13 Eylül seçimlerinin ilk sonuçları, İsveç’te iktidar değişikliğine kapı aralıyor. Ancak iki siyasi blok arasındaki dar fark ve muhalefet partilerinin anlaşmazlıkları, hükümetin nasıl kurulacağını belirsiz bırakıyor. Aşırı sağın oy kaybı ise Avrupa açısından dikkatle izlenmesi gereken bir gelişme.
HABER | ANALİZ
İsveç’te 13 Eylül Pazar günü yapılan genel seçimin ardından iktidar yarışı başa baş sürüyor. Reuters’ın 14 Eylül’de aktardığı ön sonuçlar, Sosyal Demokrat lider Magdalena Andersson’u destekleyen partilere 349 sandalyeli parlamentoda 176, Başbakan Ulf Kristersson’un sağ blokuna ise 173 sandalye veriyor. Sayım tamamlanmadığı için bu dağılım henüz kesin değil. Andersson’un başbakanlığa dönüş ihtimali güçlenirken hükümetin kimlerden oluşacağı da belirsiz. Reuters
Seçimin ilk mesajı, hiçbir tarafın rahat hareket edebileceği bir çoğunluğa ulaşamaması. Birkaç sandalyelik fark, küçük partilerin desteğini ve liderlerin uzlaşma becerisini belirleyici hâle getiriyor. Böyle bir tabloda seçmenlerin verdiği oy kadar, partilerin seçimden sonra hangi koşullarla birlikte çalışacağı da önem taşıyor. Sandıktaki üstünlüğün sürdürülebilir bir yönetime dönüşmesi, ortaklarının birbirine ne kadar alan açacağına bağlı olacak.
Türkiye’den bakıldığında İsveç seçimi, Avrupa’da aşırı sağın yükselişi tartışmasının yeni bir örneği olarak görülebilir. Ancak sonuçları yalnız bu başlıkla okumak eksik kalır. Kamu hizmetleri, göç, güvenlik ve geçim koşulları etrafındaki tercihler, aynı zamanda İsveç’in nasıl yönetileceğine ilişkin bir tartışmayı yansıtıyor. Seçmenin bir partiye verdiği destek, bu konuların her birinde aynı düşünceyi paylaştığı anlamına gelmiyor.
Sonuçların neden kesinleşmesi gerekiyor
İsveç Seçim Kurumu, genel seçim sonucunun seçim gününü izleyen hafta sonunda kesinleşmesini bekliyor. Geç ulaşan erken oyların sayımı çarşamba günü yapılırken ayrıntılı nihai sayım pazartesi başlıyor. Dolayısıyla seçim gecesi açıklanan rakamlar ile resmen belirlenen sandalye dağılımı farklı aşamalara ait. Dar fark nedeniyle henüz hesaba katılmamış oylar, bu seçimde özellikle önem kazanıyor. İsveç Seçim Kurumu
Bu bekleyiş, seçim sisteminin olağan işleyişinin parçası. Oyların kontrol edilmesi, siyasi açıklamalardan bağımsız olarak tamamlanması gereken bir süreç. Bir haber başlığında kullanılan kazandı ifadesi ile geçici olarak önde bulunmak arasında bu nedenle önemli bir fark var. Mevcut veriler merkez sola avantaj sağlıyor; hükümet değişikliğinin gerçekleştiğini söylemek içinse henüz erken.
Öte yandan blokların toplamı, tek bir partinin başarısını göstermiyor. Sosyal Demokratlar ülkenin en büyük partisi olmayı sürdürüyor. Le Monde’un aktardığı ön veriler, partinin oyunu yüzde 28,1; aşırı sağ İsveç Demokratlarının oyunu ise yüzde 17,6 düzeyinde gösteriyor. Bu rakamlar da sayımın geçici tablosuna ait. Birinci parti olmak, tek başına ülkeyi yönetmeye yetecek çoğunluğu sağlamıyor. Le Monde
İsveç’te sandalye dağılımı, partilerin oylarıyla parlamentodaki temsilleri arasında mümkün olduğunca orantı sağlamayı hedefliyor. Bu nedenle iki büyük liderin performansı kadar, daha küçük ortakların kaç sandalye kazanacağı da sonuç üzerinde etkili. Bir partiden aynı bloktaki diğer partiye kayan oylar, bloklar arasındaki dengeyi aynı ölçüde değiştirmeyebilir. Parti sıralamasıyla hükümet kurma ihtimalini ayrı ayrı izlemek bu yüzden gerekli. İsveç Seçim Kurumu

Aynı tarafta olmak birlikte yönetmeye yetmiyor
Merkez sol diye anılan tarafta Sosyal Demokratlar, Sol Parti, Yeşiller ve Merkez Partisi bulunuyor. Kristersson’un tarafında ise Ilımlı Birlik Partisi, Hristiyan Demokratlar, Liberaller ve İsveç Demokratları yer alıyor. Bu gruplamalar, hükümet arayışında birbirine yakın duran partileri gösteriyor; her grubun bütün üyelerinin aynı kabinede yer alacağı anlamına gelmiyor. Le Monde
Andersson açısından temel güçlük, farklı ekonomik ve siyasi öncelikleri ortak bir programa dönüştürmek olacak. Merkez Partisi ile Sol Parti arasındaki mesafe özellikle önemli. Associated Press, Merkez Partisinin hem İsveç Demokratlarına hem de Sol Partiye yönelik çekincelerinin hükümet arayışını zorlaştırabileceğine dikkat çekiyor. Bu nedenle muhalefetin toplam sandalyesi, kendiliğinden hazır bir koalisyon üretmiyor. Associated Press
İsveç’in sistemi, çoğunluk hesabını anlamayı kolaylaştıran bir ayrıntı içeriyor. Meclis başkanının önerdiği başbakan adayı, en az 175 milletvekili karşı oy verirse reddediliyor; aksi durumda kabul ediliyor. Dolayısıyla adayın mutlaka 175 evet oyu toplaması gerekmiyor. Bazı partilerin çekimser kalması, hükümetin kurulmasına imkân verebiliyor. Parlamentonun resmî açıklaması, bu işleyişi açık biçimde ortaya koyuyor. İsveç Parlamentosu
Bu kural, hükümete bakan vermek ile hükümetin kurulmasını engellememek arasında bir alan açıyor. Bir parti kabineye katılmadan belirli koşullarla destek sağlayabilir. Ancak başlangıçtaki uzlaşmanın, bütçe görüşmelerinde ve önemli yasalarda da işlemesi gerekir. Bu yüzden pazarlıkların merkezinde yalnız bakanlıkların paylaşımı bulunmayacak. Vergiler, harcamalar ve ortakların hangi kararlarda birlikte hareket edeceği de konuşulacak.
Örneğin iki ortak, sağlık hizmetlerine daha fazla kaynak ayrılmasında anlaşabilir; bunun yeni vergilerle mi, başka harcamaların azaltılmasıyla mı sağlanacağında ayrışabilir. Enerji yatırımlarında da hedefe katılmak, nükleer enerji ve yenilenebilir kaynaklar için aynı tercihleri yapmak demek olmayabilir. Seçim ittifakını ortak bütçeye dönüştürmek, bu farklılıkların hangi yöntemle çözüleceğinin açıklanmasını gerektiriyor.
Aşırı sağ gerilerken etkisi nasıl değişebilir
Seçimin dikkat çeken gelişmelerinden biri, Jimmie Åkesson liderliğindeki İsveç Demokratlarının ikinci parti konumundan üçüncülüğe gerilemesi. Parti, 2022 sonrasında Kristersson hükümetine parlamentodan destek sağlamıştı. Bu seçimde ise doğrudan kabineye katılması gündemdeydi. Associated Press’in aktardığı ilk tablo, bu hedefin hem sağ blokun sonucuna hem de yeni uzlaşmalara bağlı kaldığını gösteriyor. Associated Press
Buradan aşırı sağın siyasi etkisinin sona erdiği sonucunu çıkarmak mümkün değil. Bir partinin etkisi, oy oranıyla birlikte rakiplerinin gündemini ne kadar değiştirdiğiyle de ölçülür. Göç ve güvenlik konuları diğer partilerin programlarında ağırlığını koruyorsa, sandalye kaybı o fikirlerin kamuoyundan çekildiğini göstermez. Yeni hükümetin kurulması kadar, hangi politikaların devam edeceği de bu nedenle izlenmeli.
Oy kaybının nedeni konusunda da ihtiyat gerekiyor. Taktik oy kullanımı, lider tercihleri ve hükümete verilen desteğin yarattığı memnuniyetsizlik farklı açıklamalar sunabilir. Financial Times, küçük partilerin ve merkezde kurulabilecek iş birliklerinin sonuçta önemli rol oynayacağını vurguluyor. Ancak tek bir seçim gecesi tablosundan bütün seçmenlerin neden fikir değiştirdiğini çıkarmak doğru olmaz. Bunun için daha ayrıntılı seçmen araştırmaları gerekir. Financial Times
Avrupa açısından buradaki soru, aşırı sağla iş birliğinin merkez sağa her koşulda seçim kazandırıp kazandırmadığı. İsveç’in geçici tablosu, böyle bir ilişkinin otomatik başarı getirmediğini düşündürüyor. Bununla birlikte tek bir ülkenin sonucu, Avrupa genelinde kalıcı bir yön değişikliğini kanıtlamaz. Yerel sorunlar, parti liderleri ve seçim sistemleri ülkeden ülkeye farklı ağırlık taşıyor.
İktidara dışarıdan destek vermenin siyasi sorumluluğu da burada devreye giriyor. Bir parti bakanlık üstlenmese bile hükümetin kararlarını mümkün kıldığında, seçmen onu bu kararların sonuçlarından ayrı tutmayabilir. İsveç Demokratları için sorgulanacak başlıklardan biri bu ilişki olacak. Bunun ne ölçüde oy kaybı yarattığı henüz gösterilmiş değil; ancak iktidar üzerinde etkili olmak ile sürekli muhalefet dili kullanmak arasındaki gerilim dikkate değer.
Seçmenin gündelik hayatında ne değişebilir
Hükümet pazarlıkları çoğu zaman karmaşık sandalye hesapları üzerinden anlatılıyor. Oysa seçmenin beklediği yanıtlar daha somut. Sağlık hizmetine zamanında ulaşabilecek mi, çocuğunun okulunda yeterli destek bulunacak mı, geliri temel giderlerini karşılayacak mı? Bu sorulara verilecek cevaplar, kurulacak yönetimin hangi siyasi etiketi taşıdığı kadar önemli. Ortak programın toplumsal karşılığı da burada sınanacak.
Göç politikasında ise merkez solun olası dönüşünü geçmişe eksiksiz bir dönüş olarak görmek yanıltıcı olabilir. Reuters, daha yumuşak bir yaklaşım ihtimaline rağmen önceki dönemlerin geniş kabul politikalarına dönüş beklenmediğini aktarıyor. Bu değerlendirme, yeni yönetimin kesin kararını bildirmiyor; siyasi tartışmanın geldiği noktayı gösteriyor. Reuters
Asıl farklılıklar, uygulamanın ayrıntılarında ortaya çıkabilir. Ailelerin durumu, işgücüne katılım, dil eğitimi ve toplumsal uyum için ayrılacak kaynaklar farklı tercihlere açık. Güvenlik alanında da suçun önlenmesi, polis kapasitesi ve gençlerin suç örgütlerinden uzak tutulması birlikte değerlendirilmeli. Bu başlıklardaki somut adımlar görülmeden, yalnız lider değişikliğinden hareketle kapsamlı bir politika değişikliği ilan etmek erken olur.
Ekonomi bakımından da benzer bir ölçü gerekli. Yeni harcama vaatlerinin nasıl karşılanacağı, vergilerde neyin değişeceği ve ortakların hangi önceliklerde anlaşacağı açıklığa kavuşmalı. Örneğin bir ailenin kamu hizmetlerinde iyileşme beklentisi ile bir işletmenin maliyetlerini öngörme ihtiyacı aynı program içinde karşılık arayacak. Dar çoğunluk, bu tercihlerin daha sık müzakere edilmesini gerektirebilir.
Seçimin yerel boyutunu da unutmamak gerekiyor. Seçmenler aynı gün belediye ve bölge yönetimleri için de oy kullandı. Dolayısıyla günlük yaşamla ilgili bütün beklentileri yalnız yeni başbakana bağlamak eksik bir okuma olur. Ulusal siyasette verilen mesajlarla yerel tercihler birbirinden farklılaşabilir. Seçmenin farklı yönetim düzeylerinde hangi partilere güvendiği, sonuçların daha ayrıntılı değerlendirilmesinde önem taşıyacak. Bu ayrım, seçim sonrasında kamu hizmetlerine ilişkin vaatlerin izlenmesini de kolaylaştırır. İsveç Parlamentosu
Avrupa ve Türkiye açısından ne ifade ediyor
İsveç’in Avrupa Birliği içindeki tutumu, yeni hükümetin ortaklarına göre bazı alanlarda değişebilir. İklim hedefleri, enerji yatırımları, göç kuralları ve bütçe tercihleri bu açıdan izlenecek başlıklar. Ancak bir seçim sonucuyla bütün dış politika çizgisinin değişeceğini varsaymak, iç siyasetteki rekabetin sınırlarını gözden kaçırır. Partiler bazı konularda ayrışırken başka alanlarda sürekliliği savunabilir. Dar çoğunluklu bir hükümette küçük ortakların enerji veya göç alanındaki öncelikleri, İsveç’in Avrupa Birliği müzakerelerindeki tutumuna daha fazla yansıyabilir.
Güvenlik bunun belirgin örneği. İsveç, 7 Mart 2024’te NATO üyesi oldu. Bu adım, ülkenin savunma politikasında uzun vadeli bir çerçeve yarattı. Yeni hükümet tartışılırken üyeliğin getirdiği yükümlülükler ve müttefiklerle yürütülen çalışmalar da devam ediyor. Bu nedenle olası bir iktidar değişimini, İsveç’in güvenlik ilişkilerinin baştan kurulacağı şeklinde okumak için dayanak bulunmuyor. NATO
Associated Press’in değerlendirmesi de NATO ve Ukrayna’ya destek konusunda geniş bir siyasi ortaklığa işaret ediyor. Türkiye açısından bu, Stockholm’deki isimler değişse bile ilişkilerin mevcut kurumsal zemininin önemini koruması demek. Savunma iş birliği, güvenlik görüşmeleri ve Avrupa gündemindeki temaslar, seçim gecesinin sonuçlarından daha uzun bir takvime yayılıyor. Associated Press
Ankara açısından dikkatle izlenecek belge, kurulabilirse yeni hükümetin ortak programı olacak. Liderlerin kampanya sırasında kullandığı ifadeler, koalisyon görüşmelerinde değişebilir veya sınırlandırılabilir. Bu yüzden Türkiye ile ilişkiler hakkında erken iyimserlik ya da karamsarlık üretmek yerine, hangi başlıkların programa girdiğine bakmak daha yararlı. Bakanlıkların dağılımı ve parlamentodaki destek düzeni de uygulamanın yönünü etkileyebilir.
Bundan sonra hangi adımlar izlenecek
İlk aşama, oyların tamamlanması ve sandalye dağılımının kesinleşmesi. Ardından siyasi liderlerin hangi ortaklıkları mümkün gördüğü daha belirgin hâle gelecek. İsveç Parlamentosunun takvimine göre yeni meclis 28 Eylül’de toplanacak. Hükümetin kurulma zamanı ise görüşmelerin sonucuna bağlı; meclisin açılması, aynı gün yeni bir kabinenin göreve başlayacağı anlamına gelmiyor. İsveç Parlamentosu
Meclis başkanının aday arayışı ve başbakan oylaması, siyasi uzlaşmanın kurumsal karşılığını oluşturacak. Sürecin uzaması tek başına yönetimin işlemediğini göstermez. Bununla birlikte seçmenlerin, partilerin neden anlaştığını veya hangi konuda anlaşamadığını açıkça duyabilmesi önemli. Belirsizliği azaltacak unsur, yalnız bir hükümetin kurulması değil, bu hükümetin nasıl çalışacağının anlaşılması olacak.
14 Eylül itibarıyla ortaya çıkan tablo, merkez sola dar bir fırsat sunarken bütün partileri uzlaşma ihtiyacıyla karşı karşıya bırakıyor. Aşırı sağın gerilemesi seçimdeki önemli gelişmelerden biri; sonuçların kalıcı etkisini ise bundan sonra alınacak kararlar gösterecek. İsveç’te seçimin asıl devamı, oyların sayılmasının ardından başlayacak: farklı beklentileri aynı yönetim programında buluşturmak.