Erhürman’dan Kritik Uyarı: Rum Başkanlığı Türkiye’yi Masadan mı Dışlıyor?

Halef Kurt

KKTC Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman’ın Bab-ı Âli Toplantıları’ndaki konuşması: “Güney Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanlığı, Ankara’nın diplomatik temaslarını sınırlıyor”

HABER | ANALİZ

2026 itibarıyla Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanlığı’nı devralan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin uluslararası statüsü, Kıbrıs sorununun Türkiye dış politikasına yansıyan etkisini bir kez daha ortaya koydu. Uluslararası toplum tarafından “Kıbrıs Cumhuriyeti” olarak tanınan Güney Kıbrıs’ın bu kurumsal rolü, Ankara açısından diplomatik zeminde teknik bir sınırlama yaratıyor.

Türkiye, Kıbrıs sorununun çözümsüzlüğü nedeniyle Güney Kıbrıs ile resmi temas yürütmüyor. Bu durum, özellikle AB platformlarında dönem başkanlığı süreçlerinde Ankara’nın bazı çok taraflı temas başlıklarında hareket alanını daraltabiliyor. Küresel güvenlik konularında Türkiye ile AB arasında dönemsel yakınlaşmalar yaşansa da Kıbrıs dosyası yapısal bir bariyer olma niteliğini koruyor.

Tufan Erhürman: Güney Kıbrıs’ın AB Dönem Başkanlığı, Ankara’nın diplomatik temaslarını sınırlıyor

Bu yapısal çerçevenin güncel ve somut bir boyutu, geçtiğimiz günlerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman tarafından Bab-ı Âli Toplantıları’nın 35’inci döneminde gündeme taşındı. “Bölgesel gelişmeler ışığında Kıbrıs Sorunu” başlıklı toplantıda Erhürman, Kıbrıs meselesinin yalnızca bir müzakere başlığı değil, Türkiye’nin dış politika denklemini doğrudan etkileyen stratejik bir dosya olduğunu vurguladı.

Erhürman’ın konuşmasında öne çıkan somut örnek, Avrupa Birliği tarafından finanse edilen Great SeaInterconnector (GSI) projesi oldu. İsrail–Yunanistan–Güney Kıbrıs arasında planlanan deniz altı enerji hattının teknik ve mali açıdan tartışmalı olduğunu belirten Erhürman, coğrafi gerçeklikler dikkate alındığında Türkiye üzerinden geçecek bir güzergâhın daha uygulanabilir olduğunu ifade etti.

Buna karşın, Güney Kıbrıs ile Türkiye arasında diyalog kanallarının kapalı olması ve Kıbrıs’taki çözümsüzlük,Türkiye’yi dışarıda bırakan iş birliği denklemlerine zemin hazırlıyor. Bu durum, Ankara açısından yalnızca diplomatik değil, stratejik bir risk alanı da oluşturuyor.

Kıbrıs’taki mevcut durum çoğu zaman “donmuş ihtilaf” olarak tanımlanıyor. Ancak sahadaki tablo, statükonun pasif değil, sonuç üreten bir yapı olduğunu gösteriyor.

Bab-ı Âli kürsüsünde ortaya konan değerlendirme, Kıbrıs sorununun artık yalnızca Lefkoşa’daki müzakere sürecini değil; Ankara’nın Avrupa ile temas başlıklarını ve Doğu Akdeniz’deki stratejik konumunu doğrudan etkileyen bir dosya olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Toplantı sonrasında Erhürman’a yöneltilen “4 aylık değil, 40 yıllık bir cumhurbaşkanı gibi konuştunuz” ifadesi ise, verilen mesajların kısa vadeli siyasi tartışmaların ötesinde, uzun vadeli bir dış politika perspektifi çerçevesinde değerlendirildiği yorumlarına işaret etti.

Photo: KKTC Cumhurbaşkanlığı Basın | Kamuya açık.

Total
0
Shares
Previous Post

İngiltere’de Son Durum: Liderlik Tartışmaları, Ekonomik Görünüm ve Göç Reformu

Related Posts