Kerkük’te Etnik Temsil, Güvenlik ve Bölgesel Rekabet Arasında Yeni Denge Arayışı

Gülbahar Altaş

POLİTİK RİSK ANALİZ

Kerkük’te son dönemde hız kazanan siyasi gelişmeler, sıradan bir yerel yönetim değişiminin ötesine geçmektedir. Bu süreç, Irak’ın kırılgan güç mimarisini yeniden şekillendiren çok katmanlı bir dönüşüme işaret etmektedir. Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB), Ankara’ya yakınlığıyla bilinen Irak Türkmen Cephesi (ITC) ve yerel Arap blok arasında ortaya çıktığı anlaşılan mutabakat, valilik makamının el değiştirmesini beraberinde getirmiştir. Ancak bu gelişme yalnızca bir görev değişimi değildir. Aynı zamanda Kerkük’te siyasi temsil, idari kontrol ve güvenlik mekanizmalarının yeniden dağıtıldığı daha geniş bir güç yeniden yapılanmasını ifade etmektedir.

Bu durum, Kerkük’te seçim süreçlerinde tartışılan “kim yönetecek?” sorusunu daha karmaşık bir düzleme taşımaktadır. Artık mesele yalnızca yönetim değildir. “Kim temsil edecek, kim yönetecek ve kim kontrol edecek?” soruları birlikte ele alınmaktadır. Sahada oluşan yapı, bu üç alanın tek bir aktörde toplanmadığını açık biçimde göstermektedir. Yönetim ile kontrolün ayrıştırıldığı ve farklı aktörler arasında paylaştırıldığı bir düzen ortaya çıkmaktadır.

Kerkük Valisi Muhammed Saman Ağa

Tarihsel eşik: Türkmen Valiliğinin Dönüşü

Sürecin en dikkat çekici gelişmelerinden biri, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Muhammed Saman Ağa’nın Kerkük İl Meclisi’nde yapılan tartışmalı oylama sonucunda valilik makamına gelmesi ve KYB’li Rebwar Taha’nın görevden ayrılmasıdır. Bu gelişme yalnızca idari bir değişim değildir. Bu dönüşüm salt sembolik bir temsil artışı olarak okunamaz. Valilik Türkmenlere bırakılmıştır; ancak güvenlik aygıtı, idari bürokrasi ve kritik kamu kurumları üzerindeki kontrol büyük ölçüde KYB’de kalmaya devam etmektedir. Bu tablo, fiili güç dağılımında sınırlı bir değişim yaşandığını ortaya koymaktadır

Hibrit yönetim modeli: Temsil ile gücün ayrışması

Ortaya çıkan yapı, temsiliyet ile fiili gücün ayrıştırıldığı hibrit bir yönetim modeline işaret etmektedir. Valilik makamı Türkmenlere bırakılarak siyasi temsil sağlanmaktadır. Buna karşılık güvenlik aygıtı (polis, istihbarat ve saha kontrolü) ile idari mekanizmalar KYB’nin etkisi altında kalmaktadır. Yerel Arap blok ise bu denklemin dengeleyici unsuru olarak konumlanmaktadır. Bir diğer anlamda Muhammed Saman Ağa Kerkük Valisi; “Türkmen bileşenini temsil ediyor”, Rêbwar Taha; Birinci Vali Yardımcısı “Kürtleri temsil ediyor” ve İbrahim Tamim; Teknik Vali Yardımcısı “Arap bileşenini temsil ediyor.

Bu model kısa vadede işlevsel bir denge üretebilir. Ancak uzun vadede yapısal riskler barındırmaktadır. Yetki ile sorumluluk arasındaki uyumsuzluk bunların başında gelmektedir. Siyasi sorumluluğun Türkmen aktörlerde toplanmasına karşın, operasyonel kapasitenin farklı bir aktörde bulunması yönetim açısından kırılgan bir yapı üretmektedir.

KYB iç dinamikleri ve karar mekanizması

Kerkük’teki gelişmeler, yalnızca aktörler arası bir uzlaşının sonucu değildir. Aynı zamanda KYB içindeki güç ilişkilerini de yansıtmaktadır. KYB’li Rebwar Taha’nın görevden ayrılma süreci, kendi deyişiyle; “Vali görevinde kalmamam benim iradem ve yetkim dahilinde olmadı. Valilik görevinden ayrılıp birinci vali yardımcısı olmak benim için ağır bir durum.Bundan sonra valinin alacağı her karar, uzlaşı ve vali yardımcılarının katılımıyla olmalıdır” açıklaması, bu değişimin tamamen gönüllü olmadığını göstermektedir. Parti içi dengeler ve çok katmanlı baskılar bu süreci belirlemiştir.

Taha’nın valilikten vali yardımcılığına çekilmesi, sistem dışına itilmeden konumunun zayıflatıldığı bir yeniden yerleştirme olarak değerlendirilebilir. Bu durum, KYB’nin tamamen dışlanmadığını; ancak karar alma merkezindeki ağırlığının azaltıldığını göstermektedir.

Bu iç dinamikler, il meclisindeki koalisyon aritmetiğini doğrudan etkilemektedir.

Kürt iç siyaseti, meşruiyet tartışması ve söylem–pratik uyumsuzluğu

Bu noktada sürece ilişkin Kürt siyasi aktörlerden gelen açıklamalar, Kerkük bağlamındaki meşruiyet tartışmasını daha görünür hale getirmektedir. KDP’li Irak Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Rêber Ahmed’in açıklamaları bu çerçevede dikkat çekicidir. Ahmed, KDP’nin Kerkük İl Meclisi’ni tek başına yönetebilecek kapasiteye sahip olduğunu, ancak Kürt lider Mesud Barzani’nin tercihinin tüm tarafların birlikte yönetime katılması yönünde olduğunu ifade etmektedir. Bu yaklaşım, KDP’nin pozisyonunu “ortak yönetim meşruiyeti” çerçevesine dayandırma çabasını göstermektedir.

Buna karşılık sahada şekillenen yeni düzenin bu çerçevenin dışında ve kısmen dışsal bir müdahale/düzenleme olarak algılandığı görülmektedir. Bu durum, Kerkük’teki güç paylaşım modelinin yalnızca yerel bir uzlaşı olmadığını; aynı zamanda Kürt iç siyasetinde farklı stratejik yönelimlerin kesiştiği bir alan haline geldiğini ortaya koymaktadır. Nitekim KDP ile KYB arasındaki yaklaşım farkı, yalnızca aktörler arası rekabetten ibaret olmayıp, farklı bölgesel bağlantılar ve siyasi önceliklerle de doğrudan ilişkilidir.

Bu bağlamda, KYB’nin merhum lideri Celal Talabani dönemine dayanan ve Ankara tarafından da zaman zaman referans verilen Kürt–Arap–Türkmen bileşenli dönüşümlü valilik modeli, mevcut mimarinin önemli referans noktalarından biri olarak öne çıkmaktadır. Ancak bu model, özellikle son dönemde Ankara ile Süleymaniye hattı arasında yaşanan gerilimler nedeniyle kurumsal bir karşılık bulamamıştır. KYB ile Türkiye arasında oluşan ve Süleymaniye’deki PKK varlığına atıfla şekillenen siyasi mesafe, sürecin somutlaşmasını sınırlayan temel faktörlerdendi. 

Buna karşın son dönemde ortaya çıkan temaslar ve değişen güvenlik dinamikleri, taraflar arasında sınırlı da olsa bir normalleşme zemini üretmiştir. Bu gelişme, Ankara ile Süleymaniye arasında yeniden bir diyalog kanalının açılmasına katkı sağlamış; aynı zamanda KYB’nin Irak Türkmen Cephesi’ne yönelik tutumunda görece bir yumuşamaya da işaret etmiştir.

Öte yandan KDP’nin ITC adayının seçildiği vilayet meclisi oturumunu boykot etmesi, yeni güç paylaşım düzenine yönelik en açık siyasi itirazlardan biri olarak ortaya çıkmaktadır. Sürecin dışında kalmayı tercih eden KDP’nin bu pozisyonu, Kürt iç siyasetindeki rekabeti derinleştirmekte ve Kerkük’te oluşan yeni dengeye mesafeli bir yaklaşımı yansıtmaktadır.

Bu gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde, Kerkük’te şekillenen yeni yapı yalnızca etnik temsile dayalı bir idari yeniden dağılım değildir. Aynı zamanda Kürt siyasi alanı içinde yeni bir ayrışma hattı üretmektedir. Böylece Kerkük’teki güç paylaşımı, yerel düzeyin ötesine taşarak Kürt iç siyaseti ve bölgesel ilişkiler bağlamında yeniden tanımlanan çok katmanlı bir rekabet alanına dönüşmektedir.

Kürt siyaseti ve söylem–pratik uyumsuzluğu

Kerkük ve genel olarak Irak siyaseti bağlamında, Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) söylem stratejisi giderek yapısal bir aşınma riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. KDP’nin “Kabul edilemez” olarak çerçevelenen pozisyonların fiiliyatta kabul edilmesi, bu söylemlerin caydırıcılığını zayıflatmakta ve müzakere kapasitesini aşındırmaktadır. Böylece retorik ile pratik arasındaki uyumsuzluk, doğrudan siyasi kredibilite sorununa dönüşmektedir.

Bu çerçevede siyasal rekabetin sıfır toplamlı bir oyun olarak kurgulanması, uzlaşma mekanizmalarını işlevsizleştirmektedir. Uzlaşmanın “teslimiyet”, koalisyonun “zayıflık” ve uyumun “aşağılanma” olarak kodlandığı bir siyasal dil, çok aktörlü ve parçalı sistemlerde sürdürülebilir değildir. Bu yaklaşım, ancak asimetrik güç ilişkilerinin belirgin olduğu ortamlarda sınırlı bir işlevsellik üretebilir.

Oysa Bağdat merkezli siyasal sistem, tek taraflı dayatmalardan ziyade koalisyon aritmetiği, anayasal çerçeve ve yargısal denetim mekanizmaları üzerinden işlemektedir. Siyasal sonuçlar; mezhepler arası pazarlıklar, parlamento içi dengeler ve yargı kararlarıyla şekillenmektedir. Bu nedenle Erbil merkezli tek taraflı söylemlerin Bağdat siyasetindeki etkisi sınırlı kalmaktadır.

Bu durum, Kürt siyasi aktörler açısından temel yapısal sorunu ortaya koymaktadır: bölgesel siyaset refleksleri ile federal Irak siyasetinin işleyiş mantığı arasındaki uyumsuzluk. Irak Parlamentosu’nda etkili bir aktör olabilmek, yalnızca bölgesel meşruiyete değil, aynı zamanda ulusal düzeyde koalisyon kurabilme kapasitesine bağlıdır.

Son kertede, Kürt siyasi aktörlerin yalnızca Kürdistan Bölgesi iç dinamikleriyle değil, Irak’ın bütünsel siyasal mimarisi içinde hareket etme kapasitesini geliştirmesi gerekmektedir. Bu dönüşüm, hem Kerkük gibi tartışmalı alanlarda hem de Bağdat siyasetinde daha sürdürülebilir ve kurumsal sonuçlar üretmenin temel koşulu olarak öne çıkmaktadır.

Koalisyon aritmetiği ve meşruiyet sorunu

Kerkük İl Meclisi’nde hiçbir grubun tek başına çoğunluk sağlayamaması, yönetimi koalisyonlara bağımlı hale getirmektedir. KYB, Türkmenler ve Arap blok arasında kurulan çoğunluk teknik olarak yeterlidir. Ancak KDP’nin süreç dışında bırakılması, bu çoğunluğun siyasal meşruiyetini tartışmalı hale getirmektedir.

Böylece Kerkük’te sayısal çoğunluk ile siyasal meşruiyet arasında belirgin bir ayrışma ortaya çıkmaktadır. 

Bölgesel rekabet ve dış aktörler

Kerkük artık yalnızca Irak iç siyasetinin bir parçası değildir. Aynı zamanda Ankara, Tahran ve Bağdat arasında şekillenen bölgesel rekabetin merkezlerinden biridir. Türkiye’nin Türkmenler üzerinden kurduğu etki ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile geliştirdiği ilişkiler bu denklemde önemli bir yer tutmaktadır. Buna karşılık KYB’nin İran ile dönemsel bağları ile KDP’nin Türkiye ile kurduğu ilişkiler, çok katmanlı ve rekabetçi bir dış etki alanı oluşturmaktadır.

Bu çerçevede KYB’nin Türkiye ile temaslarına ilişkin bazı iddialar da gündeme gelmiştir.

KYB– Ankara temasları

Kürdistan Bölgesi’nde tanınan Kürt gazeteci Arif Qurbani’nin aktardığına göre, KYB yönetiminden bir heyetin Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile gerçekleştirdiği görüşmede, “Kerkük’teki güvenlik dosyasını Türklere devretmeye hazırız” ifadesi kullanılmıştır.

Aynı anlatıma göre Hakan Fidan’ın bu öneriye “Bunu bize nasıl devredeceksiniz?” şeklinde karşılık verdiği, KYB heyetinin ise sürecin Irak Türkmen Cephesi (ITC) aracılığıyla yürütülebileceğini ifade ettiği öne sürülmektedir. Bu iddialar taraflarca resmî olarak doğrulanmamıştır.

Qurbani’nin bu bilgiyi dayandırdığı kaynağın, söz konusu görüşmede bulunan KYB’li bir yetkili olduğu belirtilmektedir. Ancak aktarılan unsurların tamamı doğrulanmamış siyasi anlatılar niteliğinde olup, bölgedeki güç müzakerelerine ilişkin algı düzeyini yansıtmaktadır.

Bu iddialar, Kerkük’teki güç paylaşım tartışmalarının yalnızca yerel aktörler arasında değil, aynı zamanda bölgesel ve diplomatik kanallar üzerinden şekillenen çok katmanlı al-ver dengesi üzerinde bir müzakere alanına dönüştüğünü göstermektedir.

Güvenlik yapısı: Fiili gücün belirleyicisi

Kerkük’te belirleyici olan asıl unsur güvenlik yapısıdır. Irak Ordusu, Haşdi Şabi ve yerel güvenlik birimlerinin varlığı, parçalı bir güvenlik mimarisi üretmektedir. Bu nedenle güvenlik kurumları üzerindeki kontrol, idari pozisyonlardan daha stratejik bir önem taşımaktadır.

Bu çerçevede KYB’nin güvenlik alanındaki etkisini sürdürmesi, fiili güç dengesinin büyük ölçüde korunduğunu göstermektedir.

140. Madde ve yapısal tıkanma

Kerkük’te yaşanan tüm siyasi gelişmelerin arka planında, Irak Anayasası’nın hâlâ uygulanmamış olan 140. Maddesi yer almaktadır. Demografik normalleşme, nüfus sayımı ve referandum süreçlerinin tamamlanmamış olması, Kerkük’teki krizlerin temel yapısal kaynağını oluşturmaya devam etmektedir.

Irak Anayasası’nın 140. Maddesi, Saddam Hüseyin döneminde demografik yapısı zorla değiştirilen ve “tartışmalı bölgeler” olarak tanımlanan alanların nihai statüsünü belirlemeyi amaçlayan bir yol haritası sunmaktadır. Bu süreçte, özellikle Kürt ve Türkmen nüfusun yerinden edilerek yerlerine Arap nüfusun yerleştirilmesi, sorunun tarihsel temelini oluşturmuştur.

2005 yılında kabul edilen Irak Anayasası çerçevesinde, taraflar arasında sağlanan uzlaşı doğrultusunda bu madde üç aşamalı bir çözüm süreci öngörmüştür:

Normalleştirme: Zorla değiştirilen demografik yapının düzeltilmesi.

Nüfus sayımı: Bölgedeki güncel demografik yapının tespit edilmesi. 

Referandum: Bölge halkının idari olarak Bağdat’a mı yoksa Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne mi bağlanacağına karar vermesi. 

Ancak söz konusu sürecin 2007 yılı sonuna kadar tamamlanması öngörülmesine rağmen, dönemin Başbakanı Nuri el-Maliki dönemindeki siyasi tercihler, buna ek olarak Kürt, Arap ve Türkmen aktörler arasında süregelen siyasi ve güvenlik temelli gerilimler nedeniyle bu mekanizma hayata geçirilememiştir.

Yönetilen istikrarsızlık rejimi

Mevcut düzenleme yalnızca statik bir güç paylaşımı değildir; aynı zamanda zamana yayılan ve aktörler arasında pazarlıklarla şekillenen bir denge mimarisine dayanmaktadır. Muhammed Saman Ağa’nın belirli bir süre valilik görevini yürütmesi ve ardından görevin Arap blokuna devredilmesine yönelik beklentiler, Kerkük’te etnik temelli bir paylaşım modelinin fiilen kurumsallaştığını göstermektedir. Ancak bu yapı kurumsal ve anayasal bir çerçeveye dayanmamaktadır. Özellikle KDP’nin süreç dışında bırakılması ve bazı Arap yerel blokların sınırlı katılımı, düzenlemenin siyasal meşruiyet zeminini zayıflatmaktadır. Bu nedenle ortaya çıkan yapı, kalıcı bir çözüm üretmekten ziyade, siyasi pazarlıklarla sürdürülen geçici bir denge formu niteliği taşımaktadır.

Bu çerçevede Kerkük’te oluşan düzen, yapısal bir çözüm üretmek yerine kurumsallaşmış bir kırılganlığı yeniden üretmektedir. Valilik makamının Türkmenlere devri sembolik bir temsil düzeni yaratırken, güvenlik aygıtı ve idari kapasitenin büyük ölçüde KYB kontrolünde kalması fiili güç dağılımında belirgin bir değişim yaratmamaktadır. Böylece siyasal temsil ile operasyonel kontrol arasındaki ayrışma derinleşmekte, yönetim sorumluluğu ile fiili iktidar farklı aktörler arasında bölünmektedir.

Sonuç olarak Kerkük, çözülmüş bir siyasi dengeyi değil; ertelenmiş bir yapısal sorunu temsil etmektedir. Aktörler arası hassas ve sürekli yeniden üretilen müzakere dengelerine dayanan mevcut yapı, dış müdahale kanallarına açık ve iç siyasi gerilimlere duyarlı niteliğiyle, klasik anlamda bir istikrar rejiminden ziyade kurumsallaşmış bir “yönetilen istikrarsızlık” düzeni olarak değerlendirilebilir.

Total
0
Shares
Previous Post

Macaristan’da Orbán Döneminin Sonu

Related Posts