Yusuf Ertuğral: Türkiye’nin AB’ye Üye Olması İmkânsız Değil

 

*Bu röportaj 12.10.2020 tarihinde Pressenza (Türkiye) Uluslararası Haber Ajansı Muhabiri  Gökhan Korkmaz

tarafından gerçekleştirilmiştir ve Pressenza (Türkiye) sitesinde yayınlanmıştır

 

Avrupa Birliği ile ilgili güncel konuların yer aldığı  EUROPolitika Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Yusuf Ertuğral ile dergiyi, Türkiye’nin AB’ye üyelik sürecini ve Avrupa Birliği’nin geleceğini konuştuk.

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Lisans eğitimimi Anadolu Üniversitesi’nde İşletme bölümünde  tamamladım. Uzun bir dönem özel bir bankada çeşitli şubelerde ve genel müdürlük birimlerinde muhtelif görevlerde yetkili eğitmen olarak çalıştım. Bu dönem içerisinde yüksek lisansımı Beykent Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler alanında “Amerikan’ın İhtiyatlı Dış Politikası ‘Akıllı Güç’ ‘ün Pasifik Vizyonu” başlıklı tezimi sunarak tamamladım. Hemen akabinde ikinci yüksek lisansımı Bahçeşehir Üniversitesi’nde “Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler” alanında başladım Eğitim döneminde saha çalışması adına Berlin ve Washington D.C.’de  bulunarak önemli STK, NGO ve Think -Tank merkezlerini ziyaret ve görüşme imkânı buldum. Söz konusu bu ziyaretler daha sonraki yıllarda şu anda kurucusu olduğum ve genel yayın yönetmenliğini yürüttüğüm EUROPolitika Dergisi’nin kuruluş amacının fikrini ve ilhamını verdi. Ayrıca uzun yıllar çalıştığım özel sektördeki görevimden ayırılarak akademik kariyere yönelmeye karar verdim. Avrupa Araştırmaları Enstitüsü- Avrupa Siyaseti ve Uluslararası İlişkiler bölümünde doktora eğitimine başladım ama özel nedenlerden dolayı bir süreliğine ara vermek zorunda kaldım.

Avrupa Birliği’nin geleceği ve Avrupa Birliği ile ilgili diğer hususlar hakkında çeşitli içeriklerin bulunduğu EUROPolitika Dergisi’ni yaşama geçirme fikri nasıl ortaya çıktı? 

Fikir olarak aklımda belirmesinin ilginç bir hikayesi vardır benim için. 2013 yılında yüksek lisans tezimi savunma tez konumun konsepti olan “Obama Doktrini” ve ABD’nin yeni dış politika vizyonu savunmasını yaparken malum o heyecanın ve stresinin en tavan yaptığı an üç kişilik jüriden bir hocam; “…tez konunla alakalı değil ama fikrini öğrenmek istiyorum” dedi ve “Avrupa Birliği sence dağılacak mı?” diye bir soru yöneltti. Soru karşısında cevaben; “Ben Avrupa Birliği’nin dağılacağına inanmıyorum ama çok vitesli bir Avrupa’ya evirilebileceğini düşünüyorum” cevabını verince hocam; “Hayır bence mutlaka dağılacak!” diyerek çıkış yapınca diğer jüride bulunan ve danışman hocam itiraz ederek dağılmayacağını konusunda karşıt görüşünü açıklayınca juri benim tez savunmamı unutarak bir süre bu konuda akademik bir tartışmaya girmişti. Hocamızın o anki bu sorusu Avrupa Politikalarına yönelmemi tetikleyerek araştırma konularımı bu yöne çevirmeme vesile oldu. Diğer yandan yüksek lisansa başladığım 2011’in ilk aylarında henüz Arap Baharı‘nın kendini hissettirdiği dönemde uluslararası ilişkiler öğrencileri olarak ilgi odağımız Ortadoğu ve tabi ki tez konuları da başta Suriye olmak üzere yazılmaya başlanmıştı. Yine ilerleyen yıllarda malumunuz hükümet ile AB arasında ilişkiler duraklamaya girerek kamuoyunda da eski heyecan ve motivasyonun azaldığı bir döneme girilmişti.

Yüksek lisandan birkaç arkadaşımla ülke gündemi konularında yaptığımız rutin sohbetlerimizden birinde hem akademik kariyerimize katkı sağlaması hem de soğuyan ilişkilerin yeniden canlandırma adına düşünce kulübü konseptinde bir oluşum için bir adım atmak adına EUROPolitika Dergisi’ni kurmaya karar verdik. Ama iki önemli soru karşımıza çıkmıştı. Kim bu dergiyi okuyacak ve derginin finansmanını nasıl sağlayacağız. Bu heyecanla derginin çekirdek kadrosu olan dört kişi imece usulü para toplayarak 2016 yılının Ocak ayında ilk sayımızı çıkardık. Kadromuz az olduğundan ve malum maliyetlerden dolayı ilk olarak aylık olarak düşündüğümüz sonra üç aylık olarak çıkarmaya karar verdik. Bu heyecanla üç ay sonra yine imece usulü 2.sayımızı çıkartarak bu işe bulaşmış olduk.

Derginin içeriğinde hangi konular yer almaktadır ve bu konuları konuşmaya sizi çeken şey neydi? Derginin içerikleri hangi mecralarda yayınlanmaktadır?

EUROPolitika Dergisi olarak sohbetimizin en başında da bahsettiğim gibi özellikle 2011 Arap Baharı’nın tetiklediği mülteci- göç krizi ve hatta 2008 ekonomi krizini de ekleyebiliriz bu sürece, Avrupa’nın içinde bulunduğu sosyo-ekonomik krizlerin sonuçları  ve görüş farklılıklarından doğan politik tartışmalar yer almaktadır. Bu konuları incelemeye ve konuşmaya çeken benim için önemli neden; ise  bir uluslararası ilişkiler öğrencisi olarak söz konusu bu gelişmelerin tarihi arka planlarını, güncel gelişmeleri inceleyerek olumlu veya olumsuz aksiyonlarını objektif bir şekilde değerlendirme merakı beni bu alana çekmektedir. Dergimizin içerikleri gerek basılı olarak gerekse de YouTube & Podcast dijital kanallarda yayımlanmaktadır.

EUROPolitika Dergisi’nin ekibinde kimler yer almaktadır ve derginin iş modeli nasıl?  Fon mu alıyorsunuz, okurun desteği ile mi geçiniyorsunuz ve sponsorlarınız kimlerdir?

Dergimizin kurucu çekirdek idari ekibinin yanında dönemsel olarak değişen gönüllü lisans, yüksek lisans ve doktora öğrencileri yer almaktadır. EUROPolitika olarak fon desteği iş modelini benimsiyoruz. Neden bunu benimsedik? Sohbetimizim en başında değindiğim gibi 2016 yılında dergimizi ilk çıkarmaya başladığımızda önemli bir finans döngüsü sıkıntısı gerçeği ile karşılaştık. Basım maliyetleri yanında özellikle derginin dağıtım maliyetleri de yüksek oluşu görünürlüğümüzü kısıtlamaktaydı. Bundan dolayı ikinci sayımızdan sonra bir altı ay ara vermek zorunda kaldık. Dergimizin devamlılığı adına fon desteği arayışımızda dergimizin etik değerleri ve vizyonu ile örtüşen Friedrich Naumann Vakfı (FNF) tarafından 2017 yılından bu yana dönemsel projelerimizde ve yayınlarımızda destek almaktayız. Diğer önemli sponsor partnerimiz ise Türkiye’nin dijital gazetecilik akademisi olarak bilinen NewsLabTurkey ile 2020 yılının ilk altı ayında çalışma fırsatı elde ettik. NewsLabTurkey’in desteği ve rehberliğinde günümüz dijital çağına ayak uydurarak takipçilerimize YouTube ve Podcast kanalarıyla daha fazla mecralarda seslenmek imkanına kavuştuk. Ayrıca, Beykent Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler bölümünün paydaşı olarak projelerimizde destek almaktayız.

EUROPolitika Dergisi olarak sürdürdüğünüz faaliyetlerden ve projelerden kısaca söz eder misiniz?

EUROPolitika Dergisi olarak basılı yayınlarımızın yanında Avrupa’nın gündemini oluşturan konularda alanında etkin ve yetkin akademisyen ve uzmanlardan oluşan isimlerle her yılın Şubat ve Mart aylarında yuvarlak masa toplantıları ve panel organizasyonları düzenlemekteyiz. Bu zamana kadar toplamda üç önemli konu başlığında etkinlik gerçekleştirdik. FNF iş birliğinde 2017 yılında; “Brexit Sonrası Birleşik Krallık’ın ve Avrupa Birliği’nin Geleceği” konu başlığında yuvarlak masa toplantımızı, 2018 yılında; “Türkiye – Almanya İlişkileri Paneli” ve “Gümrük Birliği Çalıştayı” ve son olarak 2019 yılında “Avrupa’da Yükselen Mikro Milliyetçilik ve Self-Determinasyon” projelerimizi gerçekleştirerek her faaliyetimiz sonunda yapılan kritik ve projeksiyonların çıktılarını özel sayı olarak basılı olarak yayınlayarak kamuoyu ile de paylaşmaktayız.

2020 yılı itibariyle de dergimizin danışma kurulunda yer alan değerli akademisyen hocalarımızın ve uzmanların Avrupa politikaları alanındaki görüş ve analizlerini daha aktüel bir dille ele alarak daha geniş kesimlere ulaşmak adına NewsLabTurkey’in katkısıyla EUROPolitika olarak hazırladığımız EUROPolitika News projemizle “Akademik Söyleşi” adı altında yayın faaliyetlerimizi sürdürmekteyiz.

Son olarak  “Covid-19 Sonrası Avrupa Birliği’nin Geleceği” dosya konulu özel sayı kitap yayını hazırlığı içerisindeyiz ve Ekim ayı sonunda çıkarmayı planlıyoruz.

Avrupa Birliği konusunda çeşitli içerikler hazırlayan farklı yayınlar da var. Derginizin bu yayınlardan farkı nedir? Avrupa Birliği konusunda çalışmalar yürüten akademisyenler, öğrenciler ve uzmanlar EUROPolitika dergisini neden takip etmeli? 

Yerinde bir soru gerçekten. Bu sorunuzu cevaplamak adına yakın zamandan bir feedback yaparak sorunuzun cevabına bağlamak istiyorum. Malumunuz 90’lı yıllarının ortalarına doğru Türkiye’nin Gümrük Birliğine girişi ve yine malumunuz tam üyelik müzakerelerin yapıldığı 1997 yılların sonunda özellikle gerek hükümetlerin dış politika vizyonlarında gerekse ’de eş zamanlı akademi dünyasında AB konusunda büyük bir ilginin ve canlanmanın olduğunu görüyoruz. Benim de kısada olsa doktora öğrenimi yaptığım Marmara Üniversitesi – Avrupa Araştırmaları Enstitüsü başta olmak üzere bu dönemde Türkiye’de önemli devlet ve vakıf üniversitelerinde AB Araştırma Enstitüleri ve STK’lar kuruldu. Söz konusu bu kurumlardan çok değerli hocalarımız yetişerek önemli bir ekol oluşturdular ve tezler, makaleler ve analizler üretilerek ciddi literatür oluşturacak yayınlar üretildi. Ayrıca, bugün uluslararası ilişkiler öğrencileri olarak bizler ilk kurulan bu enstitülerin bölümlerinden mezun olmuş hocalarımızdan dersler alarak istifa etmekteyiz.

Ancak, AB çalışmalarının özellikle son yedi-sekiz yıl içinde bir duraksama yaşandı ve ardından da AB konusu hem yönetim hem akademi dünyasında hem de halk nezdinde ilgi düzeyi düşük seviyede seyretti. Mülteci ve göç krizinin Avrupa’yı etkilemesiyle birlikte hem AB üye ülkelerinde ve hem de Türkiye kamuoyunda soğuyan ilişkiler tekrar canlanmaya başladı. EUROPolitika Dergisi olarak bu gelişmeleri tarihi arka planlarını, güncel gelişmeleri inceleyerek olumlu veya olumsuz aksiyonlarını AB ve üye devletlerinin objektif bir şekilde tartışarak akademik literatüre katkı sağlamak vizyonunu hedefleyerek yayınlarımıza başladık. AB ve Türkiye arasındaki ilişkilerin motivasyonun düşük seyretmesinden dolayı geniş bir alan boşaldı. Dergi ekibi olarak bunun farkında olarak yayınlarımıza başladıktan kısa bir sürede fark edildik. Zira, beşinci yılımıza girerken bugün özelikle az önce söz ettiğim bu ekolden gelen ve uzmanlık alanları AB olan hocalarımız için alternatif bir yayın alanı açıldığından dergimize sahip çıkarak ve aynı zamanda bizi akredite ederek öğrencilerini yönlendirmekteler. Bu da sanırım doğru zamanda ve doğru şeyler yaptığımızı göstermekte ve bizleri manevi olarak motive etmekte.

EUROPolitika Dergisi’nin e-bülten olarak gönderildiğini de biliyoruz. Derginizin abone sayısı kaçtır? İçerikler konusunda okuyuculardan nasıl geri dönüş aldınız?

Sivil inisiyatif yurttaş girişimi olarak dergimizin bir kamu görevi üstlendiğinin farkında olarak tüm yayınlarını ücretsiz olarak gerek kendi sitemizde gerekse de DergiPark’ta erişime açık tutuyoruz. Bundan dolayı yüksek tirajlı bir abonemiz yok. Sadece gelecek sayılarımızın sürdürülebilirliği adına dönem dönem değişkenlik göstersede gönüllü abone destekçilerimiz bulunmakta. E-bülten gönderimine NewsLabTurkey ile birlikte yürüttüğümüz projemizin vesilesi ile şubat ayında başladık. Açıkçası beklediğimizin üzerinde motivasyonumuzu artıran geri olumlu dönüşler aldık.

Biraz da Türkiye ile AB arasındaki ilişkilere değinelim. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne girmesi gerekli mi diğer bir deyişle AB’ye üye olmanın Türkiye’ye artıları ne olacak? Türkiye’nin AB’ye üye olması mümkün mü?

İzin verirseniz son soruda başlayarak cevaplamak isterim. Her ne kadar yakın zamanda AB’nin yıllık Türkiye raporunda Ankara’nın Avrupa Birliği’nden giderek uzaklaştığı belirtiliyor olsa da ve şu anki hükümetin dış politika refleksleri bunu doğruluyor olsa da Türkiye’nin AB’ye üye olması mümkündür ve hiçbir zaman imkânsız değildir. 2004 Yılının sonlarında Türkiye’nin AB üyelik müzakerelerin başlaması adına Avrupa Parlamentosunda birçok dilde “Evet” yazan pankartların açıldığı oturumu hatırlayın… Biraz daha gidersek 1997 yılının yine sonlarına doğru gittiğimizde o zamanki konjonktürün Türkiye’nin adaylığının önünü nasıl açtığını hatırlarsak Türkiye’nin her zaman AB’ye üye olması mümkündür.  Peki Türkiye’nin AB’ye girmesi gerekli midir? Bu sorunun cevabını çok değerli hocam Prof. Muzaffer Dartan’ın derslerde bizlere her zaman hatırlattığı bir sözünü aktarmak isterim. Hocamız; “Arkadaşlar AB tamamen kusursuz ve cennetten bir köşe değildir. Ama Türkiye olarak sadece Kopenhag kriterlerini özümsemiş olsak zaten AB’ye girmeye ihtiyacımız kalmayacaktır…” Malumunuz burada hocamız kastettiği hususlar kısaca liberal demokrasi, hukukun üstünlüğü, ekonomik özgürlük ve insan haklarına saygıya adanmış bir devlet ve halk ilişkisinden söz ediyoruz. Sonuç olarak AB’ye üye olmanın Türkiye’ye artıları ne olacağınında cevabını vermiş oluyorum sanırım.

AB zirvesinde Doğu Akdeniz’de yaşanan siyasi gelişmelerden dolayı Türkiye’ye yaptırım tehdidinde bulunuldu. Bu konuyu da göz önünde bulundurursak AB’nin Türkiye’ye yönelik yaklaşımını nasıl buluyorsunuz ve ilişkilerin düzelmesi mümkün mü?

AB’nin Doğu Akdeniz’de kurulan enerji denkleminde Türkiye’yi dışarıda tutmasına elbette katılmıyorum. Türkiye’nin uluslararası hukuk kuralları  çerçevesinde hakkını araması da doğaldır. AB her ne kadar yaptırım tehditlerinde bulunuyor olsa da birliğin sonuna kadar diplomasiyi kullanacağına inanıyorum. Yani her ne kadar Fransa, Yunanistan ve Türkiye’nin hükümet liderleri ilişkileri arasında tansiyonlar yükseliyor olsa ’da arka kapıda bürokrasi her zaman uzlaşmadan yanadır. Türkiye’nin yapması gereken Mısır ve İsrail ile diplomasisini geliştirmesi ve uzlaşma sağlaması yeterli olacaktır.

Son olarak Türkiye’de yaşayan yurttaşların AB’ye üyelik konusundaki bakışını nasıl gözlemliyorsunuz ve Avrupa Birliği’nin dağılacağını iddia eden kesimler de var. AB’nin geleceği konusundaki düşünceleriniz nelerdir?

Kadir Has Üniversitesinin her yıl rutin olarak değerli bir akademik kadro ile yaptığı “Türk Dış Politikası Kamuoyu Algıları Araştırması” nın 2020 yılı için AB ile olan değerlendirmesi gerçekten incelemeye değer ve değerli okurlarınıza incelemelerini tavsiye ederim. Okuyucularınızı rakamla sıkmak istemem ama araştırmada en dikkat çeken unsur Türk halkının AB üyelik sürecine verdiği destek ve birliğe girme inancı geçen sene %60’larda iken bu sene %55’lerin altına indiğini görülmektedir. Bunu yakın zamanda akademik yayınlar çıkaran bir yayınevi ile görüşmemiz sırasında yetkili AB kitaplarının satışında ciddi düşüş yaşandığından bu aralar yayınlamadıklarını ifade etti. Buda araştırmanın sonucunu destekliyor sanırım.

Her krizde eurosepticler AB’nin dağılacağını iddia etmekte ama AB her krizde eksikliklerinin farkında olarak daha da derinleşerek genişlemektedir. Sohbetimizim en başında yüksek lisans tez savunmamdaki iddia ettiğim düşüncemi tekrarlayarak toparlayacak olursam; AB son Covid-19 krizinden de kuvvetlenerek çıkacağına inanıyorum. AB dağılmayacak belki çok vitesli bir birliğe evirilecektir.

Gökhan KORKMAZ