.
Sosyal Medyanın “Tütün Anı” mı? Big Tech’e Karşı Tarihi Davalar
Fahri Aksoy | Mart 2026
Amerika’da dikkat çekici bir hukuk süreci başladı. Dünyanın en büyük sosyal medya şirketleri, çocuklara zarar vermekle suçlanıyor. ABD genelinde bu şirketlere karşı açılmış 2.000’den fazla aktif dava bulunuyor.
Bazıları bu süreci “sosyal medyanın tütün anı” olarak tanımlıyor. Bu ifade, 1990’larda sigara şirketlerinin sigaranın zararlı olduğunu bildikleri halde sattıkları için hesap vermek zorunda kaldıkları döneme gönderme yapıyor.
Ancak bu davaları farklı kılan kritik bir nokta var: Bu kez şirketler, platformlarında paylaşılan içerikler nedeniyle değil; platformların bağımlılık yaratacak şekilde tasarlanmış olabileceği iddiasıyla hedefte.
Sonsuz kaydırma. Algoritmik içerik akışı. Filtreler. Dopamin döngüsü.
Avukatların temel argümanı şu: Sorun sadece içerik değil, sistemin kendisi olabilir.
ABD’deki Hukuki Kırılma: Section 230
ABD’de teknoloji şirketleri yıllardır “Section 230” olarak bilinen yasa sayesinde korunuyor. Bu yasa temel olarak şunu söylüyor: Platformlar, kullanıcılarının paylaştığı içerikten sorumlu değildir. Bu düzenleme internetin büyümesini sağladı ve şirketleri büyük ölçüde hukuki sorumluluktan korudu.
Şimdi ise avukatlar farklı bir strateji izliyor: “Biz içerikten değil, tasarımdan bahsediyoruz.”
Yani mesele şu:
- Platformlar bağımlılık yaratacak şekilde mi tasarlandı?
- Genç kullanıcıları platformda tutmak için bilinçli psikolojik mekanizmalar mı kullanıldı?
Eğer mahkeme bu argümanı kabul ederse, bu sadece bir tazminat meselesi olmaz. Bu, ürün tasarımının mahkeme kararıyla değişmesi anlamına gelir — ve sonuçları internet ekonomisinin temelini sarsabilir.
Davaların İnsani Boyutu
Bu dosya salt teknik bir hukuk tartışması değil. ABD ve İngiltere’de aileler, çocuklarını kaybettiklerini söylüyor.
İntihar. Sextortion. Zararlı içerik döngüsü.
Bazı davalarda aileler, çocuklarının platformda gördükleri “blackout challenge” sonrası hayatını kaybettiğini iddia ediyor. Bazı dosyalarda ise gençlerin Instagram üzerinden cinsel içerikli şantaja maruz kaldığı ve bunun intihara sürüklediği ileri sürülüyor. İddia şu: Algoritmalar, genç kullanıcılara depresyon ve kendine zarar içeriklerini sistematik şekilde önerdi.
Son yıllarda yapılan bazı araştırmalar da 2012 sonrası akıllı telefon kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte ergenlerde kaygı, depresyon ve özgüven problemlerinde artış gözlemlendiğini ortaya koyuyor. Bu konuda akademik tartışma sürse de ailelerin yaşadığı trajediler, meseleyi soyut bir tartışmadan çıkarıyor.
Bir cümle bu süreci en iyi özetliyor belki: “Çocuklarımızın lobicisi yok. Ama biz varız.”
Bu dava dalgası yalnızca hukuki değil — aynı zamanda güçlü bir politik baskı da oluşturuyor. Bazı aileler, Sussex Dükü Prens Harry ve eşi Meghan’ın kurduğu Archewell Vakfı tarafından da destekleniyor. Prens Harry, sosyal medyanın gençler üzerindeki etkileri konusunda uzun süredir kamuoyunda konuşuyor ve farkındalık kampanyalarına katılıyor. Bu, konunun yalnızca bir hukuki dosya olmadığını; uluslararası ve siyasi bir gündeme dönüştüğünü gösteriyor.
Domino Etkisi: Ekonomik Model Tartışması
Şu anda 2.000’den fazla dava aktif, 1.600’den fazlası sırada bekliyor. Bir tanesinin bile başarıya ulaşması şu sonuçları doğurabilir:
- Algoritmalar yeniden tasarlanabilir
- Sonsuz kaydırma gibi özellikler sınırlandırılabilir
- Genç hesaplar için varsayılan kısıtlamalar artırılabilir
- Bağımlılık mekanizmaları regüle edilebilir
Bu, sosyal medya şirketlerinin iş modeline doğrudan müdahale anlamına geliyor. Çünkü bugün internet ekonomisi dikkat ekonomisi üzerine kurulu:
Ne kadar uzun süre içeride kalırsanız, o kadar çok veri üretirsiniz. O kadar çok reklam görürsünüz. O kadar çok gelir oluşur.
Dolayısıyla bağımlılık, sistemin tesadüfi bir yan ürünü değil; ekonomik teşvikin doğal sonucu olabilir. Tasarım değişirse reklam geliri modeli de etkilenir. Bu yüzden bu dava yalnızca hukuki değil — aynı zamanda ekonomik bir savaş.
Avrupa ve İngiltere Cephesi
Bu süreç yalnızca Amerika ile sınırlı değil.
İngiltere’de sosyal medya kullanımının 16 yaş altı için tamamen yasaklanması ya da ciddi şekilde sınırlandırılması tartışılıyor. Başbakan Keir Starmer, Online Safety Act‘in bazı alanlarda yetersiz kaldığını kabul etti. Özellikle yapay zekâ tabanlı sohbet botlarının mevcut düzenlemenin gri alanlarında kaldığı belirtiliyor. Hükümetin mesajı net: “Hiçbir platform bedava geçişe sahip olmayacak.” Yani bir şirket, “Ben sosyal medya değilim, sadece chatbot’um” diyerek yükümlülüklerden kaçamayacak.
Fransa, İspanya ve bazı AB ülkeleri de çocuklara yönelik sosyal medya sınırlamalarını tartışırken Avustralya, 16 yaş altına yönelik yasak modelini uygulamaya koyan ilk ülkelerden biri oldu.
Düzenleme mi, Yasak mı?
İngiltere’de iki model konuşuluyor:
Senaryo 1 — Daha Sert Yaş Doğrulama: Kimlik doğrulama, yüz tahmini teknolojileri ve operatör onayı gibi mekanizmalar.
Senaryo 2 — Avustralya Modeli: 16 yaş altına tamamen erişim yasağı.
Ancak burada önemli bir gerçek var: Gençler teknolojiyi devletten daha hızlı öğreniyor. VPN kullanımı, alternatif platformlar… Bunların teknik olarak tamamen engellenmesi son derece zor.
Bu yüzden mesele sosyal medyanın varlığı değil — mesele algoritma tasarımı ve platformların sorumluluğu. Eğer şirketler 13 yaşındaki bir çocuğa bağımlılık yaratacak şekilde tasarım yapıyorsa, burada düzenlenmesi gereken şey çocuk değil, sistemin kendisidir.
Bu mesele artık şuna dönüştü: Devletler algoritmaları gerçekten regüle edebilir mi?
Bir tarafta çocuk güvenliği var. Diğer tarafta ifade özgürlüğü, veri gizliliği ve küresel teknoloji devlerinin ekonomik gücü. Bu dosya siyah-beyaz değil.
Sonuç: Bir Paradigma Değişiminin Eşiğinde miyiz?
Bu dava süreci, sosyal medyanın ilk kez gerçekten sistem seviyesinde sorgulanması anlamına geliyor. Bugüne kadar tartışma hep içerik üzerinden yürüdü. Ama artık soru şu: Bu platformlar insan psikolojisini hedef alacak şekilde mi tasarlandı?
Eğer cevap “evet” ise, o zaman bu sadece bir düzenleme meselesi değil. Bu, dijital ekonomi modelinin yeniden yazılması demek.
Tütün şirketleri yıllarca direndi. Ama sonunda regülasyon geldi. Sosyal medya için de benzer bir eşik gelebilir.
Asıl mesele şu: Bu değişim mahkeme kararıyla mı gelecek, yoksa siyasi iradeyle mi?
Hangisi olursa olsun, çocuklara yönelik daha güçlü bir koruma çerçevesi oluşturulması gerektiği yönündeki toplumsal baskının giderek arttığını görüyoruz. Ve milyonlarca ebeveyn, bu yönde atılacak somut adımları olumlu karşılayacaktır.
Bu yazı hakkında düşüncelerinizi yorumlarda paylaşabilirsiniz.
Referanslar
- Sky News — www.news.sky.com/story/it-looks-like-public-opinion-will-force-big-tech-to-make-social-media-safer-for-children-13506865
- BBC News — www.bbc.co.uk/news/articles/c5y42znjnjvo
- Sky News — www.news.sky.com/story/is-this-social-medias-tobacco-moment-13509062
- The Mirror — www.mirror.co.uk/news/politics/should-uk-ban-social-media-36728685