Türkiye, Kıbrıs politikasında istişareye dayalı yeni bir modalite arıyor: Yeni modelin adı “İki Kurucu Devletli Çözüm” olabilir mi?
HABER – ANALİZ
Doğu Akdeniz’de son yıllarda yaşanan gelişmeler ve bölgesel jeopolitiğin hızla
değişmesi ışığında uzun zamandır beklenen Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep
Tayyip Erdoğan – Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman zirvesi
nihayet gerçekleşti. Cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından ilk yurt dışı ziyaretini, devlet
geleneği gereği Türkiye’ye yapan Erhürman açısından bu görüşmenin bir diğer kritik
boyutu, Ankara’nın Kıbrıs sorununda politika değişikliğine gidip gitmeyeceği sorusuydu.
Geride kalan dört yılda Türkiye, başta Birleşmiş Milletler kararları olmak üzere
uluslararası toplumun öngördüğü çözüm parametrelerinden uzaklaşarak; garantörlük
haklarını geri plana iten, adada “iki devletli” bir model savunan politika yürüttü. Öte
yandan Erhürman’ın seçilmesi ise, hem adanın tamamında yeniden egemenlik
iddiasının güçlendirilmesi hem de Türkiye’nin garantörlük yetkisi çerçevesinde Doğu
Akdeniz’de — doğal gazdan deniz yetki alanlarına kadar — daha güçlü bir pozisyon
kurabilmesi için bir fırsat olarak değerlendirilebilirdi.
Türkiye, Kıbrıs politikasında istişareye dayalı yeni bir modalite arıyor
Bu bağlamda geleceğe ve Türkiye’nin dış politikasında potansiyel manevrayı
anlayabilmemiz için en önemli ipuçları hem Erdoğan’ın hem de Erhürman’ın
konuşmasın satır aralarında ortaya çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, son dört yılda Ersin
Tatar döneminin temel söylemi hâline gelen “iki ‘ayrı’ devlet” ifadesini kullanmadı;
bunun yerine, “Kıbrıs’ta en gerçekçi çözümün iki devletin bir arada var olmasından
geçtiğine inanıyoruz” dedi.
Bu tercih, söylemdeki ince ama kritik bir değişime işaret ediyor. “Ayrı” kelimesinin terk
edilmesi ne federal çözüme dönüş anlamına geliyor ne de iki devletli ayrışmanın önceki
sertlikle savunulacağına… Asıl mesaj, Türkiye’nin Kıbrıs politikasında istişareye dayalı
yeni bir modaliteyi tartışmaya açık olduğudur.
Erdoğan’dan, Erhürman’ın “Dört Maddelik Müzakere Metodolojisi”ne destek
Erdoğan’ın konuşmasındaki bir diğer dikkat çekici unsur, Erhürman’ın seçim sürecinde
ortaya koyduğu “Dört Maddelik Müzakere Metodolojisi”ne verdiği güçlü destektir.
Erdoğan, Erhürman’ın Rum tarafına “Kıbrıs Türkü’nün egemen eşitliğinden taviz
verilmeyeceği” yönündeki mesajını “isabetli” bulduğunu vurguladı. Bununla da
kalmayarak, Erhürman’ın müzakere geçmişine ve başbakanlık döneminde edindiği
yönetsel tecrübelere açıkça referans verdi. Bu değerlendirme, Ankara’nın sürecin
yönetiminde Erhürman’a daha fazla alan açmaya hazır olduğunu gösteriyor.
Erhürman ise seçim döneminde benimsediği diplomatik dili Ankara’da da sürdürdü.
Tıpkı Erdoğan’ın “ayrı” kelimesinden uzaklaşması gibi, “federasyon” kelimesini bilinçli
şekilde kullanmadı; içeriği öne çıkaran bir yaklaşım sergiledi. Zirve sonrası yaptığı basın
açıklamasında da “içeriğin ön planda olduğu bir görüşme” gerçekleştiğinin altını çizdi.
Hatırlanacağı üzere kampanya döneminde sık sık “Siz buna ister federasyon ister
konfederasyon deyin, ben içeriğe odaklanıyorum” demişti. Aynı çizgiyi burada da
sürdürdü; kanatları güçlendirilmiş, daha desantralize bir federal modeli ima etti ancak
kavramın kendisini kullanmadı.
Her iki lider de “iki devlet” dedi ancak “ayrı” ifadesi kullanılmadı
Zirvede dikkat çeken ortak nokta ise şudur: Her iki lider de “iki devlet” dedi, ancak bir
kez bile “ayrı” demedi. Bu tutum, söylemsel yeni bir kavramsal zeminin oluştuğuna
işaret ediyor. Bu zeminde ne iki ayrı devlet ne de klasik federasyon yok. Ancak iki kurucu
devlete dayalı, ortaklık içeren yeni bir çözüm modeli tartışmaya açılabilir.
Tüm siyasi hassasiyetler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan bu modaliteyi “İki
Kurucu Devletli Çözüm” olarak adlandırmak mümkün. Bu çerçeve, hem iki devleti
muhafaza eden hem de ortak kurum ve mekanizmalarla işleyen bir yapıya kapı
aralayabilir. Ne Erdoğan’ın son dört yıldır işaret ettiği sert ayrışma ne de geleneksel
federal model…
Erdoğan, Kıbrıs’ta müzakerelerin yeniden başlamasına işaret etti: Yeni model “İki
Kurucu Devletli Çözüm” olabilir mi?
Bu noktada Erdoğan’ın zirvede sarf ettiği şu sözler, sürecin yönünü görmek açısından
önemlidir:
“Ada’daki iki halkın barış içerisinde, yan yana yaşayabileceği bir çözüm mümkündür.
Dilerim Kıbrıs Türkü’nün gösterdiği çözüm iradesini ilerleyen dönemde karşı taraftan da
görebiliriz.”
Bu sözler, müzakere sürecine geri dönüş ihtimalinin artık önceki yıllara göre çok daha
yakın olduğunun açık bir göstergesidir. Bundan sonraki istişarelerde ortak bir zemin
bulunması, siyasi şartlar olgunlaştıkça mümkün hale gelebilir.
Görünen o ki, yeni dönemin anahtar kavramı giderek daha net beliriyor:
“İki Kurucu Devletli Çözüm.”