POLITICO, aşırı sağcı İsveç Demokratları partisinin neden destek kaybettiğini ve bu gerilemenin ne anlama geldiğini anlamak için parti liderleri Magdalena Andersson ve Ulf Kristersson’ın yanı sıra önde gelen analistlerle görüştü
Yazar: Tim Ross | POLITICO
Türkçe çeviri
STOCKHOLM — Aşırı sağcı lider Jimmie Åkesson, seçim kampanyasının son mitinginde pembe kar maskesi takan şarkıcı Miss Smut’ın yanında dans ederken, anketlerde son anda yaşanacak bir yükselişin İsveç Demokratları’nı iktidara taşımasını umuyordu.
Ancak ertesi gün yapılan seçim, İsveç’te göç karşıtlığının öncülüğünü üstlenen partiye ağır bir darbe vurdu. İsveç Demokratları (SD), 1980’lerde neo-Naziler tarafından kurulmasından bu yana ilk kez oy oranında, seçmen desteğinde ve siyasi nüfuzunda gerileme yaşadı.
Sol blok seçimi kıl payı kazandı ve şimdi hiçbir sağ partinin yer almadığı bir hükümet kurmaya çalışacak.
SD içinde karşılıklı suçlamaların yaşandığına ilişkin haberler gelirken Åkesson, aktif siyasete bir süre ara verebileceğini belirtiyor; ancak istifa etmeyeceğinde ısrar ediyor.

SD açısından hayal kırıklığı yaratan bu sonuç, günümüz Avrupa siyasetinde pek sık rastlanmayan bir tablo ortaya koyuyor: Göç karşıtı kampanyalarla adını duyuran aşırı sağcı popülist bir parti, iktidarı ele geçirmek yerine geriliyor.
POLITICO, seçim kampanyasından çıkarılabilecek dersleri değerlendirmek üzere uzmanlarla ve siyasetin önde gelen isimleriyle görüştü. Bunlar arasında görevden ayrılmaya hazırlanan merkez sağ Başbakan Ulf Kristersson ile onun yerine geçmesi beklenen Sosyal Demokrat lider Magdalena Andersson da vardı.
1 Aşırı sağ merkezle ittifak kurdu ve kaybetti
SD, dört yıl boyunca Kristersson’ın merkez sağ koalisyonuna parlamentoda destek vermesine rağmen, 2022’de yüzde 20,5 olan oy oranının bu yıl yüzde 17,5’e düşmesini önleyemedi. Åkesson’ın partisi, Kristersson yönetimini suç ve göç konusunda daha sert politikalar benimsemeye yönlendirmeyi başardı; ancak seçim sonucunda geriledi.

Kristersson’ın Ilımlılar Partisi ise desteğini artırdı ve SD’yi geçerek parlamentonun ikinci büyük siyasi gücü oldu. Bu sonuç, örneğin Almanya Başbakanı Friedrich Merz’in Hristiyan Demokratları ile aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD), ayrıca Birleşik Krallık’taki Muhafazakâr Parti ile Reform UK’nin dikkatini çekmiş olmalı.
2 Söyleminize uyuyorsa seçmeni suçlamakta sakınca yok
Åkesson’ın SD’nin hayal kırıklığı yaratan sonucuna getirdiği açıklama, göç karşıtı popülist çizgisiyle tam bir uyum içindeydi. Cuma günü düzenlediği basın toplantısında, Sosyal Demokratların ve soldaki müttefiklerinin “daha önce oy verebilecekleri başka partiler bulunan İslamcı seçmenleri sandığa götürmekte çok başarılı olduklarını” iddia etti.
Aynı zamanda, sağ seçmenin bir bölümünün parlamentoda temsil edilmek için gereken yüzde 4’lük seçim barajını aşamayan çok küçük partilere oy verdiğini söyledi.
Seçmen davranışına dikkat çeken tek isim Åkesson değildi. Sosyal Demokrat lider Andersson, kampanyanın büyük bölümünde seçmenleri Åkesson ve ekibini iktidara taşımamaları konusunda uyardı ve bunu seçimin temel meselelerinden biri olarak sundu. Seçim günü POLITICO’ya konuşan Andersson, verdikleri desteğin aşırı sağcı bakanları ilk kez hükümete taşıyacağını bildikleri hâlde Kristersson’a ve diğer sağ partilere oy veren seçmenlerin “gerçeği inkâr ettiğini” söyledi.
“Aslında İsveç Demokratları’nın hâkim olacağı bir hükümete oy verdiklerini görmek istemiyorlar” dedi.
3 Aşırı sağa karşı siyasi set İsveç seçiminde tesadüfen ayakta kaldı
Avrupa’nın ana akım partileri, kıtada 20. yüzyılda derin yaralar açan faşizmin geri dönmesini engellemek amacıyla, on yıllardır aşırı sağla iş birliğini reddederek onu iktidardan uzak tutmaya yönelik bir “siyasi set” politikası izliyor.
Ne var ki İsveç’te bir zamanlar sağlam olan bu set, son dört yılda birçok yerinden delindi. Kristersson, 2022’de diğer iki sağ partiyle kurduğu koalisyonun SD’nin başlıca önceliklerini hayata geçirmesini öngören bir anlaşma imzaladı. Bunun karşılığında SD’nin parlamentodaki desteğini aldı ve böylece partiyle iş birliği yapma tabusunu yıktı.
Anlaşma, Åkesson’a Kristersson hükümeti üzerinde kayda değer bir nüfuz kazandırdı. SD, bu sayede göçe karşı sert kısıtlamalara ve şiddet suçlarıyla mücadele gündemine yön verebildi.
Kristersson, İsveç’in hoşgörülü bir ülke olma niteliğini ortadan kaldıracak aşırılıkçılara kapı açtığı yönündeki eleştirileri reddetti. Kendisini pragmatist olarak tanımlayarak seçmenlerden onu, hükümetinin suç ve göçü azaltma konusundaki başarısına göre değerlendirmelerini istedi.
Kampanyanın son haftasında POLITICO’ya konuşan Kristersson, “Benim için önemli olan sonuçtur” dedi. Sorunları çözebilmek için parlamentoda çoğunluğa ihtiyaç olduğunu, İsveç’in nispi temsil sisteminde bunun SD ile çalışmak anlamına geldiğini söyledi.
4 Normalleştirmede ölçüyü kaçırmayın
Kristersson, seçim öncesinde bir adım daha ileri giderek, sağ ittifakın iktidarda kalması hâlinde Åkesson’ın partisine ilk kez kabinede bakanlık vereceğini vaat etti.
Södertörn Üniversitesi’nde siyaset bilimi doçenti olan Nicholas Aylott, “Bu adım, normalde sağ partilerden birine, özellikle de Liberallere oy verecek az sayıda seçmen için muhtemelen kabul edilebilir sınırı aştı” dedi. Aylott’a göre başa baş geçen bir seçimde böylesi küçük etkenler büyük fark yaratabilir.
Bununla birlikte Aylott, sol partilerin bu konuyu öne çıkarma çabalarına rağmen, aşırı sağa karşı siyasi setin bu yılki seçimin merkezinde yer almadığını belirtti.
Kristersson’ın hamlesinin etkisi ne olursa olsun, seçim neredeyse berabere bitti ve sonuç tersine dönmeye çok yaklaştı. Parlamentodaki iki sandalye sağ bloğa geçmiş olsaydı Åkesson’ın ekibi, hükümetin kilit bakanlıklarını devralmaya hazırlanıyor olacaktı. Andersson, koalisyon görüşmelerinde diğer partileri kendisini desteklemeye ikna edemezse bu ihtimal hâlâ gerçekleşebilir.
5 Siyasi setler sonsuza dek işe yaramaz
İsveç Demokratları parlamentoya ilk kez 2010’da girdi; ana akım merkez ve sol partiler ise onunla iş birliği yapmayı reddetti. Aylott’a göre bu “çok güçlü” siyasi set, SD’nin ülkedeki desteğini artırmasına olanak sağladı.
“Bu durum İsveç siyasetinde çok geniş bir alan açtı. O dönemde göçe ilişkin herhangi bir ihtiyatlı ya da kuşkucu yaklaşımı olanların önünde, gerçekte İsveç Demokratları dışında pek bir seçenek yoktu” dedi.
2022’ye gelindiğinde çete suçları yaygınlaşmıştı. SD’nin kamu düzeni ve göç konusundaki sert tutumu, partiyi tarihinin en yüksek oy oranına taşıdı. Seçimi ikinci sırada bitirmesi, Kristersson hükümetini etkileme konusunda ona güçlü bir konum sağladı.
Aylott’a göre, SD’nin Kristersson’ın kabinesinde bakanı bulunmasa da iktidara ortak olabilmesi için siyasi setin kısmen kaldırılmasının ardından aşırı sağın yeniden gerilemesi tesadüf değil.
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’un Avrupa Programı Direktörü Grégoire Roos’a göre Avrupa’nın büyük bölümünde bu siyasi set “artık ayakta kalamıyor”. Roos, “Bu partilere oy veren yurttaşlar giderek gençleşiyor. Dolayısıyla tarihin en karanlık dönemlerine atıfta bulunmak onlarda hiçbir karşılık bulmuyor” dedi.
“Bir bakıma, bu partilere ne kadar yüklenirseniz o kadar popülerleşiyorlar” diye ekledi. Bunun Trump ve Avrupa’daki başka siyasetçiler için de geçerli olduğunu belirterek, “Bu açıdan bir örüntü görebildiğimizi düşünüyorum” dedi.
6 Kuzey Avrupa için olağan bir durum
Norveç ve Finlandiya gibi Kuzey Avrupa ülkelerinde aşırı sağın hükümetlerde yer alması alışılmadık bir durum değil. Danimarka’daki merkez sol da kısmen aşırı sağcı popülistlerin cazibesini azaltmak amacıyla göçe karşı özellikle sert politikalar benimsedi.
Son dönemdeki bu gelişmeler; Almanya, İspanya ve Fransa gibi Güney ve Batı Avrupa ülkelerindeki durumla belirgin bir tezat oluşturuyor.
7 Rusya yanlısı politikalar oy kaybettiriyor
Avrupa’daki bazı aşırı sağ partiler, seçimlerde ciddi bir bedel ödemeden Rusya yanlısı tutumlarını sürdürebiliyor. Ancak İsveç gibi ülkelerde durum böyle değil.
İsveç makamları Rusya’yı ülkenin bir numaralı güvenlik tehdidi olarak görüyor. Moskova da son yıllarda İsveç’in hava sahasını ve Baltık Denizi’ndeki çıkarlarını tehdit etti. Rusya’nın 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı geniş çaplı işgal, İsveç’in on yıllardır sürdürdüğü askerî tarafsızlığı sona erdirerek NATO’ya katılmasına yol açtı. Bu karar, hem kamuoyunda hem de siyasette geniş destek gördü.
Seçim kampanyasının son günlerinde SD, Rusya’nın partiye sızdığı iddiaları etrafında patlak veren bir skandalla sarsıldı. İsveç siyasetinde böylesi bir skandalın seçmeni uzaklaştırması kaçınılmazdı.
8 Göç artık eskisi kadar belirleyici değil
İsveç’in 2015’te rekor sayıda sığınmacı kabul etmesinin ardından ortaya çıkan siyasi tepki, hem sağ hem de sol hükümetleri sert kısıtlamalar getirmeye yöneltti. Bu politikalar sonucunda, on yıl sonra ülkeye gelen göçmenlerin sayısı yüzde 96 azaldı.
Göçe sınırlama getirilmesini kendisi de destekleyen Andersson’a göre, iktidar koalisyonunun bazı politikaları sıradan İsveçlilerin kabul edebileceği sınırın ötesine geçti. Göçmen ailelerin İsveç’te büyümüş, ergenlik çağındaki çocuklarının sınır dışı edilmesi buna bir örnekti. Andersson, “Bu gençler artık bu toplumun bir parçası; şimdi ise ülkeyi terk etmek zorundalar” dedi. “İnsanlar bundan hoşlanmıyor.”
9 Aşırı sağ kendi başarısının kurbanı oldu
Aylott’a göre, önceki seçimlerde SD’ye desteği artıran iki büyük mesele, çetelerin silahlı saldırıları ve göç, bu seçimde gündemin daha alt sıralarındaydı. Bunun nedeni, Kristersson koalisyonunun SD’nin desteğiyle silahlı suçları azaltmayı ve göçü ciddi ölçüde kısıtlamayı başarması olabilir.
Kristersson, dört yıl önce manşetlerin “çete şiddeti, her gün yaşanan silahlı saldırılar, öldürülen çocuklar” ile dolu olduğunu söyledi. POLITICO’ya yaptığı açıklamada, “Şimdi bunları yaklaşık yüzde 80 azalttık” dedi.
Göç konusunda ise Kristersson hükümeti, yurt dışında doğmuş bazı kişilere ülkeden ayrılmaları için 30 bin avro ödemeye başladı.
“Benim için sonuçlar önemlidir” diyen Kristersson’ın Ilımlılar Partisi, bu kez daha fazla sandalye kazandı. Bu, seçmenin yapılanları takdir ettiğinin bir işareti olabilir. Buna karşılık göç karşıtı politikalarla güçlü biçimde özdeşleşen SD geriledi.
Aylott, “Paradoks şu: Durum daha az vahim görünmeye başladığında, seçmenin öncelikleri arasında geriye düşüyor” dedi. Böyle olduğunda, “önceden avantaj sağlayan parti muhtemelen aynı avantajı bir daha elde edemiyor”.
Sandık çıkış anketlerine göre, seçmenlerin öncelikleri arasında sağlık, eğitim ve ekonomi ilk sıralarda yer aldı.
10 Merkezdeki hükümetler işlerini yapmalı
Andersson, SD ile hem ekonomideki geleneksel sağcı tutumu üzerinden hem de “yaydığı nefret” ve iktidara gelmesi hâlinde bu nefreti daha da yayacak olması üzerinden mücadele edilebileceğine inanıyor.

Ancak ona göre merkez partilerin çıkaracağı en önemli ders, fırsat bulduklarında seçmenin sorunlarına çözüm üretmek zorunda oldukları.
“İnsanların yaşam standardını gerçekten yükselten, daha iyi okullar ve daha iyi sağlık hizmetleri sağlayan, geleceğe umutla bakılabilecek bir toplum kuran hükümetleriniz olursa, sağ popülist partilere kalan alan daralır” dedi. “2008–2009 mali krizinden sonra geleneksel partilerin beklenen sonuçları pek sağlayamadığı açık.”
İktidarı kaybeden blokta yer almasına rağmen Kristersson bile, hükümetinin başarılarını öne çıkardığı kampanyanın ardından merkez sağdaki Ilımlılar Partisi’nin oy oranını artırdı.
11 Aşırı sağ henüz bitmiş değil
Andersson’a göre aşırı sağa verilen destek, “dört yıllık bir dönemde durdurabileceğiniz bir şey değil”. POLITICO’ya, Avrupa genelinde seçmenlerin popülist milliyetçi partileri “siyaset beklentileri karşılamadığı için” tercih ettiğini söyledi.
“Geleneksel siyasi partiler daha iyi bir gelecek için umut veremiyorsa, başka bir seçeneğe oy verirsiniz. Dolayısıyla ödevimizi yapmak bize düşüyor: İktidardayken sonuç üretmek; muhalefetteyken de yeniden iktidara geldiğimizde uygulayabileceğimiz, iyi ve gerçekçi programlar hazırlamak.”
Aylott da seçimin SD açısından “kesinlikle bir gerileme” olduğunu, ancak “tam bir çöküş” anlamına gelmediğini belirtti.
Åkesson’ın önümüzdeki haftalarda SD’den ayrılabileceğine ilişkin spekülasyonlar var. Aylott’a göre böyle bir durumda yeni bir lider, daha radikal bir çizgiye dönerek partiyi yeniden canlandırabilir. Muhalefette olmanın sağlayacağı daha rahat konuşma imkânı da muhtemelen partinin işine yarayacaktır.
“Partinin bir ölçüde yeniden radikalleşmesine ve aktivistlerini tekrar harekete geçirme çabasına tanık olmamız ihtimal dışı değil” diyen Aylott, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu, parti açısından kritik bir an olabilir. Parti içi çatışmalara ve çok yıpratıcı anlaşmazlıklara yol açabilir; ama belki daha genç bir liderle partinin seçmen nezdindeki cazibesini yeniden kazanmasını da sağlayabilir.”
Kaynak: Tim Ross, “Why the far right lost: 11 lessons for Europe from Sweden’s election”, POLITICO, 21 Eylül 2026.
Fotoğraf altı metinleri
1. Jimmie Åkesson ve Magdalena Andersson, 10 Eylül 2026’da Stockholm’de televizyonda yayımlanan bir seçim tartışmasına katılıyor. Fotoğraf: Jonathan Nackstrand / AFP, Getty Images aracılığıyla.
2. Jimmie Åkesson’ın seçim kampanyasındaki son mitingi, 12 Eylül 2026’da Stockholm’de düzenlendi. Fotoğraf: Tim Ross / POLITICO.
3. Ulf Kristersson, 14 Eylül 2026’da Stockholm’deki seçim gecesi toplantısında basına konuşuyor. Fotoğraf: Christine Olsson / AFP, Getty Images aracılığıyla.
4. Magdalena Andersson ve eşi Richard Friberg, 13 Eylül 2026’da İsveç genel seçimlerinde oy kullanmak üzere Nacka’daki bir okulda kurulan sandığa gelirken yaşlı seçmenleri selamlıyor. Fotoğraf: Jonathan Nackstrand / AFP, Getty Images aracılığıyla.