Tahran’ın Doğu Akdeniz Koridoru

 

By Nimet KARAASLAN

 

Giriş

Doğu Akdeniz’in stratejik, ekonomik, politik açıdan var olan önemi, bölge güçleri ile başlıca küresel güçlerin, Doğu Akdeniz ile olan ilgilerinin oluşmasına ve bölgede güç mücadeleleri içerisine girmelerine neden olmuştur.

İran Doğu Akdeniz kıyısında yer almamasına rağmen bölgedeki güç mücadelesinde kendisini dışarıda bırakmak istememekte ve bölgesel güçlerle yaptığı anlaşmalarla adımlarını sağlamlaştırarak Doğu Akdeniz’de söz sahibi olmayı hedeflemektedir.

İran’ın tarihsel geçmişinde Doğu Akdeniz’e inme ve bölge hakimiyetini elde etme politikası yer almaktadır. İran Kara koridoruna sahip olarak bölgedeki ekonomik siyasi çıkarlarını garanti altına almayı hedeflemektedir. İran’ın kara koridoru alternatiflerinin Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden geçmekte olduğu düşünüldüğünde bu ülkeler aralarındaki ilişkiler önemlidir. Doğu Akdeniz’de sınırı olmayan bazı küresel güçler ise buradaki enerji ve hakimiyet yarışına dahil olmak adına bölgedeki ülkelerle anlaşmalar yaparak, Doğu Akdeniz de söz sahibi olmayı hedeflemişlerdir. Bu nedenle bölgede söz sahibi olan ülkelerin durumundaki değişim bazı küresel güçleri de etkilemektedir.

Bu analiz yazısı ile Doğu Akdeniz’in önemi, İran’ın kara koridoru alternatifleri ve başlıca küresel güçlerin İran’ın kara koridoruna bakışı irdelenecektir. Resmin geneline bakıldığında bölgedeki güç dengelerinin ve iş birliklerin İran lehinde değişmesi ile İran’ın kara koridoru hedefine ulaşması ve bu durumun başlıca küresel güçler adına etkileri ele alınıp tartışılacaktır.

 

Photo: Shutterstock

Doğu Akdeniz ve Önemi

Latince “Mediterraneus” kelimesinden doğarak günümüze “Mediterranean” olarak gelen Akdeniz, ‘Ülkelerin ortasındaki yer’ veya ‘dünyanın merkezi yeri’ anlamına gelmektedir. Bölgede kadim medeniyetlerin filizlenmeleri, dünya hakimiyetini elde etmek için yapılan mücadelelerin verilmesi ve bölgenin stratejik açıdan önemi, bu isimlerle anılmasına neden olmuştur (Güngör 2019 s.203). Fransız bir tarihçi olan Fernand Braudel, Akdeniz için “birbirine bağlı deniz ve kara yolları, el ele vermiş küçük, orta, büyük kentler, bitip tükenmeyen yollar, kısacası bir gidiş geliş, bütün bir ulaşım sistemidir’’ demektedir (Öztekin 2020 s.5).

 


Photo: Shutterstock

Coğrafi ve siyasi açıdan ele alındığında Akdeniz’ in, Tunus ve Malta adasının kesiştiği noktadan düz bir boylam ile ayrıldığında, sağ tarafında Doğu Akdeniz, sol tarafında ise Batı Akdeniz olarak iki bölgeye ayrıldığı söylenebilir. Batı Akdeniz bölgesinde İspanya, İtalya, Fransa, Slovenya, Bosna Hersek, Malta, Arnavutluk, Tunus, Cezayir ve Fas (Kedikli & Çağlayan 2017 s.122). Doğu Akdeniz bölgesinde ise İtalya, Karadağ, Arnavutluk, Hırvatistan, Türkiye, Kıbrıs, Yunanistan, Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail, Mısır, Tunus ve Libya kıyıları ile çevrili olan bir alan ifade edilmektedir (Öztekin 2020 s.4).

Doğu Akdeniz yüz yıllarca ekonomik, siyasi ve askeri egemenlik mücadelelerine ev sahipliği yapan bir bölgedir. Günümüzde de dünya doğal kaynakları ile sanayi ve ticari malların akışı, hava ve deniz yollarının kontrol edildiği stratejik bir alandır (Güngör 2019 s.204). Üç kıtanın ve birçok medeniyetin kesişim noktasında bulunarak ipek yolu için hayati öneme sahip olan liman şehirlerine ev sahipliği yapmaktadır. Son yıllarda eski ipek yolunun canlanması düşüncesi gerek Çin’de gerekse ilgili ülkelerin dikkatini çekmiştir. Doğu Akdeniz bu yönü ile yeni ulaşım alanlarına ve limanlarına ev sahipliği yapabilecek ölçüdedir. Bunu nedeni doğuda bulunan zenginlikleri batıya taşıma amacını gütmektedir (Öztekin 2020 s.4-5).

Buradan hareketle Akdeniz üç önemli faktörü ile ön plana çıkmaktadır. Bunlardan birincisi Afrika, Asya ve Avrupa kavşağındaki yeri; ikincisi Cebelitarık, Çanakkale ve İstanbul Boğazı ve Uluslararası deniz yolları, üçüncüsü ise bir doğal gaz ve petrol kaynağı olma potansiyelidir. Son dönemlerde yapılan enerji çalışmalarının artması ile Doğu Akdeniz bölgesinin öneminde de artış gözlenmiştir. 2008 yılında bulunan petrol ve doğal gaz yataklarının varlığı, bölgeyi enerji merkezi durumuna getirmiştir. ABD Jeolojik Etütlerinin (USGS) 2010 yılında yayınladığı rapor ile Doğu Akdeniz bölgesinde yer alan Levant havzasının rezervinin, Irak rezervi ile karşılaştırılabilir olduğu ve tahmini doğal gaz kaynağının ise 3455 milyar metreküp (bcm) içerdiği açıklanmıştır (Uslu 2019 s.225).

Nil Delta Havzası’nı da yine aynı rapora göre, tahmini petrol rezervinin 1,8 milyar varil, doğal gaz rezervinin 6,3 trilyon metreküp (bcm), sıvı doğal gaz rezervinin ise 6 milyar varil olduğu belirtilmiştir. Kıbrıs Adası’nın etrafında bulunan petrol rezervinin tahmini 8 milyar varil olduğu belirtilerek Heredot (Girit Adasının Güneydoğusu) Bölgesi ile Kıbrıs Adasını çevreleyen bölgede tahmini doğal gaz rezervinin 3,5 trilyon metreküp (bcm) olduğu açıklanmıştır (Aksoy 2016 s.2).

Rapor dikkate alındığında Kıbrıs Adasının etrafı, Leviathan (İsrail ile Kıbrıs Adası arası) Bölgesi, Nil (Kıbrıs Adası ile Mısır arası) Bölgesi, Heredot (Girit Adasının Güneydoğusu) Bölgesinde bulunan enerji rezervlerinin tahmini değerinin 30 milyar varil petrole denk bir rakama ulaştığı görülmektedir. Bu rakamın hesap edilen yaklaşık değerinin 1,5 trilyon dolar olduğu belirtilmiştir. (Uslu 2019 s.226)

Aşağıdaki tablo ile Son dönemde Doğu Akdeniz’de keşfedilen doğal gaz miktarları belirtilmiştir.

Tablo-1: Doğu Akdeniz’de keşfedilen Doğalgaz Sahaları ve Rezerv Miktarları

Sahanın Adı Tahmini rezerv

(Milyar metre küp)

Sahiplenen Ülke Keşif yılı Üretim yılı
Afrodit 198-198,2 GKRY 2011 2019
Leviathan 509-509,7 İsrail/Filistin 2010 2019
Tamar 280-283,3 İsrail/Filistin 2009 2013
Karish 50,9-51 İsrail/Filistin 2013 2020
Mari-B 42-42,5 İsrail/Filistin 2000 2004
Tanin 33,9-34 İsrail/Filistin 2012 2020
Gazze-Marine 28,3 Filistin 2000 2017
Dalit 14,2 İsrail/Filistin 2009 2013
Shinshon 8,4-8,5 İsrail/Filistin 2012 **
Dolpfin 2,2-2,3 İsrail/Filistin 2011 2019
Noa 1,1 İsrail/Filistin 1999 2012
Zohr 850 Mısır 2015 2017

Kaynak:https://www.researchgate.net/publication/338801871_Akdeniz’de_Petrol_ve_Dogalgaz_Aramalarinin_Bolge_Enerji_ve_Guvenlik_Politikalarina_Etkisi (Erişim Tarihi:15.11.2021)

 

 

Doğu Akdeniz’de çıkarılan gazın pazarlanması için alternatif olan yollar ve maliyet tahmini aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Tablo 2: Doğu Akdeniz’de Bulunan Gaz Kaynaklarından Para Kazanmak İçin Yapılan Ortak Projeler 

PROJELER İLGİLİ DEVLETLER GAZ KAPASİTESİ TAHMİNİ MALİYET TAHMİNİ FAALİYET YILI
LNG TESİSİ KIBRIS VE İSRAİL 7-14 10-15  

2020

 

BORU HATTI İSRAİL-KIBRIS-YUNANİSTAN 30-40 17-20  

2020 VE SONRASI

BORU HATTI İSRAİL-KIBRIS-TÜRKİYE 5-11 5-10  

2023-2025

 

BORU HATTI İSRAİL-TÜRKİYE 5-11 5-10 2023-2025

 

Kaynak: https://www.avekon.org/papers/2348.pdf (Erişim Tarihi 30.09.2021)

1990 yılından 2009 yılına kadar keşfedilen büyük hidrokarbon kaynakları, Ortadoğu’daki enerji alanlarının yeniden tanımlanmasına neden olmuştur. (Uslu 2019 s.224) Yeni bulunan doğalgaz ve petrol rezervleri, bölgeyi enerjinin taşınma koridoru durumundan, enerjinin üret ildiği üretim merkezi haline getirmiştir. (Öztekin 2020 s.8)

Doğu Akdeniz’de mevcut olan enerji yataklarının, ekonomiye ve politik ilişkilere etkisine bakıldığında, sadece Doğu Akdeniz ile sınırlı kalmadığı aynı zamanda Ortadoğu coğrafyasını da politik ve ekonomik dinamikleri ile etkilediği görülmüştür. Avrupa ülkelerinin enerji kullanımını fazla gerçekleştirmeleri bu alanda yapılan sıralamalarda üst sıralarda yer almasına sebep olmuştur. Bu durum Avrupa’nın Bölgedeki enerji rezervleri ile yakından ilgilenmesine sebep olmuştur. Avrupa ülkeleri enerji konusundaki Rusya’ya olan enerji bağlılığının azaltılmasının hedeflenmektedir. (Aksoy 2016 s.1)

Bölge ülkeleri ve küresel güçler Akdeniz’de var olan enerji kaynaklarını elde etmeyi hedeflemektedirler. Ülkeler bunun için çeşitli mücadeleler içerisine girebilmektedirler. Öyle ki bölgede söz sahibi olamayacak güçte olan devletler dahi, küresel başka güçlerle anlaşmalar yaparak enerji yarışında dışarıda kalmamaya çalışmaktadırlar. Küresel güçler ise bu bölgelere direk müdahale yerine burada olan ülkeleri aracı yaparak çeşitli düzenlemeyle gidebilmektedirler. Akdeniz’in en önemli özelliklerinden bir tanesi küresel güçleri besleme potansiyeline sahip bir enerji kaynağı merkezi olmasıdır. (Sınır&Kantar 2021 s.30-31)

 

İran’ın Doğu Akdeniz’e Erişme Politikası

İran’ın Akdeniz e inme politikasının kısa geçmişi Sasanilere kadar uzanmaktadır. Sasani Şah’ı ikinci Hüsrev orduları ile MS 620’lerin başlarında Suriye, Mısır, Filistin, Bizans topraklarını işgal etmiş ve Konstantinopolis’i kuşatmıştır. MÖ.330 tarihinde Ahameniş İmparatorluğunun sona ermesinin ardından Akdeniz ile olan bağlantıları kesilmiştir. Böylelikle İran’ın Akdeniz’e ulaşma başarısı kısa sürmüştür. Sonrasında 1400 yıl kadar İran’ın Akdeniz’e inme hırsı kontrol edilmiştir. (Avdanial 2017 )

 

 

İran’ın, bölge ülkeleri üzerinde dini rejim baskısını kullanarak, nüfuzunu genişletme adına Batıya doğru bir dizi kara koridoru kurma hedefi, varlığını sürdürmeye devam etmektedir. (Torres 2021) İran’ın batı sınırından başlayarak, Kuzey Irak ve Suriye üzerinden Akdeniz’e uzanan bir koridorun oluşturulmasının sağlanması, bir kez daha İran’ın geçmişte olan Akdeniz’e erişme özleminin gerçekleştirilmesi demek oluyordu. (Avdanial 2017) Kara koridorları, Ortadoğu’nun stratejik bölgelerinden biri olan Doğu Akdeniz’de İran’ın söz sahibi olmasına ve bölgeye yerleşmesine sebep olabilecektir. (Askeroğlu 2020)

İran’ın Doğu Akdeniz’e inme politikasında iki rota olduğu söylenebilir. Birincisi İran’dan başlayarak Irak ve Suriye topraklarından geçerek Akdeniz’e ulaşmasıdır. İkincisi ise yine İran’dan başlayarak, Irak, Suriye ve Lübnan topraklarından geçerek Akdeniz’e ulaşmaktadır. İran açısından, İran’ın Irak Suriye ve Lübnan ile ilişkileri bu nedenle önemlidir. (El Züveyri 2017 s.18)

İran’ın Irak ile ilişkisi ele alındığında; Saddam Hüseyin tarafından yönetildiği dönemde Irak hükümeti, İran’da yaşanan devrimin kendi ülkelerine sıçramasından endişe duymuştur. Ayrıca Şattülarap su yolu sınır anlaşmazlığından kaynaklanan bir çatışma gerçekleşmiştir.41 sene önce İran ile Irak arasında savaş başlamıştır. 1980 yılında başlayıp, sekiz yıl süren savaş dönemi ve sonrasında Saddam karşıtı olan gruplar İran tarafından yaklaşık 17 yıl boyunca desteklenmiştir. Bunun sonucu olarak, İran’a yakın olan grupların Irak’taki siyasi mekanizmalarda yer alması ile Irak yönetiminde İran’ın söz sahibi olması ile neticelenmiştir. (Congar 2021)

Irak’ın 1991’de Kuveyt’i işgal etmesi ile bölgedeki stratejik çıkarların değişmesi hem bölge ülkelerini hem de batı ülkelerini tedirgin etmiştir. Bununla beraber ABD Birinci Körfez savaşını başlatmış ve Irak’ın Kuveyt’ten çekilmesi sağlanmıştır.  2003 yılında Saddam rejiminin bölge ülkeleri üzerindeki olumsuz etkilerinden dolayı ikinci körfez savaşı başlamıştır. Irak ABD’nin tam olarak işgali altına girmiştir. ABD’nin Irak ‘ı işgal etmesi ile Irak’taki Baas Rejimi’nin hakimiyeti sona ermiştir.

İran rejim yönünden Şiilerle Kürtleri yanına çekerek Irak üzerinde etkili olmuştur. Bunun sonucu olarak İran’ın Irak’ta politik nüfuzu artmıştır. Irak da kurulan yeni hükümetin İran ile yakınlaşması bu şekilde sağlanmıştır. (Sinkaya 2013 s.15) İran’ın hegemonik misyonu açısından Irak, önemli bir noktada yer almaktadır. İran, Irak’ın iç ve dış politikasını kendi çıkarları doğrultusunda dikte ettirebilmek adına askeri ve siyasi bir güç üssü kurmayı amaçlamaktadır. (Melamed 2018) Amerika’nın bölgeden ayrılması ile Irak, İran’a altın tepsi ile sunulmuştur. Bu durum İran’ın Irak’ da bulunan amacına ulaşmasını hızlandırmıştır. (Sinkaya 2013 s.6)

İran ve Suriye ilişkileri ele aldığında, rejimlerin zıt olduğu görünmektedir. İran’da rejim dinî esas üzerine kurulmuşken Suriye’de laik bir rejim hüküm sürmektedir. Kamusal alanda dinin kurucu bir niteliği bulunmamaktadır. İki ülke de ideolojik devlet kimliğine sahiptir. Bölgedeki diğer ülkelerin aksine Suriye ve İran Filistin topraklarında İsrail ‘in varlığı karşısında tavır takınmış ve kendilerini İsrail’e karşı engelleyici eksen olarak tanımlamışlardır. (El zuveyri 2017 s.23) ABD ve Siyonizm karşıtlığı iki ülkeyi birbirine yakınlaştıran nedenlerin başında yer almaktadır. Aynı zamanda İran ve Suriye Saddam Hüseyin tarafından yönetildiği dönemde Irak ile karşı karşıya kalmıştır. (Sinkaya 2012 s.5)

Suriye yönetimi İran’da 1979 yılında gerçekleşen devrimde İsrail ve ABD ile ilişkileri iyi olan Şah yönetimin devrilmesini olumlu karşılamıştır.1980 yılına gelindiğinde İran-Irak savaşının başlamasıyla Suriye, İran’a karşı Irak’ı destekleyen bölge ülkelerinin aksine İran’ı açıkça desteklemiştir ve bu davranış iki ülke arasındaki dostluğun kuvvetlenmesine sebep olmuştur. (Sinkaya 2011 s.39)

İran’da başlayarak Irak’a, Irak’ dan Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’de sonlanan bir “Şii Hilal‘nin oluşturulması’ Bahreyn’de yaşayan Şiiler ile Yemen’de bulunan Husiler’ in oluşmasına yardımcı olmuştur. Körfez monarşileri ile İsrail bu genişlemeleri durduramamışlardır. İran kendisine uygulanan izolasyona rağmen, Suriye’ye Devrim muhafızları üyeleri ile Şii paramiliter örgütler göndererek başarı sağlamıştır. Yemen’de yer alan Husiler (İran müttefikleri) Kuzey yemenin çoğunluğunu kontrol ederken, Hizbullah Lübnan’da en kuvvetli militan grup olmaya devam etmiştir. Irak’ da bulunan Şii milisler engellenmeksizin faaliyet göstermeye devam ediyordur. (Rossidis 2021)

İran’ın askeri hareketlerle Suriye’de elde etmeye çalıştığı üç hedefi başardığı görülmektedir. İlk hedefi güvenlik, askeriye ve ikisinin bütün faaliyetlerinin karar mekanizmalarına erişebilmeye olanak sağlayacak devlet içerisine nüfuz etmek, ikinci hedefi olarak sıcak sulara inme ve Suriye’nin en önemli karayollarının hakimiyetini sağlayıp bu yolu kullanarak Hizbullah a silah gönderebilecektir. Son hedefi ise Deyrizor ve Rakka’da yaşanan operasyonlarda Suriye’nin en önemli müttefiklerinden biri olan İran ile karşılaşma olasılığını az gören ABD hükümetine karşı güçlü duruş sergilemek, Suriye Muhalif güçler ile siyasi çözüm bağlamında olası yerlerini düzeltmelerini engellemektir.

2011 yılında Suriye Der’ de başlayan ayaklanmaların durdurulmasın da merkez hükümetin yetersiz kalması, Dış güçlerin bölgeye işgalde bulunmasına neden olmuştur. Merkezi hükümetin hakimiyetini kaybettiği alanlarda, hidrokarbon rezervlerinin olması tesadüfi değildir. Bölgede yaşanan iç savaşın arka yüzü ele alındığında, enerji kaynaklarında hakimiyeti ele geçirmek ve taşıma koridorlarını ele geçirme mücadelesi yaşayan İran, Irak, Suriye, Lübnan, İsrail, Katar, Suudi Arabistan, Türkiye, ABD ile Rusya’nın çıkarlarıyla alakalı farklı doğal gaz projelerinin yarışıyor olmasıdır. (Uslu 2019 s.225-226)

Uzun vadeli olarak Tahran, Irak’ta ve Suriye’de kendini ekonomik ve siyasi bir güç temin etmektedir. Suriye’de İran askeri olarak tavizler vermek durumunda kalacaktır. (Sohtaoğlu 2020) Şii savaşçılar, muhalefete, özellikle de Halep’e (2016’nın sonları) karşı büyük toprak kazanımları getiren mücadeleye öncülük etti. İran’ın çatışma süresince Suriye’ye artan katılımı, sadece bir müttefiki desteklemek için değil aynı zamanda gelecekte rolünü sürdürmek anlamına da geliyordu. İran’ın Suriye’deki muazzam finansal, maddi ve insan kaynakları yatırımları, İran rejiminin Suriye’deki varlığını uzun vadeli bir mesele olarak gördüğünün bir göstergesidir. (I.D.F.)

 

İran’ın Lübnan ile ilişkisi ele alındığında ise; İran ile Lübnan arasında güçlü bağlantılar bulunmaktadır. Lübnan’da hâkim olan 18 mezhepten en büyüğü olan Şii cemaati aracılığıyla İran Lübnan ile bağlarını kuvvetlendirmiştir. Lübnan’a İran’dan gelen din adamları, Lübnan halkına eğitimler vermiştir. İlk kez Şii toplumunu Lübnan’da hareketlendiren lider Lübnanlı ilahiyatçılardan Musa El Sadr’dır. 1974 ‘de Sadr ‘Mirastan Mahrumlar Hareketini’ kurmuştur. Sonrasında Lübnan’da yaşanan iç savaşta Lübnan halkına destek amaçlı Amal adı verilen silahlı bir oluşumu gerçekleştirmiştir. Sadr Libya’ya yaptığı bir ziyaret sonrasında kaybolmuştur lakin kurduğu Amal Lübnan’daki Şii partilerinden biri olmaya devam etmektedir. (Hokayem 2010)1979 da yaşanan devrim sonrasında artış göstererek, günümüze dek gelen bağlar aktif olarak devam etmektedir. İran’ın Lübnan’da bulunan Şii gruplara finansal, askeri, manevi destekler sunmuştur. (Fulton 2010 )

1982 yılına gelindiğinde Lübnan’ın İsrail tarafından işgal edilmesi, Tahran hükümetine Ayetullah Hümeyni‘nin ideolojisini yaymaya ve burada bulunan Şiilerle olan bağlarını kuvvetlendirmiştir. İran 1982 yılında Irak ile bir savaş içerisinde bulunmaktadır. Bölgede bulunan birçok ülke tarafından yalnızlaştırma politikasının uygulandığı bir dönemde İran yeni bir cepheye sahip olmak için bir yol arıyordu. (Hoyakem 2010) İran ‘da İran Devrim Muhafızları Kolordusu (IRGC), Hizbullah (Tanrı’nın Partisi) adıyla yeni ortaya çıkan milislere eğitim ve fon desteği sağlamıştır. Şii bir direniş hareketi olarak kendisini tanımlayan Hizbullah, 1985 yılına gelindiğinde Batılı güçleri bölgeden atmaya yemin etmekteydi. Aynı zamanda İsrail devletinin yıkılmasının gerektiği söylemini duyurmuştur. (Naci 2020) ABD’nin bölgeye uyguladığı ambargolar Lübnan ‘ı İran’a daha da yakınlaştırmıştır. ( Hashem 2020) ABD’nin uyguladığı ambargolara yakın zamandan bir örnek gösterelim. 2020 yılında Amerika’nın yaptırım listesine eklenen bir firma olan Amana, Lübnan’da İran yakıtının dağıtılması için kullanılan şirkettir. Amana şirketi kendisine uygulanan yaptırımlara rağmen faaliyetlerine devam etmektedir. Bunun altında yatan nedenlerden bir tanesi Lübnan’da benzeri görülmemiş bir yakıt sıkıntısının yaşanıyor olmasıdır. (Khatib 2021)

Suriye ve Irak’ da devam eden çıkar gruplarının çatışmasının varlığı bölgede yeniden inşa çabalarının sonucunun İran yönünden olumlu ilerlemesine sebep olmuştur. (Mroue & Qassim 2017) Suriye’de yaşanan iç savaşta İran, ordu içindeki nüfuzunu kullanarak askeri ağırlığını arttırıp, savaş sonrası için imtiyazlar kazanmayı güvence altına alacağı söylenebilir.

 

 

Tahran’ın Doğu Akdeniz Koridoru

İran’ın sahip olduğu uzun dönemli hedeflerinden birisinin, gelişmeye elverişli bölgeleri birbirine bağlayan bir ağa sahip olmak olduğu söylenebilir. Bu İran yönünden, İranlıların Direniş ekseni olarak adlandırdıkları bir kara köprüsünün kurulmasını gerektirmektedir. (Torres 2021) Bu kara köprüsü Şii Hilali olarak da adlandırılmaktadır. Bu ağ İran’ı Irak üzerinden Suriye ve Lübnan topraklarını kullanarak birbirine bağlamış bulunmaktadır. (Clawson 2018) İran kara koridoruna erişim sağlama hedefini gerçekleştirebilmek için hedef ülkelerde (Irak Suriye ve Lübnan) kendine bağlı yerel güçlere sahip olmalıdır. Bu müttefik güçler İran’dan gelen tedariklerin ve desteklerin müttefik olan ülkelere ulaşımının sağlanmasının güvence altına alınması için destek sağlayacaktır. (MENA 2020) Dünyada bulunan Müslüman nüfusunun yalnızca yüzde onunu Şiiler oluşturmasına rağmen İran’da büyük çoğunluğa sahiptirler. Bu ağ üzerinde bulunan bölgelerde Şiilerin hakimiyeti olduğu görülmektedir. (Clawson 2018 )

 

İran’ı, İran’ın batı sınırından başlayarak Doğu Akdeniz’e ulaştıran Kara koridorunun mesafesi 1.300 kilometreden azdır. İran bu mesafedeki hakimiyeti elde etmek için çeşitli adımlar atmıştır.2011 yılından başlayarak 2013 yılına gelinceye kadar, Irak’tan geçen bir kara geçişi üzerinde bulunan, Suriye’nin El Tanf geçişinin karşısında bulunan El Waleed geçişine kadar uzanan bölgede İran hakimiyet sağlamıştır.2014 yılına gelindiğinde Musul da yaşana gelişmelerin sonrasında İran Kara koridoru projesini duyurmuştur.(MENA 2020)Tahran yönetimi İran’ı Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz’e bağlayan rotanın,stratejik öneminin farkında olup, bu projenin gerçekleştirebilmesi adına milyonlarca dolar yatırım yapmıştır.(Ramih 2021)

 

2016 yılının sonbaharında Wall Street Journal gazetesinde yapılan ‘Tahran’dan Beyrut’a bir kara koridoru’ başlıklı haber ile İran’ın Akdeniz’e uzanan kara koridoru üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. (Adsenik & Mcmaster&Talebu 2019) Martin Chulov 2016 yılının Ekim ayında hazırladığı makale ile Denize giden yol’ u ele almış, Irak’taki İran yanlısı milislerin IŞID’ le olan savaşın, İran’ın Suriye ve Irak’ta etkinlik kazanmaları ve Akdeniz’e gidecek olan kara yolu projesinin gerçekleşmesi için kullandığını belirtmiştir. Suriye ‘de IŞID’a karşı savaşmanın rotasını YPG’lilerin hâkim oldukları bölge olarak göstermiş, İran nüfuzunun Sicar’ dan Bakuba’ ya Kamışlı’ dan Kobani’ ye oradan da İdlib Humus ve denize ulaştığını göstermiştir. (Frantzman 2019 )

Harita 1: Kara köprüsünün kuzey ve güney güzergahları

Kaynak: “The Iran Threat Network alongtheQa’im – BukamalCorridor : a FlashpointforPowerProjection” https://www.americansecurityproject.org/the-qaim-bukamal-corridor-a-flashpoint-for-iranian-power-projection

 

 

Harita 2: Kara köprüsünün kuzey (kırmızı) ve güney (yeşil) güzergahları

(Kara köprüsünün kuzey (kırmızı) ve güney (yeşil) yolları. Güney rotası, geçen üst ve alt kollara sahiptir.Sırasıyla, el-Kaim/Albu Kemal ve el-Tanf aracılığıyla. Kaynak: FrancMilburn tarafından hazırlanan Stratejik Değerlendirme (İsrail) haritasından uyarlanmıştır. )

Kaynakça: https://www.fdd.org/wp-content/uploads/2019/06/fdd-report-burning-bridge.pdf

İran’ı Doğu Akdeniz’e ulaştıracak koridor kuzey ve güney olarak iki ana güzergaha ayrılmıştır. Kuzey rotası, Irak’ta bulunan Kürt bölgesinden Kerkük’e, Kerkük’ den Erbil’ e, oradan da Musul ve Rabia’ya uzanacaktı. M4 karayolu, Suriye topraklarında Türkiye sınırına paralel ilerlemektedir. Karayolu ile Halep iletişim merkezi ile İran- Rus varlığının olduğu Lazkiye limanı ve hava üssüne erişim doğrudan sağlanabilir. Halep’ten Humus’a uzanan M5 karayolu üzerinden rahat bağlantı sağlanması mümkündür. Buradan başka bir koridor ile Beyrut’a ulaşılabilir.

Güney rotası ise, Orta Irak üzerinden, Bağdat’ da ki M1 Karayolu boyunca ilerleyerek Suriye El Tanf’ a oradan da Şam ve Beyrut’a erişebilecektir. Güney rotasına bir alternatif olarak düşünülebilecek üçüncü bir rota ise; Fırat Nehri üzerinden El kasım da ki Irak sınırına, Ebu Kamal’ dan şehrinden Suriye’ye uzanan, Dier ez Zor’a ve Humus iletişim merkezine kadar ulaşabilecektir.Ulaşılan noktadan Tartus Liman kendine erişim sağlanabilir. Tartus’da Rusya’nın hakimiyeti mevcuttur. (Torres 2021 )

Kara köprüsü ile İran ‘ın Akdeniz’e karayolları ile rahat bağlanması hedeflenmektedir. Kara köprüsü ile İran’ın Hizbullah’a ikmal sağlama ve güney Suriye’de başka cephesinin ortaya çıkarılması amacına ulaşması düşünülmüştür. (Steinberg 2021) Karayolu ile İran’nın tedarik zincirlerini gerçekleştirdikleri havaalanlarının olası İsrail tarafından bombalanması durumunda, kullanabilecekleri yeni bir alternatifi elde etmiş olacaklardır. Bu kanal Ortadoğu’da birbirleri ile bağlantısı olmayan gruplarda şii kimliğinin pekişmesine neden olabilecektir. Son olarak da daha az bir maliyetle silah sevkiyatını gerçekleştirebileceklerdi. (Torres 2021)

Harita 3: Ekim 2016’da tasarlanan kuzey kara köprüsü güzergahı.

Kaynak: İlk kaynak gösterimi TheGuardian (Birleşik Krallık), https://www.fdd.org/analysis/2019/06/18/burning-bridge/

İran sahip olduğu doğal gazını Irak, Suriye ve Lübnan üzerinden Akdeniz kıyısına oradan da Avrupa pazarına ulaştırmayı hedefliyordu. Hedefine ulaşabilmek için Tahran, Bağdat ve Şam arasında 2011 yılında yeni bir doğal gaz boru hattının inşa edilmesi için bir memorandum imzalanmıştır. Lakin Suriye’de yaşanan istikrarsızlık nedeniyle bu hedefi ikinci plana bırakılmasını gerektirmiştir. (Askeroğlu 2020 )

Tahran hükümeti, bölgede var olan doğal gaz ve petrolü Avrupa’ya pazarlama hedefini gerçekleştirmek istiyordu. Bunun için Irak ve Suriye üzerinden açılan bir koridorla Lazkiye limanı hedef olarak belirlenmiştir.2019 Şubat ayında Ruhani ile Esad arasında gerçekleştirilen anlaşma ile İran Lazkiye limanının işletmesini 2019 yılının ekiminde kazanacağı duyurulmuştur. (Haşıl 2019 )

İran yapılan bu anlaşma ile 23 depoya sahip olan Suriye limanını ekonomik amaçlar doğrultusunda kullanma hakkını elde etmiş olacaktır. (Moubayed, 2019)

Şam’ın Suriye’nin batısında bulunan Lazkiye Limanı’nın kullanım hakkının İran’a vermesiyle Tahran, ilk kez Lazkiye ve Tartus’daki Rusya ‘ya ait olan askeri üslerin yakınından Akdeniz’e adımını atmış olabilecektir. İran’ın Lazkiye Limanını işletmesiyle ilgili anlaşmanın imzalanmasıyla İran, ilk kez sıcak sulara ulaşmış olacaktır. (Sohtaoğlu 2020 )

İran, kara koridorunu oluşturma hedefini gerçekleştirmeye çalışırken önüne çıkan ekonomik fırsatları da değerlendirmiştir. Anlaşma yaptığı ülkelerde nüfuzunu geliştirmeye yönelik adımlar atarak bölgedeki siyasi hakimiyetini de elde etmeyi amaçlamışlardır.

İran’ı Bağdat üzerinden Şam’a, Şam’dan da Akdeniz ‘e ulaştıracak demir yolu ve karayolu projesi üzerinde uzun süreler çalışan İran yönetimi yakın zamanda Esat yönetimi ile önemli anlaşmalar imzalamışlardır. (Sohtaoğlu 2020 ) 17 Ocak 2017 tarihinde İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı İshak ile Suriye Başkanı Imad arasında doğal gaz ve petrol deposu inşaatı için arazi tahsisi, tarım arazilerinin tahsisi, maden işletmesi, GSM operatörü tesisi gibi konuları kapsayan beş iş birliği anlaşması imzalanmıştır.(Seifi 2017)

15 Ağustos 2018 tarihine gelindiğinde Suriye toplu konut bakanı Hüseyin Amus, yaptığı bir açıklama ile 30.000 civarındaki konutun inşasını İranlı firmalara teslim edeceğini duyurmuştur. (IRNA 2018) Silahlı kuvvetlerin yeniden yapılandırılmaları için Suriye ile İran arasında 26 Ağustos 2018 tarihinde bir iş birliği anlaşması imzalanmıştır. (IRNA 2018) Suriye Elektrik Bakanı ile İran Enerji bakanı arasında 1 kasım 2018 tarihinde yapılan anlaşma ile Lazkiye’de 540 megawat kapasiteli 411 milyon avro değerinde bir enerji santrallinin İran tarafından yapılacağı duyurulmuştur. (IRNA 2018) 28 Ocak 2019 tarihinde İran Cumhurbaşkanı yardımcısı ile Suriye Başbakanı İmad Hamis bayındırlık ve iskân, ekonomi, kültür ve sanat, eğitim öğretim, ulaşım sektörlerini kapsayan 11 anlaşma ve mutabakat zaptı imzalamışlardır. (Jahangiri 2019) İran’ın bölgede yaptığı ekonomik yatırımlar uzun dönemli hedefleri gerçekleştirmek adına atılan adımlardır. Bu adımlarla İran bölgedeki nüfuzunu geliştirecek ve siyasi olarak söz sahibi olabilecektir.

Başlıca Küresel Güçlerin Kara Koridoruna Bakışı

Doğu Akdeniz, küresel güçlerin çıkarlarının çatıştığı bir bölge olarak karşımıza çıkmaktadır. Bölgenin yakınlarında yaşanan çeşitli güvenlik sorunları, etnik çatışmalar, insan ticareti, göçmen akınları, uyuşturucu ticareti, terör gruplarının varlığı, kitle imha silahlarının varlığı bölgeyi barış ve istikrardan uzak, uluslararası sorunların temelinde bir yer haline getirmiştir. (Kedikli & Çalağan 2017.125)

 

ABD’nin İran’ın Kara Koridoruna Bakışı

Photo: Shutterstock

 

ABD, İran’ın Kara koridorunun varlığının, başta ABD olmak üzere İsrail, Ürdün ve Körfez İş Birliği Konseyinin bölgedeki varlıklarına ve elde edecekleri çıkarları tehdit edebileceğini düşünmektedir. ABD tehditlere karşı korumak amacıyla, Tahran’a yaptırım uygulanması, ABD üslerini Irak Suriye ve Ürdün sınırları arasında konumlandırılması bu konudaki kararlılığının göstergesidir. ABD, İran ‘ın bölgede yayılmacı politika izlemesini engellemek istemektedir. İran’ın bölgede nüfuzunun yayılmasının önlenmesi ABD ‘nin çıkarına olan bir durumdur. Amerika’nın Dış işleri bakanı yaptığı bir açıklama ile ABD’nin çıkarına yönelik bir saldırıyla…. Devamını okumak için…

Haber analiz yazımızı Ingilizce  okumak için

Bu makaleye ücretsiz olarak okumak için abone@europolitika.com adresine talepte bulunabilirsiniz.