Koronovirüs ve İklim Değişikliği Sorunu

Dilan KARACAN

Geçtiğimiz günlerde Çin ve benzeri ülkelerdeki çevre kirliliğinin sadece Koronavirüs sayesinde yüzde 25 azaldığı açıklandı. Virüsün öldürücü gücünün düşük olduğu söylenmesine rağmen insanlar korkuyor. Oysa iklim değişikliğinin dünyanın sonunu getireceği söylediğinde kılını kıpırdatan olmuyor. Sağlığın en değerli hazinemiz sayıldığı bir dünyada belki de bu yeni virüs, kabul edilemeyecek bir risk olarak görülüyor. Öte yandan medeniyetimiz, kısıtlarını kabul etmekte pek başarılı değil. Virüslerin ya da bakterilerin yayılmasından iklime varana kadar her şeyin kontrolümüz altında olduğuna inanmak istiyoruz. Ama insanlık tarihini yazanların arasında doğanın da olduğunu unutuyoruz.

Doğamız belki eski haline dönmeyecek fakat gelecek nesiller ve canlılar için hiç olmazsa yaşanabilir koşullar bırakmak şimdiki neslin demirbaş görevlerindendir. Şu sıralar bütün dünya Covid-19 pandemisine odaklanmışken, bütün bilim adamları, teknolojiler, maddi imkanlar bu salgını önlemek için seferber olmuşken insanlıktan aynı çabayı iklim değişikliği gibi daha küresel ve uzun vadeli bir problem için de harcamaları bekleniyor. Nitekim iklim değişikliğinin sonuçları insanlara belki bir salgının sonuçları kadar vurucu gelmese de artık herkes tarafından bilinir vaziyette. Doğal felaketlerin, yangınların, sellerin ve fırtınaların binlerce can aldığı bir dünyada yaşamak artık herkesin içine korku salmaya başladı.

Artık gündelik sohbetlerde bile mevsimlerin eskisi gibi olmadığı hatta mevsimsel periyotların zaman çizelgelerinin değiştiği ve birçok anormalliğin gözlendiği konuşuluyor. Son yirmi yılda doğayı eski haline getirme çabalarına rağmen, insanoğlu sadece birkaç adım ileri gidebildi. Ancak son birkaç ay içinde, pandeminin sonuçlarının küresel iklim değişikliği üzerindeki etkisi, herkesin dikkatini çekti. Şehirlerdeki hava kirliliğinin düşmesi ve ekolojik göstergelerdeki olumlu veriler insanlığın bu hususta başarılı olacağına dair bir gösterge olabilir mi? Küresel salgın karbondioksit emisyonlarında geçici bir düşüşe yol açarken uzmanlar, çevresel hususlarda ortaya konulan hedeflerin ciddiye alınmaması durumunda uzun vadede iklim değişikliğinin ciddi bir tehdit oluşturacağını vurguluyor.

 

Koronavirüs pandemisi küresel iklim değişikliği adına ne gibi sonuçlar doğurdu?

Toplumların doğa ve iklim bağlamında daha da bilinçlendiğini söyleyebilir miyiz?

Virüs döneminde hava kirliliğinde yaşanan düşüş ve iklim/doğa çerçevesinde görülen olumlu etkiler ülkelerin korona sonrası bu hususta faydacıl politikalar izlemesine sebep olacak mı?

Koronavirüs iklim değişikliğinde atılacak daha büyük adımlar için bir fırsat mı?

Koronavirüs pandemisi çerçevesinde iklim değişikliği sorununu bir Boğaziçi Üniversitesi kuruluşu olan İKLİMBU merkezinin yönetim kurulu üyesi Emeritus Profesör Murat Türkeş ile masaya yatırdık.

Koronavirüs küresel iklim değişikliği adına ne gibi sonuçlar doğurdu? + Koronavirüs iklim değişikliğinde atılacak daha büyük adımlar için bir fırsat mı?

Murat Türkeş: Korona virüs (COVID-19) pandemi olarak ilan edildikten sonra, COVID-19, çevresel bozulma (hava, su ve toprak kirliliği, ekosistemlerin ve biyoçeşitliliğin zayıflaması, ormanların yok edilmesi, tarım alanlarının amaç dışı kullanımı, her türlü arazi bozulumu, çölleşme, vb.), iklim değişikliği ile savaşım (sera gazı salımlarının 2030 yılına kadar çok ciddi düzeyde, örneğin 2015’e oranla en az %50 ve daha fazla azaltılması, vb.) ve iklim değişikliğinin bu pandemik olayın alansal yayılış ve şiddeti arasındaki rolü arasındaki bağlantılar hem sosyoekonomi hem de doğa bilimleri bağlamında tartışılmaya başlandı. Kuşkusuz bu tartışma COVID-19’dan çıkarılması gereken en önemli derslerden biri olan devletin ya da kamunun başta üretim ve sağlık gelmek üzere önemli sektörlerden çekilmesinin sakıncalarını hem de bilimin önemini içerecektir. İçermelidir de.

Ekonomistler ve politika çözümleyicilerinin önemli bir bölümü, en çok var olan finansal sorunun ülkelerin, uluslararası kuruluşların ve şirketlerin sera gazı salımlarını azaltma çabalarına nasıl zarar vereceği konusunda kaygılanmaktadır.

Genel olarak sera gazı salımlarındaki virüs ile bağlantılı (virüsün yayılmasının ekonomilere, üretime verdiği zarar ya da sarsıntılar, vb.) herhangi bir düşüş kısa ömürlü olabilecekken, petrol fiyatlarında sürmekte olan düşüşler daha fazla tüketime (enerji, akaryakıt, vb.) yol açabilecek ve elektrikli ya da hibrit araçlar gibi düşük ya da sıfır salımlı ürünlere olan istemi azaltabilecektir.

Öte yandan, on yıllardan beri iklim bilimcilerin ve iklim ya da çevre aktivistlerinin önerdikleri ve kendi yaşamlarında örnek olarak uygulamaya çalıştıkları daha az sera gazı üreten, yani karbon ayak izi düşük yaşam tarzının ve daha az tüketmeye (her koşulda daha az madde ve enerji tüketen) yönelik tüketim alışkanlıklarının “COVID-19’dan çıkarılması gereken en önemli derslerden biri olarak” yaygınlaşması da söz konusu olabilir.

Kuşkusuz bunun için, sürekli halkı, özellikle gençleri ve kadınları bilgilendirmek ve bilinç artırıcı toplumsal etkinlik ve eylemlerin etkin bir biçimde yaşamın her alanında yayılmasını ve desteklenmesini sağlamak gerekecektir. Bu ise hükümet dışı gönüllü kuruluşların ve/ya da STK’ların bu konuya çok ciddi bir biçimde inanması ve kendilerini adamaları ile olanaklı olabilir.

Toplumların doğa ve iklim bağlamında daha da bilinçlendiğini söyleyebilir miyiz?
Virüs döneminde hava kirliliğinde yaşanan düşüş ve iklim/doğa çerçevesinde görülen olumlu etkiler ülkelerin korona sonrası bu hususta faydacıl politikalar izlemesine sebep olacak mı?

Murat Türkeş: Toplumların EVET, ama hükümetlerin, enerji ve maden şirketlerinin ve çok uluslu şirketlerin HAYIR!

COVID-19 salgınının başlaması ve yayılmasında, insanın doğaya müdahalesinin, örneğin, küresel, bölgesel ve ülkesel ölçeklerde, hava, su ve toprağın kirlenmesi, ormanların ve diğer ekosistemlerin azalması ve yok edilmesi, yaşam ortamlarının (habitatlar) ve yaşam birliklerinin azalması ve yok edilmesi, biyoçeşitliliğin azalması ve çok sayıda türün yok olması, sınırlarötesi hava kirliliği ve iklim değişikliğinin önemli ve inkâr edilemez bir rolünün olduğunu düşünüyorum. Bu düşüncemin ya da öngörümün temelinde yeteri kadar bilimsel çalışma, kanıt ve gözlem bulunmaktadır. Öte yandan, iklim değişikliği durumu daha da karmaşıklaştırmaktadır. Uluslararası düzeyde kullanılan bir terminoloji olarak, iklim değişikliği bir stres kaynağı ya da stres yapıcıdır. Eğer türlerin biyocoğrafi dağılışı (yayılma alanı), habitat dönüşümü ve parçalanması ya da iklim değişikliği nedeniyle daralır ya da genişler ve türler başka alanlara göç etmek zorunda kalırsa, alışık olmadıkları çevre koşulları ve iklim koşullarıyla karşı karşıya kalırlar. Bu durum, örneğin ilkbaharın daha erken gelmesi gibi bir değişiklik onların ekolojik toleransının dışında kalabilir ve bu durumda iklim değişikliği biyoçeşitlilik kaybının başlıca sürücüsü ya da denetleyici etmeni olabilir. Bu noktada, “peki bu değişikliğin virüs ile nasıl bir bağlantısı olabilir?” şeklinde haklı bir soruyu da sorabiliriz. Bu olasılıkla, tam olarak, “biyoçeşitlilik azaldığında (bazı türler yok olduğunda ya da göç ettiğinde) gelişmelerini sürdürebilen ve yayılan türler hastalıkları taşımada en iyi olanlardır” şeklindeki bir varsayımla açıklanabilir.

COVID-19 nedeniyle dünyaca evlere kapanmamızın, üretimin ve fosil yakıt tüketiminin (enerji üretimi, fabrikalar, kara, demir ve deniz yolu ulaştırması, ulusal ve uluslararası uçuşlar, vb.) azalmasının bir sonucu olan küresel sera gazı salımlarındaki ve hava kirliliğindeki düşüş, bizleri aldatmasın.

 

Bu düşüş tıpkı 2000li yıllardaki küresel ekonomik-mali krizleri sonrasında ortaya çıkan, fosil yakıt ve enerji kullanımındaki azalmalar gibi geçici bir durumdur.
Sermayenin küresel düzeydeki sıkışması ve ekonominin daralması (sıcak paranın artık kolay sıcak para kazanamaması, vb.), küresel ve ulusal büyük şirketlerin ve sermaye-yatırım gruplarının (örneğin, termik santralcilerin, kömür, altın ve gümüş madencilerinin vb.) iştahını COVID-19 sonrası iş gücünün çok ucuzladığı ve üretime olan talebin çok artacağı ‘iyi zamanlara’ bırakmış oldu.

Bu ise küresel sera gazı salımlarının (başta karbondioksit, metan ve diazotmonoksit) ve orman ve tarımsal ekosistemlerdeki bozulma ve yok oluşun kısa sürede çok ciddi bir biçimde artması anlamına gelebilecektir. Bu nedenle, COVID-19 süreci ve sonrası, iklim değişikliği, çölleşme ve yoksulluğun durdurulması ve azaltılması ile ekosistem ve biyo çeşitiliğin korunması çalışma, etkinlik, eylem ve savaşımında (örneğin sera gazı salımlarını azaltmaya yönelik politika ve önlemleri) bir mazeret, gevşeme ya da ötelemeye kesinlikle yol açmamalıdır. Bu konuda Dünya’nın ve Türkiye’nin tüm STK ve gönüllü kuruluşlarına, duyarlı yurttaşlara, özellikle kadınlara ve gençlere çok önemli görev ve sorumluklar düşmektedir.

Bu noktada COVID-19 pandemisinin, bizlere yaşamımızı şekillendiren risk biliminin önemini gösterdiğini de vurgulamak gerekiyor.

 

İklim Değişikliği, Çölleşme ya da Koronavirüs benzeri büyük (bölgesel ve/ya da küresel) sorunlara ilişkin kamu bilincinin oluşturulması ve artırılması çoğunlukla etkilenebilirlik çözümlemesi ve risk modellemesi ile başlar. Risk modelleri, sözden ve spekülasyondan çok, doğrusal olsun ya da olmasın, karmaşık olay, düzenek ya da süreçleri çoğunlukla etkilenebilirlik etmenlerinin iyi tanımlandığı çok değişkenli bir değerleme ve kestirim yaklaşımıdır. Bize önceden hazırlıklı olmayı, öncelikleri, risk düzeylerini ve uyumun (adaptasyon) kritik öğelerini gösterir. Risk modelleri özel koşullar altında bize (toplumlara, sosyal ve ekonomik sektörlere, vb.) herhangi bir doğal ya da insan kaynaklı (antropojen) olaya ilişkin olarak neler olabileceğini göstermeye yardımcı olan karmaşık sistemlerin matematiksel düzenekleri ya da temsilcileridir.

Risk modellerinin, ülkelerin, Birleşmiş Milletler örgütlerinin (ör. Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Gıda Örgütü, vb.) ve toplumların baş etmesi zor olaylarda yönetici ve politikacılarının daha kolay ve doğru karar vermesini sağlama gibi somut yararları vardır.

 

Örneğin, Londra Kraliyet Koleji’nden bir grup epidemiyoloji uzmanının kendi model sonuçları 16 Mart 2020’de yayımlandı ve tahminleri çok karamsardı. Model kontrol edilmeyen nüfus temel alınarak çalıştırıldığında, COVID-19 virüsünün Birleşik Krallıkta 500 bin ve ABD’de 2.2 milyon ölümle sonuçlanabileceği kestiriyordu.

Virüsün insanlar arasında ne kadar hızlı yayıldığını gösteren veriye dayanarak üretilen bu kestirimler, Dünya ölçeğinde de ana haberlerin en başına oturdu bir süreliğine. Aynı gün İngiltere Başbakanı Boris Johnson hızlı bir karar değişikliği yaparak tüm yurttaşları evde kalmaya davet etti: ABD başkanı Donald Trump ise gönüllü sosyal uzaklık önlemleri üzerinde durdu. Başka bir deyişle, virüsün yayılmasını kontrol etmeyi sağlayabilecek önceki ciddi sınırlama gereksinimlerini dikkate almamış olan iki lider, risk modelinin sonuçları Dünya’ya duyurulur duyulmaz hızlı bir U-dönüşü yaparak pandemiyi daha ciddiye almaya başladı. İşte bu sonuç, risk modellemesinin bir başarısıdır.

 

  Dilan  KARACAN

İZ TV’de belgesel yapım asistanlığı, Cumhuriyet’te stajyer muhabirlik, Artı Bir TV’de editörlük, Star TV’de muhabirlik ve Kanal D’de prodüksiyon asistanlığı yaptı. Journo için freelance olarak röportaj, araştırma ve söyleşi gibi içerikler üretiyor.

Total
0
Shares
Previous Post

Pandemik Teknolojiler:

Next Post

İngiltere’de Cummings Skandalı İstifa Getirdi:

Related Posts