Pandeminin Ardından: Kriz Kapıda Mı?

 

Koronavirüs pandemisinin yavaş yavaş aşılmaya başlandığı algısı artık hepimiz tarafından benimsendi. Doktorlar, psikologlar, politikacılar, ekonomistler ve neredeyse bütün insanlık pandemi sonrası döneme ilişkin düşüncelerini paylaşıyorlar. Çin’in tartışmalı rolü, asya ülkelerinin virüs ile mücadelesindeki başarısı ve batı ülkelerinin korkunç teslimiyeti derken dünyanın dört bir yanında birkaç aydır gündem yalnızca Koronavirüs ve onun etkileri oldu. Pandemi sonrası döneme dair belki insanlık belki de endüstri büyük bir değişim bekliyor. Reklamlarda bile artık hiçbir şeyin eskisi olmayacağı söyleniyor. Toplumsal alışkanlıklar ve modern insanın günlük rutinlerin de herhangi bir değişim olacağı absürt dursa da böyle bir pandemiyle ekonomik düzende büyük bir değişim olacağı kuvvetle muhtemel. Koronavirüs etkileri elbette normalleşme döneminde daha iyi anlaşılacak. Herkesin en çok korktuğu durum ise pandemi sonrası yaşanacak bir küresel ekonomik kriz.

Koronavirüs sonrasında dünyayı küresel ekonomik bir kriz bekliyor mu?
Post-korona dönemde ekonomik açıdan en çok hangi sektörler ve ülkeler etkilenecek
Pandemi sonrası, ekonomiler için fırsatlar ve zorluklar neler olacak?

Tüm bu soruların izinde Koronavirüs sonrası beklenen ekonomik durumu Bilkent üniversitesi iktisat bölümünden Prof. Dr. Erinç Yeldan ve finans uzmanı Ayça Karaca ile değerlendirdik.

 

Prof. Dr. Erinç Yeldan’ın pandemi sonrası ekonomik duruma dair görüşleri şu şekilde:

Korona virüs krizi nedeniyle, IMF’nin 2020’ye ilişkin öngörüleri dünya ekonomisinin yüzde 3.7 (ABD ve AB’nin %5; Türkiye’nin %5.1) daralacağını öne sürerken; Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) yeni yayınladığı Corona ve Küresel Çalışma Yaşamı başlıklı Gözlem Raporu’unda küresel çalışılan saatler 2020’nin ilk çeyreğinde, 2019’un son çeyreğine görece yüzde 4.5 oranında azalmış durumdadır.  48 saatlik haftalık çalışma esasına göre bu rakam 130 milyon kişilik iş kaybı anlamına gelmektedir. 

ILO, 2020’nin ikinci çeyrek için tahminlerini yeniden revize etmiş ve şu anda sürdürdüğümüz üç aylık dönemde çalışma saati kayıplarının yüzde 10.5’e ulaşacağını ve bunun da 305 milyon tam zamanlı iş kaybı anlamına geleceğini öngörmektedir.  Söz konusu rakamların boyutunu daha iyi algılayabilmek için, 2019’da küresel ekonomide mevcut açık işsiz sayısının yaklaşık 190 milyon kişi oluğunu anımsayalım. Dolayısıyla koronavirüs salgın krizinin dünya ortalama açık işsiz sayısını üç misli artıracak (işsizlik oranının yüzde 5’ten, yüzde 15’e fırlatacak) bir yıkımı söz konusudur. Yıkımın bölgesel dağılımı, kuşkusuz, farklılıklar içermekte.  ILO (kriz öncesi düzeye kıyasla) ikinci çeyrekteki çalışma süresi kayıplarının (Kuzey ve Güney) Amerika kıtalarında yüzde 12.4; Avrupa ve Orta Asya’da yüzde 11.8; diğer bölgelerde ise en düşüğün yüzde 9.5’e ulaşacağını tahmin ediyor.

 

Toplam 3.3 milyarlık küresel işgücü arzı içerisinde krizden en derin etkilenen grup, kuşkusuz, güvencesiz (kayıt dışı) çalışanlar grubu.  Bu grupta herhangi bir sosyal sigorta korumasından yararlanmayanlar, ücretsiz aile işçileri ve kendi hesabına çalışan yaklaşık 2 milyar kişi var.  Söz konusu 2 milyar kayıt dışı işçinin yaklaşık 1.6 milyarının geçim imkanları büyük zarar görmüş durumda. ILO’nun paylaştığı tahminlere göre, krizin ilk ayında dünya genelinde kayıt dışı işçilerin gelirinde yüzde 60 düzeyinde bir gerileme yaşandı. Bu gerileme bölgesel olarak Afrika’da ve Amerika kıtalarında yüzde 81; Asya-Pasifik’te yüzde 21.6; Avrupa ve Orta Asya’da da yüzde 70 düzeyindedir

 Korona virüsünün dünya ekonomisine ve toplumsal düzenine olan etkileri kuşkusuz ki büyük farklılıklar gösteriyor.  Özellikle gelişmekte olan ülkeler topluluğu açısından ulaşılan sonuçların ortak noktaları çok: koronavirüs krizi gelişmekte olan ülkelerin yapısal işsizlik ve teknoloji açıkları, yüksek borç yükleri ve finans piyasalarındaki spekülatif kaynaklı dış kırılganlıkları ile birleştiğinde, alınabilecek tedbirlerin etkinliğini de kısıtlamakta.

 

Gelişmekte olan ülkeler hükümetleri bir yanda yurt içinde çöken gelir ve talep kıskacını göğüslemeye çalışırken, bir yandan da döviz açıklarını göğüslemek zorundalar.  Virüs krizi 2018 sonunda dış borçlarının milli gelire oranı yüzde 193’e ulaşan söz konusu ülkeleri çok yüksek dış borç yükü altındayken vurmuş durumda. Bir karşılaştırma yapmak gerekirse, 2008 krizi döneminde gelişmekte olan ülkelerde dış borç oranı yüzde 105 civarında idi.  Söz konusu dış borçları çevirmenin güçlüğü bir yana, gelişmekte olan ülkelerde sadece kamu sektörüne ait dış borç ödeme yükümlülükleri, UNCTAD verilerine göre, 2020’de 1.62, 2021’de ise 1.08 trilyon dolar olmak üzere iki yıllık 2.7 trilyona ulaşıyor. 

UNCTAD’ın koronavirüs krizi üzerine paylaştığı ek raporlar, 2008/09 krizi sonrasıyla karşılaştırıldığında küresel ekonominin içinde bulunduğu koşulların dünyanın yoksul ve orta gelirli ekonomileri açısından son derece olumsuz olduğunu vurguluyor.  Her şeyden önce 2009 dünyasına görece günümüzün dünya ticaret akımları tehlikeli biçimde tahrip edilmiş durumda; UNCTAD, küresel emtia fiyatlarındaki gerilemeyle birlikte 2020’de bu ülkelerin ihracat gelirlerinde 800 milyar dolarlık bir kayıp beklemekte.  İhracat kaybına ek olarak, bu ülkelerden çıkarak kendisine güvenli liman arayışı içinde olan portföy finans sermaye (sıcak para) akımları sadece şubat ve mart aylarında 59 milyar dolarlık bir döviz kaybı anlamına gelmekte.  2009 sonrası ile karşılaştırıldığında, söz konusu sermaye kaçışı iki misli bir kayıp anlamına gelmekte (26.7 milyar dolar).

Korona virüs krizinin bir de her bir ülke içerisinde tetiklemekte olduğu toplumsal cinsiyet boyutu var.  Kriz dönemlerinin hemen her defasında öncelikle kadın emekçileri daha şiddetli etkilediği biliniyor.  Hemen her ülkede kadın emekçiler, erkek nüfusa oranla daha yoğun olarak yarı-zamanlı ya da ücretsiz aile işçiliği biçiminde işgücü piyasasında yer almakta.  Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) verileri, dünya ortalaması olarak yarı-zamanlı işgücü piyasalarında kadın emekçilerin payını yüzde 57 olarak veriyor.  Yarı-zamanlı ve enformel (esnek) işgücü biçimlerinin doğal yansıması olarak, kadınlar çoğunlukla sosyal güvencesiz ve düzensiz çalışma koşullarında çalışıyorlar.  Enformel kadın emeği Latin Amerika’da yüzde 54’e, Sahra-altı Afrika’da yüzde 74’e, Güney Asya ülkelerinde ise yüzde 80’e ulaşıyor.

 

Kriz sonrasında, dünya ekonomisinin artık “eski” normale dönmeyeceği ve gezegenimizin kaynaklarına daha saygılı, insan unsurunu ön planda tutan, dayanışmacı bir toplumsal birikim rejiminin kurgulanması gerekli olduğu görüşü giderek yaygınlaşıyor. Bunun gerçekleşmesi ise, kuşkusuz, toplumsal ve siyasi iradeye bağlı olacak.

 

Ayça Karaca koronavirüs’ün yarattığı koşullarda uluslararası düzende ne gibi reaksiyonlar yaşandığını ve pandemi sonrası olası değişimleri yorumları:

Çin’de yılın başında ortaya çıkan Korona virüsünün kısa zamanda önce Avrupa’yı sonra da ABD’yi etkisine alması küresel ekonomide 2008 yılında yaşanan krizi aşan ölçekte benzeri görülmemiş bir şok yarattı. Seksenden fazla ülke sınırlarını vakaların olduğu ülkelere kapatırken işyerlerinin birçoğuna faaliyetlerini durdurma, yaklaşık 3 milyar insana da karantina zorunluluğu getirdi. Virüsün dünya genelinde hızlı yayılması ekonomik faaliyetlerde ciddi bir daralmaya yol açtı. Değişen tüketici davranışları, tedarik zincirindeki kesintiden zarar gören firmalar ve talebin aniden durması aynı anda hem arz hem talep şokuna neden olarak ekonomiler üzerinde çok büyük hasar yarattı.

Bu kapsamda pandemi 1929 Ekonomik Bunalımı’ndan bu yana görülmüş en büyük ekonomik krize sebep olurken IMF başta olmak üzere uluslararası kuruluşlar dünya ekonomisinin resesyona girdiğini ilan etti. Virüsün kitlelere yayıldığı ve büyük can kayıplarına yol açtığı ABD ve AB ülkeleri ardı ardına harcamayı teşvik edici mali teşvik paketleri açıklarken Merkez Bankaları da görülmemiş ölçekte parasal genişleme dalgası başlatarak finansal piyasalara müdahalede bulunmaya başladı. Benzer şekilde uluslararası kuruluşlar da ihtiyaç duyan ülkelere kredi ve mali yardım sağlamak üzere gerekli girişimlerde bulundu.

Krizin tırmanmasıyla birlikte Fransa, Almanya, İtalya, Japonya ve İngiltere kendi GSYİH’larının %10’unu aşan büyüklükte kamu mali destek paketleri açıkladı. ABD Merkez Bankası (FED) korona salgınının büyüyen ekonomik etkileri sonucu gelişen küresel finansal krize karşı olağanüstü önlemler aldı ve Başkan Trump da toplamda 2,6 trilyon doları aşan mali teşvik paketini onayladı. Diğer gelişmiş ülke Merkez Bankaları faiz oranlarını ve zorunlu rezerv karşılıkları düşürürken yeni finansal araçlar da açıkladı. Ayrıca 2008-2009 krizi sonrası bankaların finansal çalkantı zamanlarında kayıplarını telafi etmesi için uygulamaya konulan sermaye tamponu uygulaması da gevşetilerek yaklaşık 5 trilyon dolar tutarında fon serbest bırakıldı.

Bu çerçevede, IMF ekonomik aktiviteyi sürdürmek için Nisan ortasına kadar hükümetler tarafından alınan toplam gelir ve harcama önlemlerinin maliyetinin yaklaşık 3,3 trilyona ulaştığını ve krediler, sermaye katkıları ile garantilerin de ek olarak 4,5 trilyon doları bulduğunu öngörüyor.  IMF bunun sonucu olarak hükümetlerin borçlanmalarının artmasıyla global bazda 2019’da %3,7 olan kamu borcunun GSYİH’ya oranının 2020’de %9,9’a çıkaracağını tahmin ediyor.

Uluslararası düzeyde alınan tüm önlemlere karşın giderek artan sayıda ekonomik gösterge salgının küresel büyüme üzerinde ciddi negatif etkide bulunacağını ortaya koydu. Salgın çok geniş bir yelpazede uluslararası ekonomik ve ticari aktiviteleri, hizmet, turizm, konaklama, enerji, ulaştırma, gıda ve eğlence sektörlerini, medikal malzeme üretimi ile diğer küresel tedarik zincirlerini, elektronik alet tüketimini ve finansal piyasaları eşi görülmemiş bir sertlikte etkiledi.

Bu doğrultuda küresel ticaret ve büyümenin 2020’nin ilk yarısında sert bir şekilde küçüleceği tüm finansal kuruluşların tahminlerinde vurgulanıyor.  IMF Nisan raporunda, küresel ekonominin “Büyük Buhran’dan bu yana en kötü resesyonu yaşadığı ve boyutlarının on yıl önce yaşanan finansal krizi aştığını” vurguladı. IMF dünya ekonomisinin 2020’de %3 küçülmesini ve 2021’de %5,8 büyümesini; petrol fiyatlarının ise %42 düşmesini bekliyor. Dünya Ticaret Örgütü de 2020’de ticaret hacminin %30 azalmasını öngörüyor. Bu tahminler salgının 2020’nin ikinci yarısında gerileyeceği ve sınırlayıcı önlemlerin gevşeyeceği varsayımıyla alınıyor. Nitekim ABD milli gelirinin yılın ilk çeyreğinde %4,8 küçülmesi ve işsiz sayısının 6 haftada 30 milyonu aşması bu tahminleri doğrulayan öncü göstergeler oldu.  

Eş zamanlı olarak gerçekleşen sağlık ve ekonomi krizi gelişen ülkeleri, finansal kaynakların sınırlılığının büyük mali ve parasal teşvik paketleri açıklanmasını engellemesi ve sağlık sisteminin kapasitesinin çok hızlı çökmesi nedeniyle daha fazla olumsuz etkiledi. İşgücü piyasalarındaki azalma ve korkutucu boyutlara ulaşan işsizlik ise hem gelişmiş hem de gelişen ülkelerin yakın vadede karşı karşıya kalacağı en önemli sorun olarak görünüyor. Bu kapsamda ülkelerin çoğu sağlık krizi, yerel ekonomik kriz, düşen dış talep ve sermaye hareketleri ve emtia fiyatlarındaki çöküşü de içeren çok katmanlı bir krizle karşı karşıya bulunuyor ve bu farklı etkilerin birbiriyle etkileşim halinde bulunması krizin geleceğine ilişkin  öngörüde bulunmayı çok güçleştiriyor.

Salgın sonrası değişen tüketici alışkanlıklarıyla birlikte nakit paradan kaçış eğiliminin ve e-ticaretin artmasının dijital paralara geçişi hızlandırması da  yükselen trendlerin başında geliyor. Kripto paraların aksine dijital paraların arkasında ulusal Merkez Bankalarının bulunmasının halen kullanılan ulusal paraların yerini almasını kolaylaştıracağı öngörülüyor. Sağlık alanında mevcut kaynakların öneminin anlaşılması nedeniyle bu sektörde yapılacak yatırımların artması ve ulusallaşmanın hız kazanması da bekleniyor. Tarım ve hayvancılığın ne kadar önemli olduğu bu dönemde daha net bir şekilde hissedilirken, ithalat-ihracatın azalması ve temel ihtiyaç olan gıda maddelerine erişimin öneminin artması, tarımcılık faaliyetlerini ve dolayısıyla arazi değerlerini de olumlu yönde etkiledi. Bu alanların da gelecek süreçte önem kazanacağı söylenebilir.

    Dilan KARACAN

İZ TV’de belgesel yapım asistanlığı, Cumhuriyet’te stajyer muhabirlik, Artı Bir TV’de editörlük, Star TV’de muhabirlik ve Kanal D’de prodüksiyon asistanlığı yaptı. Journo için freelance olarak röportaj, araştırma ve söyleşi gibi içerikler üretiyor.