurumlarla (birçoğu nispeten düşük bir tabandan başlamakta) sayısız ilişkinin geliştirilmesine odaklanan Çin’in, Batı Balkanlar’a yönelik kapsamlı yaklaşımını anlatmaktadır. Altyapı ve enerjiden kültüre, medyaya ve parti siyasetine kadar her şeyi içeren bu ilişkiler, Çin anlatılarını ve çıkarlarını teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Bu amaçla Pekin, birçok Batı başkentinin jeopolitik kararsızlığından da faydalanarak; Batı Balkanlar ve AB arasındaki kalıcı kalkınma açığından kaynaklanan, stratejik olarak önemli sektörlere yatırım yapma fırsatlarını ve de bölgenin AB ile süregelen siyasi ve ekonomik yakınlaşma eksikliğini kullanmaktadır.

 

Son olarak bu yazı, Çinli liderlerin ele geçirilen eyaletlerdeki seçkinlerle siyasi bir yakınlıktan yararlandıklarını da öne sürmektedir. Pek çok Batı Balkan ülkesi vatandaşının Avrupa entegrasyonu hayalleri zayıflarken, Pekin, içerideki gruplar ve onların da ötesinde iş birliği için teşvikler yaratmaktadır. Bu süreç yavaş yavaş Çin ve Batı Balkan ülkelerinin önemli ortak çıkarlara sahip olduğu bir ekonomik ve siyasi ekosistemin ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

 

İŞ BİRLİĞİ İÇİN TEMEL ALANLAR

 

Pekin, Batı Balkanlar’da iktidardaki hükümetler ve baskın partilerle, genellikle az sayıda parlamento incelemesine tabi olan, doğrudan anlaşmalar imzalayarak, elverişli koalisyonlar kurmak için uzun süredir çalışmaktadır. Bu tür hükümet ve parti iş birliği, iki taraflı ve çok taraflı düzeylerde, çoğunlukla bir dizi Orta ve Doğu Avrupa ülkesini içeren Çin liderliğindeki bir iş birliği formatı olan “17 + 1” çerçevesinde gerçekleşmektedir. Çin ayrıca, Çin Komünist Partisi’nin eyaletler arası iş birliğini ideolojik yakınlığa dayalı iş birliğiyle tamamlama çabalarının bir parçası olarak Dünya Siyasi Partileri Diyaloğu’nda da yer almaktadır.

 

Yine de Karadağ’daki gibi bireyselci Batı Balkan rejimlerinin çöküşü, Çin’i parti bağlarını hızla çeşitlendirmeye zorlamıştır. Bu çeşitlendirme süreci, ülkenin üç kurucu birimi arasında eşitliği sağlayan ve bu anayasal yapısı tarafından kolaylaştırılan Bosna Hersek gibi devletlerde de görülmektedir. Benzer şekilde Pekin’in, parti iş birliğini Kuzey Makedonya Başbakanı Zoran Zaev ile ilişkisinin bir parçası haline getirdiği bilinmektedir.

 

Çin’in bu bağları genişletmesi uzun vadeli bir eğilimin parçasıdır. Örneğin, Karadağ Sosyalist Demokrat Partisi ile Çin Komünist Partisi arasındaki parti odaklı iş birliği 2010 yılına dayanmaktadır. Dahası, Sırbistan ve Çin, 2009 yılında tamamladıkları stratejik ortaklığa bir parti iş birliği boyutu da eklemiştir. Bu tür etkileşimler Kosova’da bile artmaktadır; Çin’in ülkeyi bağımsız bir devlet olarak tanımamasına rağmen, taraflar Priştine’de ve Birleşmiş Milletler’de gayri resmi bir ilişki sürdürmektedir. Bunun bir parçası olarak, Kosova, büyük olasılıkla Çin ile diplomatik sermaye elde etmek amacıyla Tayvan’ın bağımsızlığını tanımayı dolaylı olarak reddetmiş ve böylece Çin’in Priştine’deki temsilciliğinin başkanı yavaş yavaş kamu profilini yükseltmiştir.

 

Çin ayrıca, Kosova’da kömürlü termik santral inşa etmek ve Huawei ekipmanını Kosova’nın ana Telekom şirketine satmak için teklif vermiş, bu başarısızlıkla sonuçlansa da Kosova’daki varlığını artırmaya çalışmıştır.

 

Son on yılda Çin’in Batı Balkan ülkeleriyle idari ve kurumsal iş birliğinde de bir artış yaşanmıştır. Geleneksel olarak AB, katılım süreci ile ilgili olarak bu ülkelerle yasal ve kurumsal uyumu sağlama niyetindeyken, Çin ise bakanlıklar, devlet kurumları ve altyapı, enerji ve finansla ilgili şirketlerle pratik iş birliğine odaklanmıştır. Çin’in bu katılımı; eyalet ziyaretlerinin karşılıklı yapılmasından, mutabakat muhtıralarının imzalanmasına, inceleme gezilerinden bölgedeki Çinli şirketlerin girişimlerine kadar birçok aktiviteyi içermektedir. Burada politikaların, uygulamaların veya yaklaşımların senkronizasyonundan ziyade, ortak projeler için fırsatların araştırılması ve kişisel ile kurumsal ilişkilerin oluşturulması hedeflenmektedir. Ayrıca Çin, “17 + 1” ve yerel Çin büyükelçiliklerinin çalışmaları dışında bölgedeki belediyelerle resmi ve gayri resmi iş birlikleri de gerçekleştirmektedir.

 

Kültürel Güç

Pekin’in Batı Balkanlar’da kültürü diplomatik bir araç olarak kullanma konusunda giderek daha genişleyen ve yapılandırılmış bir yaklaşımı vardır. Çin diplomasisinde her zaman bir dereceye kadar rolü olmuş olsa da kültür uzun süredir ekonomik gücü sağlamak için ikincil bir araçtı, ancak Pekin bunu değiştirmek için çalışmaktadır. Sonuç olarak, Çin kültürü bölge genelinde kamuoyunda önem kazanmaktadır. Bu, örneğin, geleneksel olarak büyükelçilik binalarında yerel seçkinler için oldukça özel toplantılar şeklinde düzenlenen Çin Yeni Yılı kutlamalarında açıkça görülmektedir. 2019’da Arnavutluk’un başkenti Tiran’daki Çin büyükelçiliği, iki hafta süren şenlik ve sergilerle şehrin ana meydanında açık hava kutlamaları düzenlemiştir ve Çin büyükelçisi bu olayı, Çin’in şehirde yeni bir şehir içi otobüs terminalinin inşasını finanse edeceğini ilan etmek için kullanmıştır.

 

Bu sırada Pekin, kültürel diplomasisini de çeşitlendirmektedir. Bunu, operasyonları pek çok ülkede artan, eleştirilere de maruz kalan geleneksel olarak dil odaklı Konfüçyüs Enstitüleri’ni diğer kurumlara entegre ederek yapmaktadır. Bu girişim, çok daha geniş bir faaliyet portföyüne sahip olan ve kültürel etkileşim ile iş birliğine odaklanan Çin kültür merkezlerinin kurulmasına odaklanmaktadır; bu merkezler esas olarak edebiyat, fotoğrafçılık, kompozisyon yarışmaları, kitap okumaları, konserler, sergiler ve hatta aşçılık derslerinden oluşmaktadır. Bu türden en büyük merkezlerden olması beklenen bir yapı da Belgrad’da inşa edilmektedir ve bu yıl tamamen işlevsel hale gelmesi beklenmektedir. Bu yapı, 1999’da NATO’nun bombaladığı ve üç Çinli gazeteciyi öldürdüğü, Çin büyükelçiliğinin sembolik açıdan önem verdiği bir kısmında inşa edilmektedir. Çin; Sofya, Atina ve Bükreş gibi Güneydoğu Avrupa başkentlerinde ve önümüzdeki yıllarda Tiran’da da benzer bir kurum kurmayı planlamaktadır.

 

İlginç bir şekilde, kültür, Batı Balkanlar’daki Çin turizminde de giderek artan bir rol oynamaktadır. Örneğin, 1972 yapımı ‘Walter Saraybosna’yı Savunuyor’ filmi, Kültür Devrimi sırasında gösterilen çok az filmden biri olduğu için Çin’deki yaşlı izleyiciler arasında oldukça popülerdir. Film, ikili ilişkilerde önemli bir diplomatik referans ve pandemiden önce Çinli turistler için de bir çekim noktasıydı; her yıl binlerce kişiyi Batı Balkanlar’a çekiyordu. Bu, Batı Balkanlar’daki Çin turizminde son birkaç yılda bölgeye oldukça eşit bir şekilde yayılmış olan belirgin artışa katkıda bulunmuştur. Yerel ekonomiler Çin orta sınıfının hızlı büyümesinin yayılma etkilerinden yararlanmaya çalışırken, turizm hızla Çin’in bölgedeki ülkelerle ikili ilişkilerinde kilit bir etkileşim alanı haline gelmiştir. Süreç, Batı Balkan hükümetlerinin Çin vatandaşları için vize şartlarını kaldırmasıyla da kolaylaştırılmıştır.

 

Çin; Sırbistan, Bulgaristan ve Hırvatistan gibi ülkelerdeki gazetelerde yayınladığı çeşitli ekler gibi, bölgede ürettiği ve tanıttığı medya içeriğinde kültüre daha fazla önem vermektedir. Benzer bir eğilim, sosyal medya varlığı ve China Radio International’ın sanat, yaşam tarzı ve mutfağı kapsayan çevrimiçi etkinliklerinde de görülmektedir.

 

Pekin, genellikle Üsküp’teki bir merkez aracılığıyla Çin kültürünü “17 + 1” içinde tanıtmaktadır. Çin ve Batı Balkan ülkeleri hala görece az sayıda kültürel alışveriş ve ortak etkinliğe katılırken, 17 + 1’in bu alandaki faaliyetleri genişlemiş, çok sayıda Çin kurumunun çalışmalarıyla, bunu orantısız bir iş birliği biçimi haline getirmiştir.

 

Medya Anlatısının Kontrolü

Son birkaç yılda Çin’in Batı Balkanlar’daki medya varlığında belirgin bir artış görülmüştür. Ülke, bölgede artan sayıda haber programları ve diğer programlarda yer almaya başlamıştır.  Örneğin, 2016 ve 2019 yılları arasında Arnavutluk’ta yayınlanan “Kuşak ve Yol Girişimi” (BRI) ile ilgili haber sayısı 42’den 194’e yükselmiştir. Bu hikayeler çoğunlukla gerçeklere dayalı, ton olarak nötr ve ekonomik konulara yönelik bilgilerden oluşmakta, ancak genellikle Çin’in faaliyetlerine ilişkin eleştirel değerlendirmelerden yoksundur. Dahası, Çin’i iş birliğine açık, finansal ve diğer fırsatları sağlayabilen dost bir ekonomik güç olarak sunmaktadırlar. Bunun da ötesinde, bölgedeki hükümetler bu bilgi politikası çerçevesinde Pekin’in müttefikleri olarak hareket ediyor, bu tür mesajları genellikle güçlendiriyor ve hatta gayri resmi olarak yayınlanan içeriği kontrol etmeye çalışıyor gibi görünmektedir.

 

Çin hükümetinin Batı Balkanlar’daki muadilleriyle imzaladığı çeşitli anlaşmalar, bölgesel medya kuruluşlarında nadiren olumsuz olarak yer almakta ve bu kaynaklar genellikle Çin projelerine eklenen şüpheli koşullar hakkındaki bilgilere atıfta bulunmaktan kaçınıyor gibi görünmektedir. Sınırlı medya özgürlüğüne sahip ülkelerdeki ekonomik kalkınma zorunluluğu, bölgedeki hükümetlerin, Çin hakkındaki içerik akışını ve ülke ile ikili ilişkileri kontrol etmesine izin vermektedir.

 

Bu esnada Pekin, devlet haber ajansları ve bireysel yayın kuruluşlarıyla çeşitli iş birliği anlaşmaları yoluyla içerik üretimine doğrudan katılımını kademeli olarak artırmaktadır. Çinli yetkililer, giderek artan sayıda yayın ve medya sitesine, genellikle ekler veya haber bölümleri olarak bilgi ve içerik sağlamaktadır. Çin devletinin yerel gazetecilerle iş birliği, artık köklü bir etkileşim mekanizması olup, özellikle Pekin yanlısı muhabirlere ve yazarlara odaklanmaktadır. Bu tür gazeteciler Çin’e yapılan çalışma ziyaretlerinin ardından, rutin olarak, Çinli yetkililerden deneyimleri hakkında olumlu hikayeler yazmaları için dönüşler almaktadır. Bu gazeteciler yerel Çin büyükelçilikleri için serbest çalışmakta ve Pekin sponsorluğunda çeşitli projelere katılmaktadır.

 

Çinli büyükelçiler de bölgedeki gazetecilerle ilişkilerini giderek artırmaktadır. Çin’in, Hırvatistan gibi bazı Güneydoğu Avrupa ülkelerinde, büyük bir medya grubu ve çok sayıda radyo istasyonunu doğrudan edinme girişimleri bile olmuştur. Pekin, içerik oluşturmak ve yerleştirmek için yerel ortaklarıyla iş birliği yapabileceği medya formatları geliştirmektedir. Bunun bir örneği, BRI’nin bir parçası olan Kuşak ve Yol Haber Ağı’dır.

 

Dünyanın diğer bölgelerindeki gelişmelere paralel olarak, Çinli diplomatlar ve medya kuruluşları, resmi mesajları yaymak için Facebook ve Twitter hesapları kuran büyükelçilerle Batı Balkanların sosyal medya ağlarındaki varlıklarını hızla artırmaktadır.

 

Kuzey Makedonya gibi ülkelerde, Çinli diplomatlar bireysel olarak, Batı’yı eleştiren içeriği tanıtmak için kendi web sayfalarını ve hesaplarını oluşturma konusunda daha da iddialı bir yaklaşım benimsemişlerdir. Bu, pandemi sırasında birçok Batı  hükümetini rahatsız eden, “kurt savaşçı” olarak nitelendirilen, Çin diplomasisi kadar güçlü olmasa da yine de kamusal konumlandırmanın güçlü bir yöntemidir.

Pekin, Batı Balkanlar’da kendi anlatılarını tutarlı bir şekilde yayma yeteneğine henüz sahip değildir. Ancak, medya ortamında, eylemlerini olumlu bir ışık altında tutmasına yardımcı olacak pozisyonları hızla ele geçirdiğine dair şüphe yoktur.

 

Akademik ve Kişilerarası İlişkiler

Çin ile Batı Balkan ülkeleri arasındaki akademik ve kişilerarası bağlar da genişlemektedir. Bu, önceki on yıllardan kalma bir iş birliği mirasına dayanan ulusal bilim akademileri arasındaki etkileşimin artan aralığı ve yoğunluğuna bakıldığında tipik bir genişlemedir. Örneğin, Sırbistan Bilim ve Sanat Akademisi geçtiğimiz günlerde Çinli mevkidaşıyla kapsamlı bir anlaşma imzalamıştır. Devlet üniversitelerindeki Konfüçyüs Enstitüleri ve Sinoloji bölümleri gibi platformlar, bazen

oldukça yenilikçi uygulamalarla, faaliyetlerini kademeli olarak artırmaktadır. Örneğin, Bosna’daki Banja Luka Üniversitesi’ndeki Konfüçyüs Enstitüsü, Çin ile ilgili konularda araştırma ve öğretime (lisans ve lisansüstü dereceleri dahil) doğru genişlemektedir. Enstitünün yöneticileri, öğrenciler arasında Sinoloji’ye ilgi uyandırmak için düzenli olarak ortaokulları ziyaret etmektedir.

Batı Balkanlar’daki Çin Kültür Merkezleri ve Konfüçyüs Enstitüleri

 

Kaynak: European Council on Foreign Relations, “Decade of patience: How China became a power in the Western Balkans”, 2 Şubat 2021

 

Çinli akademisyenler Bosna’da uzun süreli görevler üstlenmekte ve orada araştırma projeleri başlatmak istemektedir. Daha genel olarak, Güneydoğu Avrupa’daki özel üniversiteler, Çinli meslektaşları ile önemli kurumsal ilişkiler geliştirmeye başlamaktadır. Bunun bir örneği, Çin’den çok sayıda öğretim görevlisine ev sahipliği yapan, ülke ile ilgili konularda yüksek lisans dersleri veren ve hatta web sitesinin Çince versiyonuna sahip olan Karadağ’daki Donja Gorica Üniversitesi’dir. Üniversitenin kurucularının, Çin’e dostane yaklaşımıyla tanınan Cumhurbaşkanı Milo Dukanoviç’e yakın olduğu bilinmektedir.

 

Benzer bir iş birliği türü, Zagreb İşletme Fakültesi’nin Çin ile çeşitli iş birliği projelerine başladığı Hırvatistan’daki çalışmalarda da vardır. Çinli yetkililer, Çin’de eğitim gören Batı Balkan ülkelerinin artan sayıda vatandaşını, kurslarını tamamladıktan sonra Çin akademisiyle bağlarını geliştirmeye davet etmektedir. Bu öğrencilerin bazıları Çin’de öğretmenlik pozisyonlarını korurken, diğerleri çeşitli projelere danışman olarak katılmışlardır – çoğunlukla bölgesel tarih ve politika ve proje geliştirme gibi konular. Birkaçı bölgedeki üniversitelerde yeni programlar ve araştırma projeleri dahi geliştirmiştir.

 

Son birkaç yılda, Çin üniversiteleri ve araştırma merkezleri, uzmanlıklarını Güneydoğu ve Orta Avrupa’daki ülkelere dair hızla geliştirmişlerdir. Şu anda Çin’de bu tür 23 üniversite bölümü ve diğer yapılar bulunurken, ülke son on yılda bölgedeki belirli eyaletlere odaklanan 30 başka merkez daha kurmuştur. Merkezi Budapeşte’de bulunan Pekin destekli Çin-CEE Enstitüsü, araştırma ve analiz için giderek daha önemli bir merkez haline gelmektedir. Enstitü, Pekin yanlısı uzmanların akademik araştırma ve analitik topluluklarıyla bütünleşmesine yardımcı olmaktadır.

 

Altyapı Hedefleri

2008 mali krizi sonrasında Çin, Yunanistan’ın Pire limanının kontrolünü ele alarak Güneydoğu Avrupa’nın deniz altyapısı üzerinde bir derece etki kazanmıştır. Limandan Orta ve Batı Avrupa’ya uzanan kara koridorunda ortaya çıkan kamusal söylemler, Pekin’in Balkanlar’daki faaliyetlerini gölgeleme eğilimindedir. Yine de Çin’in bölgedeki limanları kontrol altına alma ve komşu sanayi bölgeleri oluşturma çabaları 2000’lerin sonlarına dayanmaktadır. Örneğin Arnavutluk ele alındığında, bu girişim başlangıçta Dıraç limanına odaklanıyordu. O tarihten bu yana Çin, Arnavutluk’un NATO üyeliğinin yarattığı siyasi aksaklıklara rağmen, liman kenti olan Avlonya’ya odaklanmış durumdadır.

 

Pekin, Adriyatik kıyısı boyunca hem ikili hem de “17+1”deki konumunu güçlendirme çabalarını sürdürmüştür. Buna paralel olarak, Çinli bir konsorsiyum 2020 yılında Hırvatistan’ın Rika limanında yeni bir terminal inşa etmek için teklif vermiştir. Yıllar önce, Çinli Liturya Real Estate Company Hırvatistan’ın Zadar limanının bir hissesini satın almıştır. Çin şu anda Hırvatistan, Adriyatik ve orta Avrupa ülkelerinden geçen demiryolu hatları inşa etmektedir. Zagreb ile Pekin arasındaki ilişkiler önümüzdeki yıllarda iyileştikçe bu girişimin de hızlanması muhtemeldir.

 

Bu liman projeleri aynı zamanda Çin’in Kuzey Makedonya’daki demiryolları ve karayolları gibi Batı Balkanlardaki diğer altyapı yatırımları ve bölge genelindeki sanayi bölgeleriyle de bağlantılıdır. Bazı Çinli şirketler, gelecekte yatırım yapılması beklentisiyle şimdiden demiryolu ağı yakınında arazi satın almaktadır. Örneğin, Kuzey Makedonya’daki bir önceki VMRO-DPMNE hükümeti Çin’in de katılımıyla özel açık deniz bölgeleri kurmayı planlamasına karşın, bir sonuç elde edememiştir. Benzer şekilde Çin de Bar-Boljare otoyolunun inşasını bekleyen Karadağ’ın Bar kentine ilgi göstermiştir.

 

Batı Balkanlardaki hükümetler bu tür projeler için Çin kredisini ödeyemezlerse, sözleşmeye bağlı olarak, çeşitli liman ve arsa varlıklarının sahipliğini Pekin’e devretmek zorunda kalabilirler ki bu da Çin’e bölgede gerçek bir avantaj sağlayacaktır. Örneğin, Çin’in Bar limanında Karadağ ile kurduğu iş birliği, tesis sahiplerinin giderek büyüyen mali zorluklarından Çin’in faydalanmasına ve devir işlemlerinin başlatılmasına yol açabilir.

 

Bahsi geçen tekliflerin başarı şansı oldukça düşük olmasına rağmen Çinli şirketler, Kosova’daki altyapı projeleri için teklif vermeyi bile düşünmüşlerdir. Bosna Hersek’teki otoyol projeleri ve demiryolu inşa etmeye olan ilgisi, Çin’in bölgedeki altyapı emellerinin genişlediğinin bir başka göstergesidir. Çin, Adriyatik kıyısı boyunca (bu çabalar büyük ölçüde fark edilmemiş olsa bile) için çalışmaktadır. Bazı Batı Balkan ülkelerinin NATO üyeliği ve ABD ile güçlü ilişkileri, bu hedefleri karmaşık hale getirmesine karşın, Çin bu görev üzerinde etkileyici bir odaklanma göstermiştir ve bunu hâlen sürdürebilir.

 

Yatırım, Ticaret ve Bağımlılık

Sonuç olarak Çin, düşük bir taban çizgisinden gitse de Batı Balkan ekonomilerindeki varlığını yavaşça artırmaktadır. Bölgeyle AB arasındaki sürekli kalkınma açığı önümüzdeki on yıl içinde Pekin için daha fazla fırsat yaratacaktır. Çin’in Batı Balkanlardaki ekonomik ayak izi nispeten küçük kalırken, ülke yine de bölgesel ticaretin yaklaşık yüzde 6’sını oluşturmaktadır. Çin, enerji, altyapı ve finans gibi kilit önemdeki ekonomik sektörlerde yavaş  yavaş yer edinmektedir.

 

Batı Balkan ülkelerinin çoğu yönetilebilir borçlara sahipken, Çin bu yükümlülüklerin artan payını -Sırbistan ve Bosna’da yaklaşık yüzde 15, Kuzey Makedonya’da yüzde 20’den fazla, Karadağ’da ise yüzde 40’tan fazla- oluşturmaktadır. Nitekim Karadağ, borçlarının GSYH’nin yüzde 80’ini oluşturması ile borç kapanı diplomasisinin bir örneği haline gelmiş bulunmaktadır. Çin’in Karadağ’daki kredilerinin yapısal önemi, ülkenin bu kredilerin geri ödemelerini yapacağı bu yıl belli olacaktır. Pekin, Covid-19 salgınından kaynaklanan mali felaketler nedeniyle ülkenin mali akıbeti hakkında önemli kararlar verecek bir konumda olacaktır.

 

Çin’in, Karadağ’ın stratejik açıdan önemli varlıklarının kontrolünden vazgeçmesini sözleşmeli olarak zorunlu hale getirebileceği göz önüne alındığında, bu yeni denge çeşitli şekillerde uygulanabilir. Çin bölgedeki diğer ülkelerde de benzer bir konumda olabilir. Çin, Arnavutluk hükümeti Tiran havaalanının Çinli sahibine uluslararası uçuşlardaki tekeli üzerinden yeniden pazarlık yapsa da bu süreçte şirketin imtiyaz sözleşmesini uzatarak ulusal hava taşımacılığı politikasının şekillenmesinde rol almıştır. Bosna’da, Çinli Gazuba Grup Company liderliğindeki bir konsorsiyum, ülkenin Tuzla’da yer alan en büyük elektrik santralinin  genişletilmesini başlatmıştır.

 

Çin Sırbistan’daki ekonomik varlığını çeşitli alanlarda genişletmektedir bu sayede denge için yeni bir avantaj elde etme fırsatı yaratmaktadır. Bu çaba, Çin’in enerji ve altyapı gibi sektörlere katılımı ile yapısal olarak önem kazanmaktadır. Bu alanlardan bir diğeri de Çinli mal sahipleri (sırasıyla 5.000 ve 2.000 çalışanı olan) Smederevo çelik ve Pingpong lastik fabrikası gibi büyük şirketlere satın alma veya yatırım yaptıkları için şekillendirebildikleri emek piyasasıdır. Ayrıca Huawei, başta dijital altyapı ve Telekom olmak üzere Sırbistan’ın teknoloji ve inovasyon sektörünün ayrılmaz bir oyuncusu olmuştur.

 

En önemlisi, Çin’in Batı Balkanlardaki nüfuz hedefi, çoğu zaman hükümetler arası ilişkiler ve şeffaf olmayan sözleşmeler yoluyla, ödünç verme, yatırım ve ticaret gibi bölgedeki önemli ekonomik oyuncular ve ağlarla kurulan bir iş birliği fonksiyonudur. Bu ilişkiler birlikte Çin’in geçici ve giderek artan bir şekilde sistemik etki kazandığı bağımlılıklar oluşturabilir. İlişkilerin merkezinde yer alan anlaşmalardan bazıları yargılamaya dair yasal tuzaklar içermektedir. Örneğin, Çin yasalarına veya tazminat mekanizmalarına göre uygulama ve tahkim, mülk ve diğer varlıkların Pekin’e transferine yol açabilir.

 

ÇİN BÖLGEDEKİ ETKİSİNİ NASIL ARTIRIR?

 

Pekin, ekonomik çalışmalarında ülke ekonomilerinin özünü hedefleyen iddialı ve büyük ölçekli projelere odaklanmıştır. Yine de Çin’in bölgeye çok daha incelikli, çok katmanlı bir yaklaşım izlediğine dair artan kanıtlar vardır.

Çin’in bölgedeki stratejisinin yeterince takdir edilmeyen bir unsuru, Pekin’in kurumsal ve sosyal yaşam dokusuna nüfuzunu katma girişimlerinde görülen ayrıntıcılığıdır. Örneğin, Tiran’da, devlet film arşivi Çin’in ulusal film arşivi ile yapılan ikili iş birliği anlaşması kapsamında Çin Büyükelçiliği’nden ihtiyaç duydukları sıcaklık ve nem kontrol donanımı bağışını almıştır. Kuzey Makedonya’nın devlet haber ajansı MIA’nın Üsküp ofisinin saldırıya uğraması sonrasında, yerel Çin büyükelçisi binanın yenilenmesi için önemli miktarda maddi yardım teklif etmiştir. Çin’in Wuxi kentinin çocuk korosu, Bosna-Hersek Cumhurbaşkanlığı’na yazdıktan sonra Saraybosna’ya 42 bin maske hibe etmiştir. Bu tür çabalar, Çin’in hem devlet haber ajansları hem de çok daha küçük medya kuruluşlarına sağladığı Pekin yanlısı medya içeriğini yaratmasına yardımcı olmaktadır.

 

Bölgedeki kurumlarla bir nebze şeffaf olmayan ilişkiler kurmuş olan Çin’in, Güneydoğu Avrupa İş Derneği gibi yapılar aracılığı ile Güneydoğu Avrupa’da giderek daha fazla arabuluculuk rolü oynadığına dair kanıtlar mevcuttur. Karşılaştırılabilir kuruluşlar, içerik sağlamak ve Çin’i avantajlı bir şekilde yansıtan haberler de dahil olmak üzere Batı Balkanlardaki medya kuruluşlarıyla temas kurmaktadır. Örneğin, bölgede yayılmakta olan BRI merkezleri – eşit olmamakla birlikte – giderek araştırma, akademik iş birliği, içerik üretimi, tanıtım ve medya katılımının merkezi haline gelmektedir. Çok yönlülükleri sayesinde toplumun, ekonominin ve siyasetin çeşitli kademelerinde faaliyet gösterebilmekte ve geniş kitlelere ulaşabilmektedirler.

 

Çin, çok katmanlı yaklaşımının bir parçası olarak merkezi hükümet yapılarına kısmen yeniden odaklanmaktadır. Anlaşmada, başta “17+1” olmak üzere ikili ve çok taraflı biçimlerdeki anlaşmalardan yararlanmayı amaçlayan yerel yönetim ve idari kurumlar hedeflenmektedir. Örneğin Tiran ve Pekin 2016 yılından bu yana ikiz kent ilan edilirken, Arnavutluk’taki diğer beş kent de bu tür ilişkiler geliştirmektedir. Bir diğer örnek ise, Saraybosna ile Şangay arasında gelişen ve salgının erken safhalarında Şangay’ın Saraybosna’daki hastalara tıbbi malzemeler bağışlamasıyla kanıtlanan ilişkidir. Özellikle bu iş birliği, bazılarının “jest politikası” adını verebileceği yatırım projeleri kavramının da ötesine uzanmaktadır. Çin’in merkezi ve yerel yönetimlerle, üst düzey kurumlar ve çok daha küçük sosyal, kültürel ve medya kuruluşlarıyla ilişkileri geliştirme adımları arasında açık bir tamamlayıcı unsur vardır. Bu çok yönlü ilişki, tüm devlet kurumları ve devlet dışı toplumsal ve ekonomik aktörler arasında bağlılık ve ağlar yaratabilir.

 

Etki Ağları

Batı Balkanlar’da Çin nüfuzunu benimseyen kişisel ve kurumsal ilişkiler henüz tamamıyla  entegre bir birlik oluşturmuş gibi görünmemektedir. Ancak, tartışıldığı üzere, ülke bu çok yönlü yaklaşımı çeşitli toplum ve kurumlarla olan etkileşimini sürdürmek için kullanmaktadır. Ağın bir kısmı, Çin yapıları ile yerel akademik ve araştırma toplulukları arasında uzanan sayısız temas hattıdır. Çin’in yerel kurumlarla iş birliği anlaşmaları da bu kapsamdadır; yeni akademik programların oluşturulması, düzenli personel alışverişi; ortak araştırma projeleri, bireysel ve kurumsal düzeyde ekonomi ve siyaset gibi alanlara ilişkin analizlerin yapılması, yeni öğretim pozisyonlarının kurulması ve diğer girişimler.

 

Çin akademik ve araştırma kurumlarından çeşitli medya kuruluşlarına uzanan bir başka ağ ise, bilgiyi meşrulaştırmanın ve geniş bir kitleye sunmanın bir yolunu sunmaktadır. Örneğin Bosna’da, eski gazetecilerin liderliğindeki Çin destekli bir örgüt BRI içeriğini yerel medya kuruluşlarına dağıtmaktadır.

 

Yine de Çin-Batı Balkanlar iş birliğinin ezici bir çoğunluğu devlet kurumlarını kapsamaktadır. Bu durum, karşılıklı fayda olarak sundukları, farklı proje ve faaliyetler ile senkronize içerik üretiminde de görülebilir. Bu tür içerikler, Çin’in olumlu tanıtımları ve söz konusu girişimler hakkında genelde eksik bilgilerle nitelendirilmektedir. Bunun bir parçası olarak, Batı Balkanlar’daki hükümetlerin sorunlu bilgilerin kamuya açıklanmasını önlemek amacıyla medya örgütlerine müdahale ettikleri de bilinmektedir. Bu tür uygulamalar, kamuoyunun Çin kredileri ve yatırımlarının esasa ilişkin yaygın yanlış algılamalarını açıklamaya yardımcı olmaktadır.

 

Bu esnada, Çin içerik üreticileri ve yerel medya kuruluşları arasındaki bağlantı da çeşitli mekanizmalar aracılığıyla daha da güçlenmektedir. Bunlardan biri, Xinhua ve yerel devlet haber ajansları arasında yapılan ve Çin ile ilgili içeriği bölge genelindeki müşterilere sunan kapsamlı anlaşmalardır. Bir diğeri ise, Çin büyükelçilikleri ve “Kuşak ve Yol Girişimi” (BRI) merkezleri gibi Pekin yanlısı aracıların, projeleri tanıtmak ve bir dizi outlet üzerinden halka ulaştırmak için ürettikleri içeriktir. Diğer bir konu da Çin Uluslararası Radyosu ile Batı Balkanlar’ın önde gelen medya örgütleri arasındaki içerik anlaşmalarıdır.

 

Bölge genelinde farklı işlevlere sahip bu tür ağların sayısı giderek artmaktadır. Örneğin Bosna’da, Çin ile ilgili çeşitli aktörler arasında, yerel bir Konfüçyüs Enstitüsü, BRI merkezi, akademisyenler ve gazeteciler arasında, önemli derecede bir koordinasyon zaten mevcuttur. Bu, düzenlemelerin esnekliğini ve Çin’in yıllardır özenle yaratmış göründüğü çok sayıda ikili ve çok taraflı çerçevenin oluşturduğu dinamikleri göstermektedir. Ülkenin bu alanlardaki çabaları yerel aktörlere çeşitli teşvikler yarattığından, kendi kendini idame ettirebilen bir tavırla ivme kazanmaktadır.

 

Ortak Çıkarlar Ekosistemi

Çin’in Batı Balkanlar’daki kişi ve kurumlarla olan etkileşimleri, ortak çıkarların yer aldığı bir ekosistem yaratmak üzere tasarlanmış gibi görünmektedir. Daha da önemlisi, bu tür bir angajman, geçici karşılaşmaların ötesine geçerek, kamusal söylemin ve siyasi ortamın yerleşik bir özelliği haline gelmektedir. Ekosistemin üç ana bölümü bulunmaktadır. İlki, birçoğu soğuk savaş döneminden kalma eski temaslar ve ilişkilerden oluşmaktadır. Bazı durumlarda, bu ağlar açıkça Avrupa komünizminin solmakta olan anılarıyla bağlantılıdır. Diğerlerinde ise, Çin’in geniş anlamda, merkez sol yerel aktörlerle iş birliği yapma arzusu öne çıkmaktadır. Bu tür etkileşimler, partiler  arasında bir dereceye kadar ideolojik yakınlığı ima ediyor gibi görünebilir, ancak bu yakınlık bir gereklilik yerine sadece uygun bir açılış işlevi görmektedir.

 

Ekosistemin ikinci kısmı, çok sayıda devlet yapısına yayılmış kurumsal ortaklıklar ve ittifaklardan oluşmaktadır. Bu kapsamda çok çeşitli ikili ve çok taraflı iş birliği formatları, etkinlikler ve projeler yer almaktadır. Bu girişimler geliştikçe, artan sayıda aktör de onlarla etkileşime girmektedir. Bir dizi aktörden oluşan bu çekme kapasitesi, Çin’in idari ve kurumsal iş birliği çabalarının neden bakanlıklara, dairelere, bölgesel ve yerel yönetimlere ve başta altyapı, enerji ve ekonomide yer alanlar olmak üzere kamu kuruluşlarına odaklandığını açıklamaktadır. Bu tür görevler ağırlıklı olarak işlem bazında olup, ticaret ve yatırım anlaşmaları gibi resmi düzenlemelerden kaynaklanmaktadır. Ancak, Çin’in üst düzey yetkililer ve politikacılarla iş birliği içinde bulunduğu ve onlar görevden ayrıldıktan sonra da devam ettiği gibi, düzenli ve kapsamlı taahhütler ve eylemlere de sıçrayabilir. Örneğin Sırbistan’ın eski Cumhurbaşkanı Tomislav Nikola, Çin-Sırbistan Ekonomi Derneği onursal başkanlığına atanmıştır.

 

Ekosistemin üçüncü kısmı önümüzdeki yıllarda önemli ölçüde büyüme potansiyeline sahiptir. Bu kısım, Çin ile etkileşime giderek artan bir ilgi duyan yeni aktörlerden oluşan akışkan bir ağdır. Bunlar arasında Çin’den Batı Balkanlar’a dönen ve kariyerlerine başlayan öğrencilerin yanı sıra,  serbest çalışanlar, Çin diasporası üyeleri; özel medya kuruluşlarının sahipleri ve yöneticileri ve ülkede iş fırsatları arayan girişimciler de yer almaktadır. Bu aktörler genellikle kendi kendilerini organize etmektedir, ancak bazen Çin kurumlarından da destek almaktadırlar. Çin ile bu tür bir ilişki, örneğin AB katılım müzakereleri sonucunda ortaya çıkabilecek devletlerarası etkileşimlerdeki değişikliklerden büyük ölçüde etkilenmemektedir.

 

Bahsedildiği gibi, Çin’in Batı Balkanlar’daki rolü giderek artan şekilde kendini güçlendirme dinamiğine sahip gibi görünmektedir. Yerel aktörlerin ülkeyle olan ilişkisi; statü, kariyer fırsatları ve maddi kazançlarla bağlantılı çeşitli ve geniş kapsamlı teşviklerden oluşan net bir yapıya dayanarak olgunlaşmaktır. Bu teşvikler kısmen Çin kurumları, kuruluşları ve firmalarıyla doğrudan kurulan etkileşimlerden kaynaklanmaktadır. Buna rağmen birçoğu, Çin’in gelişiminin iş birliği ve büyüme için nasıl fırsatlar yarattığına dair algılara dayanmakta ve daha yaygın, daha soyut durumdadır. Örneğin bu tür motivasyonlar, bu amaçla ticaret fuarlarına akın eden küçük ve orta büyüklükteki Batı Balkan şirketleri arasında oldukça yaygındır.

 

GÜÇ SORUMLULUKLARI

 

Çin’in Batı Balkanlar’daki ağlarının genişlemesi, bölge toplumlarındaki politikaları, uygulamaları ve gelişmeleri giderek etkilemektedir. Ülke, bölgedeki girişimleri meyvelerini vermeye başladığında bazı devletlerin iç işlerine de dahil olmaktadır. Önümüzdeki yıllarda da açıkça görüleceği üzere, Batı Balkan ülkeleri kaçınılmaz olarak Çin ile artan sayıdaki birçok iş birliği alanının içine girmek zorunda kalacaklardır. Bu durum Çin için yeni bir şey değildir; zira Çin, Güney Doğu Asya, Güney Asya ve Afrika gibi bölgelerde benzer bir dinamik yaratmıştır.

 

Yine de Batı Balkan ülkeleri, Çin’e karşı derin bağımlılık ikilemleri ile karşılaşan ilk Avrupa ülkeleri arasında yer alabilir. Söz konusu ikilemlerden biri de Karadağ’ın 2021 yılında başlaması beklenen Bar-Boljare otoyolunun birinci bölümünün inşası için Çin’den aldığı kredinin geri ödenmesi ile ilgilidir. Bu durum hem turizmdeki gerileme hem de salgının neden olduğu daha geniş çaplı ekonomik gerileme nedeniyle baskılar altında olan bir ülke için, yoğun mali zorluklarla aynı döneme denk gelmektedir. Karadağ’ın zayıf konumu, Çin’e üzerinde gerçek bir avantaj sağlamaktadır; uzun vadede muazzam siyasi, ekonomik, sosyal ve gelişimsel sonuçlara yol açabilecek, kaldıraç niteliğinde bir avantaj.

 

Çin’e olan bağımlılığın benzer örnekleri, daha az olsa da bölge genelinde ortaya çıkmaya devam etmektedir. Bu gibi olaylara örnek olarak, Sırbistan’ın Smederevo ve Bor kentlerinde Çinli firmalarla bağlantılı çevre sorunlarının yol açtığı ve giderek daha görünür hale gelen protestolar verilebilir. Bugüne kadar, gösterilerin etkisi, medyada yer alan haberleri azaltmak için yapılan resmi müdahaleler, şirket sahiplerinin bazı düzeltici eylemleri ve devlet kurumlarının şirketleri iyileştirmeler yapmaya teşvik etme çabaları sonucunda dengelenmiştir.

 

Bu yeni gerçeklikte Pekin’in, bu karmaşayı  yönetmesinin ve Batı Balkan ülkelerine karşı avantajlarından yararlanmasının çeşitli yolları vardır. Bir tanesi diğer ülkelerin kredilerini geri ödemede güçlük çektiklerinde olduğu gibi uyum sağlayıcı bir tavır benimsemektir. Pekin bunu yaparak, kapalı kapılar ardında bir dizi siyasi, politik ve mali isteklerde bulunabilir. İkinci seçenek, faaliyetlerine karşı olumsuz etkileri en aza indirmek için iş birliği ağlarını kullanmaktır. Üçüncüsü ise, bir ülkenin ekonomisine sızma planlarının hızını, zamanlamasını ve kapsamını korumasını sağlayacak taktiksel geri hamleler yapmaktır (tartışıldığı gibi, Çin’in Sırbistan’da da bu yaklaşımı benimsediğine dair bazı kanıtlar mevcuttur). Bir diğer alternatif de hükümetleri köşeye sıkıştırmak ve iş birliğine bağlanan umutları yükseltmek amacıyla daha agresif bir duruş benimsemektir.

 

Tüm bu yaklaşımlar, Çin’in bölgenin medya kuruluşlarındaki artan etkisi ile kolaylaşmakta ve bu da ülkenin daha geniş ve genellikle daha dostane yayın almasına yardımcı olmaktadır. Sonuç olarak, Batı Balkanlardaki büyüyen ekonomik ve siyasi ağırlığın yol açtığı sorunları yönetmesi için Çin’e uygulanan bir baskı vardır. Çin’in bu baskılara kayıtsız kalabileceği günler ise sona ermektedir.

 

Gittikçe Daha Üst Düzey Bir Aktör

Çin’in Batı Balkanlara girişi, çarpıcı üst düzey ekonomik projeler ile göze çarpmayan   bir diplomasinin karışımı gibi görünmektedir. Ülke, kendi imajını, kötü niyetten değil, kültürel nedenlerle incelikle hareket eden mütevazı, faydalı ve iyi huylu bir küresel güç olarak yaratmaya çalışmaktadır. Bölgedeki hükümetler Pekin’i bu konuda ağırlamış ve bu gibi girişimlerin yarattığı önemli mali ve hukuki sorunları gizleme çabalarında, siyasi açıdan büyük projelerinden yararlanmaya istekli olan ve iş birliğine giden, şeffaflıktan uzak planlarına alışmışlardır. Batı Balkanların devlet hakimiyetindeki medya kuruluşları ise çoğu zaman, taraflar arasındaki sürtüşmesiz iş birliği, ticaret ve yatırım imajını destekleyerek, ülkelerinin Çin ile ikili ilişkilerindeki her türlü sorun ve belirsizliği görmezden gelmiştir.

 

Ancak bu dinamik, çeşitli faktörler nedeniyle yavaş değişiyor. Bunlardan biri de jeopolitik rekabetin artırılması ve bölgenin AB ve NATO ile kademeli bir şekilde bütünleşmesi nedeniyle Batı Balkanlar’ın uluslararası alandaki incelemesinde yaşanan artıştır. Batı Balkanlar, kısa sürede AB’nin artık görmezden gelemeyeceği ya da hafife alamayacağı “yakın çevre” bir ülke haline gelmektedir. Bloğun doğu ve güneyinde artan istikrarsızlık ve Türkiye’nin Batı ile entegrasyon konusundaki bariz ilgisizliği göz önüne alındığında, bölge bir tür kalıcı tampon bölge olmaya rahatsızlık verici şekilde yakın olabilir.

 

İkincisi, AB politikasında 5G, çevre standartları ve ekonomik yönetim gibi konularda yaşanan gerginlikler ve bariz tutarsızlıklar Çin’in, Batı Balkanlar’daki rolünü etkilemektedir. Bu tür tutarsızlıklar genellikle AB’nin jeopolitik belirsizliğinden kaynaklanmaktadır; zira bölgedeki devletler, küresel güçlerin farklı standart, yasa ve uygulama standartlarında dolaşmakta ve hepsiyle iş birliği içinde denge kurmaya çalışmaktadır.

 

Üçüncüsü, Batı Balkan hükümetlerinin Çin şirketlerini ve projelerini kamuoyunun incelemesine karşı koruma çabalarına rağmen, bu firmaların faaliyetleri kamuoyunda hoşnutsuzluk yaratmaktadır. Bu duruma örnek olarak Sırbistan’daki çevresel kaygılar ve Karadağ’daki otoyol yapımıyla ilgili süreç verilebilir. İkinci durumda, Podgorica’daki yeni hükümetin yasal ve mali parametreleri, Çin’in lehine olabilecek proje için sözleşme yayınlama sözünü tutması halinde halkın tepkisi giderek daha da olumsuz hale gelebilir.

 

Dördüncü olarak, Çin Batı Balkanlardaki nüfuzunu artırırken, Çinli aktörler çeşitli sonuçlarla yüzleşmek ve oradaki girişimlerinden kaynaklanan krizleri kontrol altına almak zorunda kalacaklardır. Nitekim Pekin, konumunu güçlendirmeye ve göze çarpmayan rolünü korumaya devam edecek kadar çevik ve duyarlı olmayabilir. Örneğin Smederevo fabrikasının Çinli sahibi, görünürde Sırp devlet kurumlarına güvenerek, çevre sorunlarının sadece bir kısmını çözmüş durumda ve Bosna’da da Tuzla enerji santraliyle ilgili benzer bir durum görünmektedir. Çinli aktörler böyle yaklaşımlarda ısrar ederlerse, bu sadece faaliyetlerinin daha fazla incelenmesine ve ifşa edilmesine yol açacaktır.

 

Beşinci olarak, AB politikası Çin’in Batı Balkanlar’daki rolünü etkilemektedir. Örneğin, AB bloğu katılım müzakerelerine yönelik yaklaşımını yavaşça değiştirirken, bölgedeki sorunlu Çin uygulamalarını tespit etme ve çözme çabaları da kademeli olarak kamuya açılacaktır.

Batı Balkan ülkelerinin AB’ye katılım durumu, Ocak 2020

 

Kaynak: European Council on Foreign Relations, “Decade of patience: How China became a power in the Western Balkans”, 2 Şubat 2021

 

İsimsiz Bir Strateji

Son on yıl içinde, Çin’in Batı Balkanlardaki faaliyetlerinin gelişmesi sürecini uyumlu bir strateji olarak değil, Avrupa ve ABD’nin bölgeye yönelik kararsızlığının bir yan etkisi olduğuna inanmak için pek çok neden vardır. Bu süreçte Batı Avrupa ülkeleri, kilit Batı Balkan ülkeleriyle etkileşim konusunda nispeten isteksiz davrandılar ve “17+1” iş birliği çerçevesini bile yalnızca  diplomatik, siyasi ve idari kolaylık olarak görme eğilimindeydiler. Yine de Çin’in eylemlerinin daha büyük bir yapının parçası olduğunu gösteren, uyumlu ve belirli bir yönde hareket eden birçok aksiyonu vardır.

 

Pekin’in Batı Balkanlar’daki kıyı altyapısına olan ilgisi, Çin’in Pakistan’daki Gwadar ve Sri Lanka’daki Hambantota gibi dünyanın çeşitli yerlerindeki projelerinin gösterdiği gibi, küresel stratejisinin bir uzantısıdır. Çin’in Batı Balkanlardaki girişimleri bir “inci dizisi” şeklinde olmamakla birlikte, kıyı bölgelerinde stratejik bir zemin oluşturma yönünde net bir niyet ortaya koymaktadır.

 

Bölgedeki ülkeler NATO’ya katılarak, Çin’in planlarını gerçekleştirmesini engellemek yerine karmaşık bir ortam yarattılar. Bu ülkelerden bazılarının AB’ye katılması, Çin’e bu ülkeler üzerinde baskı kurması için daha fazla neden vermektedir.  Bu durum özellikle, AB’ye katılım sürecinin siyasi ve hukuki akışkanlığının Çinli aktörler için çok sayıda hareket imkanı yarattığı bir ortamda geçerlidir. Çin, ilan edilen politika gereği AB üyeliğine düşman olmayabilir, ancak çevre ve çalışma standartlarına ve ekonomik yönetime yönelik tavrından da görüldüğü üzere, süreçte yaşanan sürekli gecikmelerden en iyi şekilde istifade etmektedir.

 

Pekin’in bölgeye yaklaşımı, çok taraflı organizasyonlar içerisindeki konumu ile kısmen şekillenmektedir. Bir bakıma Çin, Batı Balkan ülkelerinde siyasi sayılar konusunda bir oyun oynamakta ve bu sayede söz konusu kurumlara destek sağlamayı hedeflemektedir. Bu yaklaşım, Çin’in Birleşmiş Milletler’de Batı Balkan ülkeleriyle ve Sincan, Hong Kong ve Güney Çin Denizi gibi konularda dış politika iş birliğini genişletmesine yardımcı olmuştur.

 

Çin’in bölgedeki faaliyetlerinin zaman çizelgesi de stratejik bir amaca işaret etmektedir. Bahsedildiği gibi, Batı Balkanlarda on yıldan kısa bir süredir var olan Çin, çeşitli sektörlerde bir varlık oluşturmuş ve pek çok sektörde de bunu yapmak üzere yerleşmiştir; büyükelçiliklerini genişleterek daha önemli bir rol üstlenmiş; yerel işlerdeki uzmanlığını geliştirmiş ve kullanmıştır, geleneksel temaslar, politikacılar ve yetkililer dışında bir dizi aktörle iş birliği yapmış ve anlatılarını giderek sistematik bir şekilde yaymıştır.

 

Muhtemelen bu aktiviteler, “yetki kuralları” olarak adlandırılabilecek durumu merkez almaktadır. Bu yaklaşımda Pekin, başlangıçta çeşitli Çin kuruluşlarını harekete geçmeye teşvik eden bir politika hedefi tanımlamıştır. Daha sonra, bunun içerebileceği girişimlerin aralığını detaylandırmadan bir eylem çerçevesi oluşturmuştur. Bir anlamda, Çin’in Batı Balkanlar konusunda açık bir stratejisi olmayabilir, fakat bölge genelinde aynı yaklaşımı benimsemediğine dair az bir şüphe vardır – bu yaklaşım, küresel politika hedefleriyle uyumlu tek bir stratejik niyet alanı olarak kabul edilmektedir.

 

Çin ile İş Birliğinin Önündeki Engeller

Çin Batı Balkanlar’daki rolünü artırma yolunda önemli ilerleme kaydetmiş olabilir, fakat çeşitlilik ve tahmin edilebilirlik gibi bazı sorunlarla karşı karşıya kalmaya devam edecektir. Bunlardan biri de jeopolitik rekabetin yoğunlaşması ve AB ile ABD’nin bu konuda daha fazla adım atmasının bölgeye ilişkin giderek artan uluslararası incelemeye bağlı olmasıdır. Bu durum bölgedeki araştırma ve analizlerinin yanı sıra Batı Balkan hükümetleriyle bunların Avrupa ve ABD’deki muadilleri arasındaki siyasi diyaloğa da yansımaktadır. Bu eğilim önümüzdeki yıllarda da devam edecektir.

 

İkincisi, Çinli aktörler ve onların Batı Balkanlar’daki temasları arasında büyük kültürel ve davranışsal farklılıklar bulunmaktadır. Bu farklılıklar, taraflar arasındaki derin ve sürekli etkileşimi önleyerek, birbirleriyle işlemsel şekilde iş birliği yapmalarını sağlayabilir. Bu, ticaret gibi devletler arası iş birliğinde daha az sorun teşkil etmekle birlikte, başka alanlarda rol oynayabilir.

 

Üçüncü olarak, Batı Balkan ülkelerinin Avrupa-Atlantik örgütlerine entegrasyonu , Çin ile ikili iş birliği içinde bulundukları alanı yeniden şekillendirebilir. Stratejik altyapı, güvenlik ve savunma, dijital iletişim gibi alanlarda Çin’in bu ülkelerle iş birliği yapma fırsatlarını kısıtlayan NATO üyeliği bu açıdan özellikle önem arz etmektedir. Bu durum, Arnavutluk, Karadağ ve hatta Sırbistan’da 5G’nin tanıtılması konusunda yaşanan gelişmelerde de görülebilmektedir. Herhangi bir durumda, Batı’nın Batı Balkanlar’a Çin teknolojisinden kaçınılması yönündeki baskısı önümüzdeki yıllarda artacaktır.

 

AB üyeliği konulu müzakereler, Çin ile olan ilişkileri giderek daha fazla etkileyecektir. AB’nin aday ülkelerle uyum sürecinde yasal hükümlerini ön plana çıkarması halinde, bu durum, Çin ile olan ilişkilerini işgücü, çevre, teknoloji ve diğer standartlar gibi alanlarda ciddi şekilde etkileme potansiyeline sahiptir; özellikle ekonomik yönetişim, mali sürdürülebilirlik ve şeffaflık konularında. Katılım süreci, pek çoğu buna dahil olan sivil toplum örgütlerini Pekin’e karşı çıkmaya da itebilir ve bazı AB üye ülkeleri, katılım sürecinde Çin’in bölgedeki rolünün dikkate alınması konusunda ısrar edeceklerdir.

 

Bu esnada , söz edildiği gibi, pek çok Batı Balkan ülkesi vatandaşı Çin ile etkileşime giderek daha dirençli hale gelmektedir. Çinli aktörlere karşı düzenlenen protestolar yerel düzeyde kalmaya devam etmekte ve endişeli  hükümetlerin yoğun baskılarına maruz kalmaktadır. Fakat bu protestolar, halkın yaşadığı daha yaygın bir hayal kırıklığıyla, bölgedeki ekonomik projeleri yeni fabrikalara yeşil alan yatırımı yapmamış olan Çin’e karşı birleşmektedir. Çin ile iş birliği, birçok vatandaşın gözünde, toplum için sadece sınırlı faydaya sahip seçkin bir ilişki olmaya devam etmektedir.

 

COVID-19 salgını Batı Balkan vatandaşlarının Çin hakkındaki algıları üzerinde de olumsuz bir etki yapmış olabilir. Ülke kendini yükselen bir küresel güç, ekonomik fırsatlar ülkesi ve hem ikili hem de dünya çapında her iki taraf için de yararlı bir iş birliği unsuru olarak göstermeye odaklanmıştır. Yine de pandemiye verdiği yanıtta Pekin, farkında olmadan, koronavirüsün ortaya çıkışına dair yaygın teoriler ve krizi kontrol altına almak için Orwellian teknikleriyle teşvik edilen Çin istisnacılığını vurgulayan bir karşı anlatı yaratmış olabilir.

 

YENİ BİR TAAHHÜT SAFHASI

 

Çin’in Batı Balkanlar’a girişinin ilk aşaması sona ermiştir: ülke artık bölge için yapısal olarak daha önemli hale gelmektedir. Pek çok durumda Pekin, Batı Balkan devletleri üzerinde gerçek bir baskı kurmanın eşiğindedir. Çin, bölgedeki varlığını incelikle ama etkileyici bir hızla genişletmiştir. Tartışıldığı gibi, Batı Balkanlar konusunda net bir stratejisi olmasa da Çin, oradaki ülkelerle ilişki kurmak için tutarlı bir yaklaşım geliştirmiştir. Kuşkusuz, stratejik niyetin bu gösterimi – tarihsel ve coğrafi sorunlar ve yerel seçkinlerin tavırları nedeniyle – tek tip sonuçlar üretmemekte, ancak net bir gidiş yönü bulunmaktadır. Sonuç olarak, Çin’in Batı Balkanlar’daki varlığı artık yeni bir unsur değil, gerçek bir etki kaynağı haline gelmiştir.

 

POLİTİKA ÖNERİLERİ

 

Batılı politika yapıcıların bu zorluklara karşı ilk tepkisi, bunların haritasını çıkarmak ve Çin’in Batı Balkanlar’daki faaliyetlerini nasıl geliştireceğini tahmin etmeye çalışmak olmalıdır. AB ve NATO, bölgedeki Çin faaliyetlerinin düzenli, iyi yapılandırılmış  ve kapsamlı bir şekilde izlenmesi ve analizi yoluyla bu sorunun üstesinden gelmek için bir yol haritası çıkarabilir.

 

Kalkınma Açığına Dikkat Edin

Batı Balkanlar ile AB arasındaki kalkınma farkı soyut bir endişe değil, gerçek bir sorundur, keza Batılı politika yapıcıların bölgeye yönelik kararsızlığı da. Bu açık büyük ölçüde yönetişimdeki yerel eksiklikler nedeniyle ortaya çıksa da katılım sürecinde tekrarlanan gecikmeler ve bölge ile AB arasında yakınsama için gerçekçi bir yol haritasının bulunamaması üçüncü aktörler için boşluklar yaratmaya devam edecektir. Bu eksiklikler, Batı Balkan hükümetlerini, bölge ekonomilerinin ve toplumlarının AB’ye entegrasyonunu nasıl etkilediğine bakılmaksızın, yakaladıkları her ekonomik fırsatı dış politikaya uyduracak bir yaklaşım benimsemeye teşvik edecektir.

Bu açılardan Batı ülkelerinin politikaları, bu hükümetleri bir tür belirsizlik içinde bırakmıştır. AB, NATO ve üye devletleri, Batı Balkanlar’a destek sağlayabilecekleri kilit alanları belirlemeli ve bu açığı kapatmak için başka türlü müdahalelerde bulunmalılardır. Dahası, bu kalıcı açığı anlamak ve bu açığı bölgedeki siyasi ortama entegre etmek için çalışmalılardır.

 

Kalkınma Açığını Kapatın

Batılı politika yapıcılar Batı Balkanlar’a daha fazla ilgi göstermeye başlarken, bölgede henüz net ve kesin bir jeopolitik eylem rotasına karar verememişlerdir. Görünüşe göre konu hakkında küstahça davranmakta ve zamanın kendi taraflarında olduğuna inanmaktadırlar. Batı Balkanlar’ı Avrupa-Atlantik ittifakına entegre etmek veya bölgeyi yeni bir tampon bölgeye dönüştürmek için gereken irade ve dayanıklılığı toplayıp toplayamayacaklarını düşünüyor gibi görünmektedirler. Yine de bölgenin yeni bir tampon bölgeye dönüştürülmesi, bölgenin siyasi başarılarını tersine çevirmek veya kültürel kimliğini değiştirmek için yeterli olmayabilir.

 

Zaman zaman kayıtsızlığın eşiğinde olan Batılı eylemsizliği, stratejik olarak düşünen dış aktörler için açıklıklar yaratmaya devam edecektir. Batı dünyası artık tamamen kendi kaderinin efendisi değil – diğer oyuncuları, kurumları ve stratejileri daha da fazla etkilemeyi sürdürmüyor. Batı Balkanlar’daki kalkınma açığının kapatılmasına yardımcı olmak için, AB’nin altyapı ve enerji gibi temel alanlarda hedeflenen yatırım planlarını uygulaması gerekecektir; bölge ekonomilerini AB’ye derinlemesine entegre etmek, katılım müzakerelerinde ön sözleşme olarak AB hukukunu sunmak; enerji topluluğu gibi sektörel entegrasyon ağları tasarlamak; AB’nin gerçekleştirmesi gereken planların başında gelmektedir.

 

Kamu Desteği Alın

Jeopolitik güç dengesinin doğuya doğru kaydığı bir yüzyılda, Batılı politika yapıcıların Balkanlar’a yönelik kararsızlığı, bölgedeki devletleri Avrupalı ve ABD’li ortakları yerine alternatifler aramaya sevk etmektedir. Çin gibi dış aktörlerle iş birliği, bu ülkelere artık belirsizliğe kapılmadıkları parlak bir gelecek sunuyor gibi görünmektedir. Buna karşılık AB, ortak bir aidiyet duygusu oluşturarak Batı Balkanlar’da halkın desteğini kazanmaya çalışmalıdır. Bunu, bölgedeki ülkelerle akademik ve araştırma iş birliğini, kültürel yardım, diplomasi ve medya destek programlarını canlandırma ve derinleştirme gibi girişimler yoluyla gerçekleştirebilirler.

 

Çeviri: Dilara Nesrin Bulut | EUROPolitika Dergisi Editör Yardımcısı

Photo: Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, Pekin’deki Uluslararası İşbirliği İkinci Kuşak ve Yol Forumu’nda Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic ile bir araya geldi picture alliance / Xinhua Haber Ajansı | Liu Weibing ©

Orijinal Makale: Decade of patience: How China became a power in the Western Balkans