İngiltere’de herhangi birine “Bu ülkede ne yanlış gidiyor?” diye sorsanız, alacağınız cevaplar büyük ölçüde benzer olur. Yüksek vergiler, NHS krizi, hayat pahalılığı, kira fiyatları… Ama çok az kişi aynı soruya şu cevabı verir: elektrik fiyatları. Oysa bu, İngiltere ekonomisinin en kritik ama en az konuşulan problemlerinden biri.
HABER | ANALİZ
Gerçek şu ki İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en pahalı elektrik fiyatlarına sahip ülkelerden biri. Sanayi için kilovatsaat başına yaklaşık 27 peni, haneler için ise 30 peni seviyesinde. Bu, Avrupa’da Almanya ile birlikte en yüksek seviyelerden biri. Ancak mesele sadece faturaların yüksek olması değil. Elektrik fiyatı, ekonominin tamamını etkileyen bir zincirin başlangıç noktası.
Yüksek enerji maliyetleri sanayi üretimini doğrudan baskılıyor, maliyetleri artırarak enflasyonu yukarı çekiyor ve yatırım kararlarını erteliyor. Daha da çarpıcı olan ise şu: İngiltere bir yandan karbon emisyonlarını azaltmak ve ekonomiyi elektrifikasyona geçirmek istiyor, diğer yandan elektrik bu kadar pahalıyken bu dönüşümü teşvik etmek giderek zorlaşıyor. Yani hedef ile gerçeklik arasında ciddi bir uyumsuzluk var.
Sorunun önemli bir kısmı, piyasanın nasıl çalıştığıyla ilgili. İngiltere’de uygulanan “marjinal fiyatlandırma sistemi”ne göre, elektrik fiyatı en pahalı üreticinin maliyetine göre belirleniyor. Teoride verimli görünen bu sistem, pratikte ciddi bir sorun yaratıyor. Örneğin güneş enerjisi çok düşük maliyetle üretim yapabilirken, talebi karşılamak için gaz santrali devreye girdiği anda fiyat, gazın maliyetine göre belirleniyor. Yani ucuz üretim olsa bile, fiyat pahalı üreticiye göre şekilleniyor.
Bu durum İngiltere’yi uluslararası gaz fiyatlarına aşırı bağımlı hale getiriyor. Nitekim son yıllarda yapılan çalışmalar, toptan elektrik fiyatlarının büyük ölçüde gaz tarafından belirlendiğini gösteriyor. Ukrayna savaşı sonrası yaşanan fiyat şokları da bu bağımlılığın ne kadar kırılgan bir yapı yarattığını açıkça ortaya koydu.
Ancak sorun sadece üretim maliyetiyle sınırlı değil. Şebeke altyapısı da ciddi bir darboğaz oluşturuyor. Örneğin İskoçya’daki rüzgâr santralleri oldukça ucuz ve bol elektrik üretebiliyor. Fakat mevcut iletim altyapısı bu elektriği ülkenin güneyine yeterince taşıyamıyor. Bunun sonucu ise oldukça paradoksal bir durum: Rüzgâr üreticilerine üretmemeleri için ödeme yapılırken, talep merkezlerine daha yakın ve daha pahalı santraller devreye alınıyor. Bu da maliyetleri daha da yukarı çekiyor.
Ortaya çıkan tablo iki temel soruna işaret ediyor: Gaz bağımlılığı ve yapısal olarak verimsiz bir piyasa mekanizması. Ancak buna rağmen tamamen karamsar bir tablo çizmek doğru olmaz. İngiltere enerji verimliliği açısından aslında oldukça güçlü bir ekonomi. Son yıllarda toplam enerji tüketimi düşerken kişi başına gelir seviyesinin korunması, ekonominin mevcut enerjiyle bile verimli çalışabildiğini gösteriyor. Bu da şu anlama geliyor: Eğer enerji daha ucuz ve daha erişilebilir hale gelirse, büyüme potansiyeli ciddi şekilde artabilir.
Bu noktada mesele teknik bir enerji tartışmasının ötesine geçiyor. İngiltere’nin enerji politikası, doğrudan siyasi tercihlerle şekillenmiş bir alan. Yıllardır bilinen sorunlara rağmen neden çözüm üretilemediği sorusu burada kritik hale geliyor. Serbest piyasa modeline bağlılık, nükleer yatırımların gecikmesi, şebeke modernizasyonunun yavaş ilerlemesi ve gaz bağımlılığının azaltılamaması, bugün ortaya çıkan tablonun temel nedenleri arasında yer alıyor.

Sonuç olarak İngiltere bugün dünyanın en pahalı elektriklerinden birini kullanıyor. Bu durum sadece hane halkı faturalarını değil; sanayiyi, yatırımı, enflasyonu ve ülkenin rekabet gücünü doğrudan etkiliyor. Daha açık bir ifadeyle, bu bir enerji meselesi olmaktan çıkmış durumda. Bu, ekonomik büyüme ve stratejik kapasite meselesi.
İngiltere hâlâ güçlü bir potansiyele sahip. Ancak bu potansiyelin hayata geçmesi, enerji piyasasında yapılacak yapısal reformlara bağlı. Önümüzdeki birkaç yıl içinde radikal adımlar atılmazsa, enerji maliyetleri İngiltere ekonomisinin kronik bir sorunu haline gelebilir. Bu noktada asıl soru şu: Hükümetler gerçekten zor kararlar alabilecek mi, yoksa bu kriz de yönetilebilir bir sorun olarak ertelenmeye devam mı edecek?
Benim gördüğüm tablo net: Enerji meselesi çözülmeden, İngiltere ekonomisinin tam anlamıyla toparlanması oldukça zor görünüyor.
Photo: Fahri Aksoy, İnfografik: notebooklm (AI)